- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Adnan Faruk
Bu Gürültüden Şeffaflık Çıkar mı?
Günlerdir, Almanya’da devam eden bir mahkemeyi, mahkemede ortaya çıkan ilişkiler ağını ve bunun Türkiye’ye ilişkin uzantılarını konuşuyoruz. Sürecin, Almanya ayağı tamamlandı ve mahkeme heyeti ile yargılanan sanıklar anlaştı. Yani sanıklar, suçlu olduklarını kabul ettiler. Olup bitene ve şuana kadar ortaya çıkan ilişki ağına, hangi taraftan bakarsanız bakın, kirli bir olay… “Efendim, muhasebecimiz, içimizdeki ajandı ve kayıtların tümünü o tutmuştu. Zaten de adam itirafçı oldu…” türünden, ciddiyetten uzak, gerekçeler kabul edilemez ve olup biteni mazur göstermez. Biz, sadece uygulamalara bakarız. Bu dava sürecinde ortaya çıkan uygulamanın adı ise dolandırıcılık ve hırsızlıktır. Çünkü insanlığın evrensel doğruları, bunu söylüyor. Evrensel doğrulara göre; belirli bir amaç için toplanan paraların, toplanma amaçları dışında kullanılmamasının adı dolandırıcılık, yapanların ismi ise dolandırıcı olur. Aslında, konuşulan olayın, dolandırıcılıktan da öte anlamlar içerdiği açıktır. Bunlardan en önemlisi ise ortaya çıkan bu durumun, milletin yardım yapma duygularında meydana getirdiği ve getireceği olası güvensizliktir. Bu duruma neden olanları mazur gösterecek, hiçbir gerekçe olamaz. Dedik ya, olup bitenin adı kirli bir iş. O kadar kirli ki, bu kirli işten ders çıkarmak dahi oldukça güç. Toplum olarak içimize kapandıkça, kimliklerimizi farklılıklarımızdan ürettikçe, kendimize ait özel gettolar oluşturdukça, ilişkilerimizi gizemli kılmayı sürdürdükçe, hesap vermekten kaçındıkça ve “bizim çocuklar” ifadesinin arkasına sığındıkça daha çok kirli olayla karşılaşırız. Bu noktada ortaya çıkan diğer bir sorun ise her tarafta bulunan bazı derin ağabeylerin şablonlaştırdığı, “arkadaşlar, bu olayı değerlendirmek için büyük resme bakmak lazım…” tarzındaki ifadeleridir. Her olay sonrası dillendirilen bu tarz ifadeler, hem olayın küçümsenmesine, hem de komplo teorilerinden arınmış olarak olayı değerlendirme imkanını kaybetmemize neden olmaktadır. Özelde bu olay için düşünecek olursak; büyük resme bakalım söylemi ile dolandırıcılık yapan “bizim çocukların” kabahatini gölgelediğimizin, bunca gürültü arasında şantajın iş görme aracı haline gelmesine olur verdiğimizin, koparılan sanal gürültü arasında hesap verebilirliği perdelediğimizin, ülkeyi yönetmek ve topluma biçim vermek isteyen medyanın oluşturduğu tiyatronun figüranları olduğumuzun farkında mıyız? Usulsüzlüklerin ortaya çıkarılmasının pazarlık konusu edildiği başka bir ülkeyi bileniniz var mı? İşte, Türkiye’de olan bu! Medya ve siyaset, usulsüzlükleri ortaya çıkarmada pazarlık yapıyor. Olup biteni şantaj aracı olarak kullanıyor. Tamam, büyük resme bakalım. Ama küçük resmi de örtmeyelim… Büyük ve küçük resme bakarak, bundan sonrasına ilişkin sağlıklı tutumlar geliştirelim. Bundan sonrasına ilişkin tek çıkış yolu; şeffaflık, açıklık ve düzenli hesap vermektir. Bu yapılmadığı müddetçe, buna benzer daha çok olayla karşılaşırız. Evet, şeffaflığa davet ediyoruz! Gerçi, şeffaflığın anlamını ciddiye almayan, önemsemeyen, bir toplumsal yapıda ve devlet anlayışında, bu davetin karşılık bulmasının oldukça güç olduğunu biliyorum. Ama biz yine de sorumluluğumuzun gereğini yapalım! Evet, beklenen tutum, her alanda şeffaflık ve hesap verebilir olmaktır. Peki; bu sanal gürültüde şeffaflık çıkar mı? Çok zor… farukadnan@gmail.com Bu makale toplam 3470 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||