-
  SON HABERLER
Gülay Göktürk
Gülay Göktürk
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Kendini hâlâ muhalefette sanmak

Deniz Feneri olayını sıradan yolsuzluk olaylarından ayıran ve görmezden gelemeyeceğimiz bir yanı var.

Davanın baş sanığının karardan sonra yaptığı basın açıklamasında dikkatimi çekmişti. Konuşmanın ana fikri, kendi cebine beş kuruş girmediğiydi. Sanık, en çok kendisinin sıradan bir dolandırıcı gibi algılanmasına içerliyor, her lafın başında “kendi cebime beş kuruş girdiyse namerdim” diyordu. Bu haberle ilgili okur yorumlarının hepsini dikkatle okudum. Özellikle dindar kesime hitap eden gazetelerdeki okur yorumlarını...

Tam da tahmin ettiğim gibiydi. Okurlardan çoğu bu yolsuzluğu pek de yolsuzluktan saymıyordu. Çünkü duruma tam olarak vakıf olmasa da hissetmişti ki, bütün bu işler “dava için” yapılmıştı. Paralar nihayetinde bir biçimde aynı dava için çalışan başka kurumlara aktarılmıştı. Okuduğum okur mektuplarında durum elbette aleni bir biçimde tasvip edilmiyordu. Ama sanıkların gizliden gizliye, içten içe onaylandığı, en azından sıradan dolandırıcılarla aynı kefeye konulmadığı da apaçıktı.

Aslında ben bu ruh halini yakından tanırım. Sol örgütleri biraz tanıyan herkes, bu örgütler içinde “burjuva hukuku”na pek de saygı olmadığını bilir. Yerde bulduğu parayı bile ceplerine atamayacak kadar namuslu birçok insanın solcu olduktan sonra “dava için” banka soyduğunu, fidye için adam kaçırdığını, ama yaptığı şeyi hırsızlık olarak adlandırmayı aklına bile getirmediğini çok iyi biliyoruz. Aynı şekilde, hırsızlarla bir dakika yan yana durmayı bile zul addeden binlerce namuslu insanın yoldaşlarının yaptıkları hırsızlıkları tasvip ettiklerini de...

Mevcut rejime muhalif bir biçimde konumlanmış her türlü marjinal grup, o rejimin kurallarına, kurumlarına, hukukuna saygı göstermek zorunda hissetmez kendini. Vergi vermek despot devlete para kaptırmaktır. Askere gitmek, sınıf düşmanlarının uyguladığı şiddete ortak olmaktır.

“Burjuva hukuku” mümkün olan her zaman etrafından dolanılacak ya da açıktan karşı çıkılacak bir ayak bağıdır. Bu örgütler, kendi ahlaki duruşlarını kendileri belirler, kendi “suç” “yasak” ya da “ayıp” kavramlarını kendileri oluştururlar. Örgüt ne kadar marjinalse, oluşturulan “iç hukuk” da, genel geçer hukuktan o kadar kopuktur. Grup ne kadar ufalırsa toplumun bütünüyle kesişim noktaları o kadar azalır. Ortak değerler, ortak algılar hemen hemen yok olur. Bütün bunlar çoğumuzun bildiği şeyler. Küçük grup psikolojisiyle ilgilenenler açısından kolaylıkla anlaşılabilir şeyler.

Burada - yani Deniz Feneri olayında- garip ve anlaşılmaz olan, bu olaya adı karışan kişilerin ya onları içten içe destekleyen kitlelerin hiç de marjinal olmadıkları halde kendilerini hâlâ marjinal bir grup gibi hissetmeleri... Düşünün ki, Türkiye’nin toplumsal olarak en güçlü-yaygın kesimine mensupsunuz, ekonomik olarak sürekli gücünüz artıyor, siyasi temsil açısından en iyi durumda olan kesimsiniz, yani hem ekonomik hem toplumsal hem de siyasi olarak iktidar olmuşsunuz ama hâlâ kendinizi düzen dışı, muhalif ve dışlanmış hissediyorsunuz.

Nicedir mevcut düzenin yasalarıyla, kurallarıyla, normlarıyla hiçbir sorununuzun olmadığını söyleyip durmaktasınız; zaten epeyce bir zamandır kural koyan, yasa yapan, norm oluşturan bizzat siz olmuşsunuz ama bir yandan da hâlâ toplum dışı bir marjinal grup gibi davranıyor; “dava uğruna” yasaların etrafından dolanmayı suç saymıyor, “dava uğruna” yolsuzluğu yolsuzluktan saymıyorsunuz. Oysa o dava artık iktidarda... O yasalar sizin de yasalarınız. Bu düzen sizin de düzeniniz.

İktidarda olup da bir türlü iktidar olduğunu anlayamamak...

Evet, bu gerçekten incelenmeye değer bir ruh hali...

bugün
Bu makale toplam 450 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.6900, Satış 1.7200; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 2.1100, Satış 2.1470
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi