- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Hasan Cemal
Küresel mali kriz var! Erdoğan ne yapıyor?
Amerikan mali sistemi bir süredir uçurumun kenarında, ha düştüm ha düşüyorum duygusuyla korkunç dakikalar geçirmenin dehşetini yaşıyor. Başbakan Erdoğan ne düşünmekte? Amerika’da kriz, dünyanın en büyük yatırım bankalarından ikisini yutmuş durumda. 1929 Depresyonu’nu ayakta kalarak atlatmış 158 yıllık Lehman Brothers’ın iflası, Amerika’da inanılması güç bir gelişme diye, hatta dünyanın sonu gibi algılandı. Dünya nefesini kesmiş bekliyor. Başbakan Erdoğan neyin peşinde? 1929 Büyük Buhranı’ndan beri en büyük mali krizini yaşayan Amerika’da bankacılık sistemi tümüyle çökebilir mi, gün gelir bir sabah vakti bankalar da kapılarına kilit asabilir mi sorusu zihinleri burgaç gibi oymaya devam ediyor. Başbakan Erdoğan bu soruların Türkiye’ye dönük taraflarını kurmaylarıyla ne kadar tartışıyor dersiniz? Bir başka soru: Tam bir çöküş ihtimali var mı? Pek ihtimal verilmiyor. Fakat kâbus sona ermiş değil. Böyle bir kâbusu önlemek şimdi ‘devlet baba‘ya düşmüş durumda. Dünyanın en güçlü, en büyük kapitalist ülkesinde, pazar ekonomisinin adeta kutsallaştırıldığı Amerika’da devlet işin içine giriyor. Tabii krizin bir boyutu da bu... Başkan Bush Yönetimi geçen hafta sonuna doğru devletin 700 milyar dolarlık bir kurtarma paketini ABD Kongresi’ne sundu. Hedef, bankacılık sistemine devletin desteğini somut olarak göstermek, tasarruf sahibine “Merak etme, paran garanti altında” mesajını vermek ve de piyasalara güven aşılamak... Kurtarma planının ilk aşamadaki olumlu etkilerinden söz edilebilir. ‘Güven krizi’nin dağılabileceğine ilişkin belirtiler suyun yüzüne vurmaya başlamış durumda. Ama klasik sorular bitmiyor. Tünelin ucundaki ışık gözüktü mü? En kötüsü geride mi kaldı? Daha bilinmiyor. Bu soruları bugünden kolayca yanıtlamak mümkün değil. Şimdi yanıtlardan çok sorular var gündemde. Bunların en başındaysa o klasik soru: Ne yapmalı? Financial Times’ın bu yakınlardaki bir başyazısı(16 Eylül) şöyle noktalanıyordu: “Dünyanın sonu gelmedi. Uluslararası ekonomi henüz çökmedi. Fakat artık bir nokta çok açık. Bildiğimiz bankacılık sistemi sınıfta çaktı.” Bugünlerde Batı basını bu konuyla ilgili yorumlarla dolup taşıyor. Yazı başlıklarından biri şöyle: “Küresel kapitalizme küresel kurallar!” Kapitalizmin yaşanan mali şoku atlatacağı, ‘pazar ekonomisi’nin varlığını sürdüreceği belirtilirken, küreselleşmenin inandırıcı ve şeffaf uluslararası kurallara kavuşturulması gerektiği belirtiliyor. Yoksa ekonomik milliyetçilik tehlikesinin kapıyı çalacağına işaret ediliyor. Özellikle Amerika’da yaşanan ve mevcut mali krizi tetikleyen ‘kâr ve zenginleşme açgözlülüğü‘ne bundan böyle geçit vermemek için yeni ve şeffaf ‘denetim mekanizmaları’nın devreye sokulması isteniyor. Ancak bu konuda ‘aşırılık’tan sakınılması, bir uçtan öbür uca savrulmanın risklerine de değiniliyor.(*) Kriz atlatılırsa, büyük çöküş gelmezse, yeni düzenlemeler şart küresel finans sisteminde... Bizim 1994 krizini anımsıyorum. Çiller hükümeti, tüm banka mevduatlarını devlet güvencesi altına almıştı. Kriz o tarihte böylece aşılmıştı. Ancak, sistemde gereken yapısal reformlar konusunda ipe un serildiği için altı yedi yıl sonra neredeyse bütün sistem çökmüş ve Türkiye’nin olağanüstü yoksullaştığı o 2001 Krizi‘ni yaşamıştık. Konumuza dönelim. Şimdi deprem bitti mi? Artçı şokların dışında bir büyük zelzele daha yaşanabilir mi? Bilinmiyor. Ama deprem bitmiş olsa bile, yaşanan kriz çok büyük zararlara yol açmış durumda. Batı ekonomilerinde büyüme yavaşlayacak, hatta durabilecek. İşsizlik yaygınlaşacak. Kredi bulmak güçleşirken, maliyeti artacak. Uluslararası sermaye hareketlerinde frene basılacak. Bütün bunlar kapıda. Biz ne kadar farkındayız? Başbakan ne kadar zaman ayırıyor? Bilemiyorum. Ancak bir şey kesin. Bütün bu yaşananlardan biz de şöyle ya da böyle etkileneceğiz. Türkiye’de de büyüme ve ihracat olumsuz etkilenirken, sermaye girişleri yavaşlayacak, dış kredilerde maliyetler yükselecek. Bunlardan kolay kurtuluş yok. Ama panik de gereksiz. Başbakan Erdoğan eğer bu yaşamsal konuları -dünkü toplantısında olduğu gibi daha çok- gündeminde tutar, küresel finans krizi, ekonomide yapısal reformlar, AB seferberliği gibi konuları can kulağıyla dinlemeye başlarsa, çok daha hayırlı olur. * Financial Times’ta çıkan, 19 Eylül 08 tarihli Philip Stephens ile 17 Eylül 08 tarihli Martin Wolf’un imzalı yazılar. MİLLİYETBu makale toplam 703 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||