- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Taha Akyol
İki uç
AYNI yazıyı okuyorlar, zıt anlamlar çıkarıyorlar: Bir uç diyor ki, AKP yalakası! “Erdoğan senin ekmek kapına saldırıyor, sen hâlâ Erdoğan’ı savunuyorsun, nankör!” Aynı yazıyı okuyan öbür uç diyor ki, patron yalakası! “Aydın Doğan’ın çıkarları için Başbakan’a saldırıyorsun, patrona satılmışsın!” Bunlar kutuplaşma dönemlerinin tipik çatışmacı refleksleridir. Bizde böyle çatışmalar maalesef adeta bir ‘kutsal savaş’ heyecanıyla yapılır! 12 Eylül öncesinde nasıl çatışıyorduk, hatırlayın! 1950’lerde birbirimizle selamı sabahı kesmiştik. İsmet Paşa ipe çekilseydi DP’liler alkışlayacaktı! Çünkü İsmet Paşa her melanetin başıydı onlara göre! Menderes ipe çekildi, CHP’liler alkışladı! Çünkü Menderes hırsızdı, ülkeyi satmıştı onlara göre! Öfkeler yatışınca Aradan yıllar geçti, öfkeler yatıştı, soğukkanlı düşünceler gelişti... Menderes’e karşı ‘aşırı’ mücadelenin öncü isimlerinden Turhan Feyzioğlu şunları söyledi: “Bugünkü aklım olsaydı, mücadeleyi yumuşatmak için bütün gücümü sarf ederdim. O günlerde mücadele gereksiz olarak sertleşiyordu. Gereksiz diyorum çünkü ülkede ırk, mezhep, sınıf kavgaları yoktu. Sadece partiler sertti!” Menderes’in bakanlarından Rıfkı Salim Burçak da “On Yılın Anıları”nda geçmişin muhasebesini çıkarırken, çatışmayı “iki tarafın müfritleri”nin (aşırılar) körüklediğini anlattı: Celal Bayar muhalefette iken DP’nin “mutedil” (ılımlı) lideriydi ama, tarihsel İnönü-Bayar düşmanlığı iktidarda depreşmişti: “Demokrat Parti’de müfritlerin başında bu defa Bayar yer alıyordu... Menderes’i de sürekli bu istikamete itiyordu!” Daha kötüsü, bu çatışma Türkiye’nin her zerresine yayılmıştı. DP’nin ardında köylüler ve esnaf, CHP’nin ardında ‘doktrin aşılanmış’ bürokrasi ve entellicensiya; sonuç malum! Araya girip itidali savunacak girişimci orta sınıf o zaman çok güçsüzdü. Bugün böyle bir orta sınıf var ve öfke değil itidal istiyorlar. Herkesin başbakanı Rakamlar açıklandı, biliyorsunuz: “Ekonomik büyüme durdu!” Uçlar “düşman”a odaklandıkları için tek gözlü baksalar da geniş orta sınıf kesimleri ekonomi gibi açılardan da bakıyor, kaygıları artıyor. Kaygılar arttıkça ülkenin yönetimi zorlaşır, bundan en çok sakınması gereken iktidardır! Halbuki Başbakan gerilimi büsbütün tırmandırıyor. Doğan Grubu gazetelerindeki bazı manşetleri ve yorumları ben de yanlış bulurum, bazen köşemde açık tartışmalara da girdim. Çünkü kimse kimsenin fikrine, değerlendirmesine uymak zorunda değildir. Kimse iktidara uymak zorunda da değildir! Çeşitli görüşlerde vatandaşlar olduğu gibi, çeşitli görüşlerde gazeteler ve yazarlar da olacaktır elbette. Ama başbakanlar “herkesin başbakanı” olmak zorundadır, oy oranı ne olursa olsun “Bir kesimin başbakanı” görüntüsünün yerleşmesi toplumda çok büyük gerilimler yaratır. Tarihi örnekleri onun için hatırlatıyorum; herkes soğukkanlı olmalıdır. Ortak düşmanımız öfkelerimizdir. Yolsuzluk, haksızlık, yayın yoluyla hakaret, haksız kazanç sağlama, haksız suçlama mı? Böyle şeylerin hal yeri yargıdır, yargı yolu açılmalıdır, bu bir. İkincisi, şeffaflığı ve yolsuzlukların giderilmesini sağlayacak AB kriterleri ülkemizde de hayata geçirilmelidir, bu da öncelikle iktidarın sorumluluğundadır. milliyetBu makale toplam 1049 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||