- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Oral Çalışlar
İktidar ve öfke...
AKPGenel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli hakkındaki iddialar önemliydi. Önce durum geçiştirilmek istendi. Olmadı, sonunda AKP yöneticiliğinden istifa etmek zorunda kaldı. Bu ciddi bir kara delikti. Ardından Almanya’daki Deniz Feneri davası geldi. İnsanların yardım duygularını yönlendirerek toplanan paraların asıl amacı dışında kullanıldığı iddiasıyla Almanya bir dava açıldı ve önümüzdeki günlerde sonuçlanması bekleniyor. Bu paraları toplamaya öncülük edenlerin mahkeme tarafından tutuklanmış olmaları, işin ciddiyetini gösteriyor. Verdikleri söylenen bazı ifadeler de kafalarda soru işaretleri yaratıyor. İktidar ve yolsuzluk arasındaki ilişki çoğu zaman tehlikeli bir ilişkidir. AKP altı yıldan fazla bir süredir iktidarda. Bu kadar uzun dönemde iktidarda bulunmak ve tek başına iktidarda bulunmak eğer iyi bir denetim mekanizması yoksa ciddi sonuçlar doğurabilir. İktidarın ve gücün yaratacağı olanaklar, Türkiye gibi demokrasisi özürlü bir ülkede, şaibeli sonuçlar ortaya çıkarabilir. AKP iktidarında, kayırmacılığın, yolsuzlukların yaygınlaştığına ilişkin toplumun bazı kesimlerinde ciddi kaygılar vardır. Bu konuda şikâyetler de yükselmektedir. İşte böyle bir ortamda Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sinirlerine hâkim olması; yolsuzluk iddialarının üzerine gideceğini, bu kaygıları ciddiye aldığını söylemesi gerekirken, Aydın Doğan’la polemiğe kalkışması yanlıştır. Başbakan’ın uzunca bir süredir Doğan grubunun bazı yayınlarına öfkelendiğini herkes biliyor. Doğan grubunun bazı yayınlarına sinirlenmekte haklı da olabilir. Ancak kendisi bu ülkenin başbakanıdır ve bunlara tahammül göstermek zorundadır. Son olayda ortaya koyduğu aşırı tepki tamamen haksızdır. Birikmiş öfkesine hâkim olamayarak, yanlış bir tartışma başlattı. Tehditkâr üslubu ise tamamen yanlıştır. Çünkü kürsülerden dile getirdiği suçlamalar, bir başbakanın yapmaması gereken şeylerdir. Doğan Yayın Grubu bir siyasi parti değildir, iktidarın alternatifi de değildir. Bazı yayın organlarının, Başbakan’ı sinirlendiren yayınlar yapması, ona göre haksız iddialarda bulunması mümkündür. Bunlara katlanacak ve kendi gerçeğini halka anlatmaya devam edecektir. Ayrıca bu kadar sinirlenmesinin anlamı da yoktur. Deniz Feneri davasıyla ilgili iddiaların ciddi iddialar olduğu Almanya’daki mahkeme sürecinden anlaşılıyor. Kaldı ki kendisi hakkında haksız iddialar olsa bile, onun görevi gerçeği halka açıklamak ve sakin olmaktır. *** Bundan sonra ne olacaktır? Başbakan, Doğan grubuyla tartışmaya devam edecek midir? Bu siyaseten anlamlı bir tartışma olamaz. Başbakan polemiği siyasi muhataplarıyla yapmalıdır. Onun muhatapları CHP’dir, MHP’dir, DTP’dir, ÖDP’dir, BBP’dir, yani siyasi partilerdir. Basına yönelik tepkilerini bu şekilde sürdürmesi son derece sakıncalıdır. Yayın gruplarını, yazarları hedef alarak onları baskı altına alacak bir üslup tutturmak Başbakan’ın işi değildir. Siyaset ve medya arasındaki ilişki zor bir ilişkidir. İktidarlar, zaman zaman medyayı asıl düşman olarak gören anlamsız bir yola girerler. Bu giderek sinirleri yıpratan bir gelişmeyi de beraberinde getirir. Umarız Başbakan frene basar ve Türkiye’nin önündeki temel sorunlara yönelik yeni açılımlara başlar. Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı bulunuyor. AB müktesebatına ilişkin adımların atılması gerekiyor. Başbakan, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde yeni bir Anayasa sözü vermişti. Seçimin hemen ardından da bu konuda hazırlıklar başlamıştı. Sonra ne olduğunu bilmediğimiz bir şekilde bu çalışmalar buharlaşıp gitti. Türkiye, kendisinden toplumun önemli bir kesiminin desteğini almış bir Başbakan olarak yeni demokratik atılımlar bekliyor, tehdit edici konuşmalar değil... radikalBu makale toplam 591 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||