- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Adnan Faruk
AB’den Hibe Alma ve Vatan Hainliği!
Dünyanın hiçbir ülkesinde şahit olamayacağınız medyatik ve ordunun ülke yönetimi üzerindeki etkisini her seferinde yenileyen törenler ayını tamamladık. Komutanlar, hazırlanan metinleri, buyurgan bir edayla okuyarak, bizleri bilgilendirdiler! Bu konuşma metinlerinin kimler tarafından hazırlandığını bilmiyorum. Ama bu metinlerin, kısmen yanlış bilgi ve kısmen de milleten kopuk düşünceler içerdiği açıktır. Metinlerin içerdiği yanlış bilgilere en iyi örnek ise sivil toplum kuruluşlarının (STK) yabancı güçlerin emrinde çalışan birer vatan haini olarak sunulmasıdır. Öncelikle şunu belirteyim ki, Türkiye, 100 bini bulmayan sivil toplum kuruluşu sayısı ile STK alanında, fakir bir ülkedir. Bu rakamın Almanya’da 2 milyon 100 bin, Fransa’da 1 milyon 470 bin olduğu göz önüne alınırsa, olay daha net bir biçimde anlaşılabilir. Bunun yanı sıra Türkiye’deki STK’ların (dernek, vakıf, oda, sendika…) büyük bir kısmının, ya tabela kurumu, ya da yasa gereği kurulan sendika ve odalardan oluştuğunu da unutmamak gerekir. Diğer ülkeler ile kıyaslandığında bu kadar az sayıdaki STK’nın “tehlike ve tehdit” olarak gösterilmesinin arkasında yatan süreç konusunda da, yanlış bilgilendirme var. Düz bir mantık ile STK’ların AB tarafından desteklendiği ve yönlendirildiği ifade edilmektedir. Bu konudaki yanlış bilgilendirmeyi gidermek için sürecin nasıl işlediğine bakmak lazım. Aslında süreç çok basit işlemektedir. Tam üyelik için Türkiye ve AB yetkilileri, düzenli görüşmeler yaparak, Türkiye’nin sorunlu olduğu alanlar ve bu konularda yapılabilecekleri tartışmakta ve somut öneriler oluşturulmaktadırlar. Ortaya çıkan bu önerilerin yaşama geçirilmesi için ise ilgili kamu kurumları, projeler hazırlayıp AB’ye sunmaktadır. AB, sunulan bu projeleri incelemekte ve AB bütçesinden gerekli desteği sağlamaktadır. AB bütçesinden destek almış olan kamu kurumları aldığı bütçenin büyük bir kısmını kurumsal altyapılarını yenilemek ve insan kaynaklarını geliştirmek için kullanmaktadırlar. Bütçenin küçük bir bölümü ise STK’ların uygulayacağı projelere aktarılmaktadır. STK’lar; T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığına bağlı olarak kurulan, Merkezi Finans İhale Birimince (MFİB) yapılan duyurular kapsamında, projeleri hazırlayıp MFİB sunmaktadırlar. MFİB, Türk akademisyen ve uzmanlardan oluşan, bir proje değerlendirme ekibi oluşturmakta ve STK’ların sunduğu projeleri değerlendirtmektedir. Değerlendirme sonucunda kabul edilen projeye, finansal destek sağlanmaktadır. Projenin değerlendirilmesi, finansal desteğin sağlanması, uygulanma aşamalarının denetimi ve proje uygulamalarının kabul edilmesine ilişkin süreçlerinin tümü, Hazine Müsteşarlığına bağlı olan, MFİB’nin Türkiye Cumhuriyetine mensup, devlet memurları tarafından yapılmaktadır. Tüm bu süreçlerde AB’nin yaptığı tek iş, AB bütçesinden Türkiye’nin talep ettiği kaynak aktarmaktır. Tören konuşmalarındaki ve andıçtaki suçlamaların gerçeği yansıtmaktan uzak olduğunu daha iyi anlayabilmek için 2008 yılına ilişkin bazı bilgilerin üzerinde durmak gerekiyor. Türkiye’deki kamu kurumları tarafından 2008 yılında, “AB Katılım Öncesi Mali İşbirliği” programı olan IPA’ya yapılan başvuru sayısı 171’dır. Bu başvuruların 13’ü doğrudan kabul edilmiş ve 49’u da şartlı kabul edilmiştir. 93 başvuru reddedilmiş ve 15’i de ertelenmiştir. Başvuruların kabul edilmeme nedenlerinin çoğunluğu ise projelerin “AB tarafından belirlenen öncelikler kapsamaması” ve “AB müktesebatıyla ilişkili olmaması”dır. 2008 yılında AB’ye sunulan projeleri bazıları; Kültür ve Turizm Bakanlığı 38 proje, Çevre ve Orman Bakanlığı 18 proje, Emniyet Genel Müdürlüğü 5 proje, Genel Kurmay Başkanlığı 5 proje, Jandarma Genel Komutanlığı 2 proje ve Sahil Güvenlik Komutanlığı 1 projedir. Bu projelerden birisi olan, Genel Kurmay Başkanlığının “Mehmetçik Projesine”, AB tarafından, 12,7 milyon avro hibe desteği sağlamıştır. Kısacası tüm kamu kurumları, kendi kurumsal altyapılarını geliştirmek ve AB’ye uyumlu hale getirmek üzere, AB’den hibe almak için yarışmaktadırlar. Aslında Türkiye’nin yabancı hibelerden yararlanma sürecinin AB’den çok önce olduğu da bilinmektedir. Hibe almanın dönüm noktası, 1980’de ABD ile imzalanan, “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşmasıdır”. Bu anlaşma ile İncirlik Üssünün, ABD tarafından kullanılması koşuluyla, hibelerin önü açıldı. Hibelerin tamamına yakını, ordunun modernizasyonu için kullanıldı. 1980-1990 yılları arasında askeri modernizasyon için alınan hibe miktarının 3 milyar dolar olduğu ifade edilmektedir. Tören ayında, küreselleşme ve küreselleşmenin zararları üzerinden bazı STK’ları suçlamayı, hatta vatan haini gibi sunmayı tercih eden komutanların, yukarıda yazılanlara hiç değinmemesi manidar değil mi? AB, STK’lar ve hibe süreçleri konusunda çalışan herkesin bildiği bu gerçeklere karşılık, “AB’den hibe alan STK’lar ulus, uniter devleti yıpratmak ve yıkmak için çalışan küreselleşme akımın kullandığı unsurlardır…” anlamına gelen suçlamaları kabul etmek mümkün değildir. Aslında tören ayında, buyurgan bir dille konuşmayı gelenekselleştiren komutanlar, yanlışlığı kısa bir süre içinde anlaşılabilecek bu tür suçlamalar yerine; ülkenin güvenlik stratejisi, askeri harcamaların denetime açılması, şeffaflık, hesap verebilirlik, millet iradesine saygı, demokrasiye bağlılık ve 24 yıldır sonuçlanamayan PKK terör saldırıları konusunda bilgi verseler daha şık olmaz mı? farukadnan@gmail.com Bu makale toplam 3627 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||