- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Gülay Göktürk
Konuyu kaydırmayalım
Deniz Feneri Davası ve Başbakan'ın tavrı konusunda yazdığım son yazıya çok sayıda "teessüf" mesajı aldım. Malum, "Aşkolsun Gülay Hanım, biz sizi böyle bilmezdik, bizi hayal kırıklığına uğrattınız" tipinden mesajlar... Yani ben bunca zamandır filanca filanca meselelerde AK Parti'yi desteklerken şimdi nasıl olmuş da birdenbire "Doğan Grubu'nun ağzıyla" AK Parti'yi suçlamaya başlamışım? Bu saldırıların ardındaki niyetleri bilmiyor muşum? Ve bu tip mektuplarda her zaman en sona saklanan "öldürücü" vuruş: Yoksa Doğan Grubu'na transfer olmaya mı çalışıyor muşum? Doğrusu, bu tip mesajlar da beni hayal kırıklığına uğratıyor. Bunca senedir, bu köşenin takım tutar gibi taraf tutmadığını anlamadılarsa yazdığım neyi anladılar acaba... Neyse ki, meramımın ne olduğunu anlayan okurlar da var da onların sayesinde yıllardır boşa kürek çektiğim duygusundan kurtuluyorum. Daha önce de yazdığım gibi, Başbakan'ın hafta sonu yapmayı planladığı yeni açıklamaları pek merak etmiyorum. Çünkü bu grubun yıllardır ellerindeki gazeteyi, siyasi iktidarların burnuna halka takıp istedikleri yöne sürüklemek için silah gibi kullandıklarını zaten biliyorum. Sadece ben değil, bütün Türkiye biliyor bunu. Başbakan'ın bildiği pislikleri elbette halka açıklaması gerekir. Basın gücünü kullanarak hükümetin elini kolunu bağlamaya çalışan, kendi akçeli çıkarları doğrultusunda hükümete şantaj yapan yayın kuruluşlarıyla elbette mücadele edilmesi gerekir. Merkez Medya'nın bu durumu elbette demokrasinin sağlıklı işlemesinin önündeki en büyük engellerden biridir. Bu engeli temizlemek, gerekli etik kuralları yerleştirmek, gerekli yasal düzenlemeleri yaparak siyaset-medya ilişkilerini doğru bir raya oturtmaya çalışmak elbette gerekir. Ama bütün bunları yapmanın zamanı, hedef alınan yayın organının - nadir olarak tanık olduğumuz- doğru bir yayıncılık yaptığı sıra mıdır? Bugün bütün tecrübeli haberciler kabul ediyor ki, Almanya'da görülen Deniz Feneri Davası, iktidara yakın kişiler hakkında ortaya atılan iddialarla, ortaya konan bağlantılarla ciddi ve önemli bir haberdir. Ayrıca iddianamede Başbakan ya da başbakanlığın zikredilmesi dünyanın her yerinde bu olayı manşete taşıyacak bir boyuttur. Başbakan'a düşen, böyle bağırıp çağırmak ve şantaj kokan tehditler savurmak yerine, derhal savcıların harekete geçmesini sağlamak, soruşturmanın Türkiye ayağını açmak, müfettişleri harekete geçirmekti. Tanımadığını iddia ettiği kişilerin topladıkları yardımlar için kendi adını nasıl kullandıklarının peşine düşmeli, Başbakanlık üzerinde Kızılay'a gönderilen yardımlar varsa bunları açıklamalıydı. Ayrıca başbakan bu kavga sırasında ortaya dökülen başka bazı ifadeler konusunda da karışan kafalarımızı aydınlatmalıydı. Örneğin, Aydın Doğan'ın söylediğini iddia ettiği şu "Rafineri işinde Putin. Berlusconi var. İhaleyi bizim Çalık alacak" lafına da bir açıklık getirmeliydi. Doğan Grubu'yla bir hesaplaşma yaşanacaksa, bu hesaplaşma haklı bir zeminde yapılmalıydı. Deniz Feneri Olayı'nın haklı bir zemin yaratmadığı kesin. O zaman da, aniden ortaya çıkan bu öfke ve bu zamansız meydan okuma, insanda ister istemez kamuoyu ilgisini Deniz Feneri'nden başka konulara kaydırma gayreti izlenimi yaratıyor. bugünBu makale toplam 1141 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||