- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Cengiz Çandar
‘Tarihi cumartesi’ Erivan’da...
Erivan’da benim de aralarında bulunduğum bir grup basın mensubunun mihmandarlığını Samson Özararat yapıyor. Samson Özararat, Alpaslan Türkeş ile eski Ermenistan Cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan arasındaki ‘tarihi teması’ organize etmiş olan ve Abdullah Gül’ün Erivan’a gelişiyle ilgili tüm hazırlıkların içinde yer alan bir isim. Saint-Joseph, Ankara Fen Lisesi ve ODTÜ kökenli. Bizim kuşaktan. Arada 68 kuşağının ODTÜ anılarını paylaşıyoruz sohbetlerde. Samson Özararat, binbir işi arasında Ermenistan siyaset adamları ve medyası ile bizi de bir araya getiriyor. Stadyum ile aynı ismi taşıyan Hrazan Oteli’nde Ermenistan’daki televizyon kanallarının tümüyle bizi buluşturdu. Ermenistan’lı meslektaşlarımızla birbirimize karşılıklı sorular yönelttik. Ardından Ermenistan kanallarının karşısına geçtik, bizimle mülakatlar yaptılar. Erivan’da tarihe geçecek türden ‘futbol diplomasisi’nin yanı sıra bizler de ‘public diplomacy’nin, yani ‘sivil toplum araçları’yla yapılan ‘kamusal diplomasi’nin bir parçası haline geldiğimizi fark ediyoruz. Bizlerden kadınlı-erkekli çok genç yaşlardaki Ermeni meslektaşlarımızla konuşurken Hasan Cemal, cince bir soru yöneltti onlara. “Sıradan söyleyin bakalım” dedi, “Nerelisiniz?” -Erzurum, Muş, Erzurum, Eleşkirt (köyünün adını da söylüyor), İran, Van, Bayburt, Kars, İran, Muş, Erzurum, Kars, Kars, Muş, Kilikya-İskenderun, Kars, Van... En uçtaki delikanlı kameraman, ‘Ben azınlığım’ cevabını verdi, ‘Erivanlıyım!’ Ermenistan medyasıyla sohbetten çıkıp, yakın zamana dek Ermenistan Dışişleri Bakanı sıfatı taşıyan Vartan Oskanyan’la randevumuza giderken aramızda söyleşiyoruz; ‘İşte Ermeni sorunu bir yanıyla bu. Bu kadar basit. Kökler...’ 2008 yılında Ermenistan başkenti Erivan’da 20’li yaşlarının sonlarında, 30’lu yaşlarının başlarında olan insanlara ‘Nerelisiniz?’ sorusunu sorduğunuzda, ‘Erzurum, Muş, Bayburt, Van, Kars vs.’ gibi cevaplar alıyorsanız, Ermeni sorununun ne olduğunu da hissetmeye başlamışsınız demektir. *** Ermenistan’dan Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Erivan’a tarihte ilk kez maç vesilesiyle gelişini ‘olumlu karşılamak’ konusunda bir konsensüs söz konusu. Buna, adı ziyadesiyle ‘Türkiye karşıtlığı’na çıkmış olan Taşnak Partisi de dahil. Partinin bir yetkilisi, uluslararası ilişkiler sorumlusu Giro Minoyan, protesto yapmayı düşündüklerini ama bunun Abdullah Gül’ün Erivan’a gelmesine karşı oldukları şeklinde anlaşılmaması gerektiğine dikkatimizi çekiyor, bunun sadece ‘tarihin unutturulmak istenmesi’ne karşı bir ‘uyarı’ olduğuna bizi ikna etmek için dil döküyor. Benzer duyguları genç Ermeni meslektaşlarımızdan işittik. Ermenistan medya mensupları, Abdullah Gül’ün gelişiyle ilgili halk arasındaki yaptıkları anketleri anlattılar. Anket sonuçlarına göre Ermenistan halkı Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Erivan ziyaretini ‘normal’ karşılıyor. Ama, mutlaka altını çizerek ‘halkın duygusu’ olarak şunu söylemeyi ihmal etmiyorlar: “Bu demek değildir ki, bu gezi nedeniyle tarihimizi unutacağız. Abdullah Gül’ün gelişi olumlu gelişmeleri başlatabilmek için bir ‘ilk’, bir başlangıç olabilir. O kadar...” Ermenistan halkının duygularını ölçebilmek için gün boyu oraya-buraya girip çıkan Karin Karakaşlı da bana aşağı yukarı aynı gözlemi aktarmıştı. Burada ‘soykırım’ Ermenistanlı kimliğine öyle derin biçimde yerleşmiş ki, Türkiye yönünden gelebilecek en sevindirici ya da umut verici bir gelişme durumunda bile, buranın insanları ‘tarihe ilişkin hatırlatma’yı yapmaktan kendilerini alamıyorlar. Erivan’da edinilen ilk izlenimler, süre uzadıkça daha da güçleniyor, yerli yerine oturuyor. Futbol maçı vesilesiyle ortaya konulan ve Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Erivan’a gelişiyle taçlanan ‘yakınlaşma’yı, iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulması ve sınırların açılması izlemez ise ortaya müthiş bir hayal kırıklığı çıkacak. Bunun yol açacağı kopukluğun üstesinden gelmek bugüne dek zaten varolan zorlukları aşmaktan çok daha zor olacak. Bugüne dek kaybedilenlerden çok daha fazlasını kaybettirecek taraflara. H H H Türkiye-Ermenistan futbol maçı, kapalı sınırın iki yanında ilginç bir hareketliliğe, hatta iki ülke arasındaki sınırın çok ötesine taşan Türk ve Ermeni insanlarının sıcak temaslarına yol açtı. Hrazan Oteli’nden çıkarken, yanımıza bir grup yaklaşıyor. Hararetle sarılıyorlar. Ağrı’dan maçı izlemeye gelmişler. Bizim yurttaşlarımız. Posof’tan Gürcistan’a girmişler; Gürcistan’dan Ermenistan’a. 12 saat sürmüş yolculukları. Gürcistan’dan şikâyetçiler. Ermenistan gümrüğünden başlayarak gördükleri muameleyi ise öve öve bitiremiyorlar. “Abi” diyor -aynı yaşta olduğumuza kalıbımı basarım- içlerinden biri, “Adamlar, Türkiye’den çok gelen olur diye gümrüklere kahve makinaları bile yerleştirmişler, hizmette kusur olmasın diye. Bir de Türkçe konuşan görevli koymuşlar. Kolaylık sağlamak için çırpınıyorlardı. Şu sınır açılsa, Ağrı, iki saat.” Sınırın ötesindeki Aralık ilçemiz Erivan’a 38 kilometre, Iğdır’a 52. ‘Yani sınırın açılmasından yana mısınız?’ diye soruyorum, aynı anda ve koro halinde ‘Kesinlikle!’ diye haykırıyorlar. Cumhuriyet Meydanı’nda Marriott Armenia Oteli’nin öbek öbek Türklerle dolu kafesinde oturuyoruz. Kaldırımdan geçen biri parmaklıklara yaslanıp, ‘Televizyondan tanıyorum sizi. Hoşgeldiniz’ diyerek candan bir tavırla el sıkışıyor, sohbet etmek istiyor. Eski bir vatandaşımız. 30 yıl önce Türkiye’yi terk etmiş, artık Hollanda’da yaşıyormuş. Yani artık ‘Diaspora’ olmuş. Meydandaki manzaradan memnun. Meydanda sık sık korna sesleriyle, turlayan araba konvoylarına kulak kabartıp, gözümüzü dikiyoruz. Abdullah Gül’ü ve Türkiye’yi protesto gösterisi mi? Yok, hayır. Üzeri açık arabalar ile, Türkiye’de olduğumuz duygusuna kapıldığımız, bir başka deyimle Erivan’da olduğumuzu bize unutturan düğün alayları. İnsanlar arası, Türkler ve Ermeniler arası sıcaklaşan temas, kimi zaman komik durumlar da ortaya çıkarıyor. Gecenin çok ilerlemiş bir saatinde kaldırımın üzerindeki kafede Taşnak yetkililerinden Giro Minoyan’la ateşli bir tartışmaya dalmışken, Samson Özararat geliyor, Türk Dışişleri yetkililerinden biriyle Minoyan’ı tanıştırıyor. Türk diplomata dönerek, “İşte gösteri yapacaksa yapacak olan, güvenlik sorunu oluşturabileceğini düşündüğünüz Taşnakların yetkilisi” diyor; Minoyan’a dönerek. “Bu da güvenlik işlerinden sorumlu Türk diplomatı. İşte, tanıştınız. Konuşun, aranızda halledin bir sorun varsa...” Minoyan, arada bir kahkahalar işittiğimiz, kısa görüşmesinin ardından yanımıza dönüyor ve ‘tarih ve bugün’ konulu ateşli tartışmamıza bıraktığımız yerden devam ediyoruz. O arada, Samson Özararat’a Türkiye’den bir telefon geliyor. Gecenin 01:00’ini geçmişiz. Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbandyan’ın karısının İngilizce bilip bilmediğini öğrenip derhal bildirmesi isteniyor. Dışişleri Bakanı Ali Babacan’la birlikte eşi Zeynep Babacan da gelecek. Bizim Dışişleri için takıldığı bir konuya aydınlık getirmek için pek saat kavramı yoktur. Bu konudaki bilgi ‘derhal’ isteniyor. Samson Özararat, orayı burayı arıyor gecenin o saatinde. Bayan Nalbandyan’ın İngilizce bilip bilmediğini bilen çıkmıyor. Bir Ermenistan dışişleri yetkilisi, ‘pratik’ bir çözüm getiriyor: “Bu konuda sorun çıkmaz. Bilmiyorsa da, gerekirse İngilizce konuştururuz bakanın karısını!” Hravand Stadyumu’nda dün gece oynanan tarihi futbol maçından, Türkiye-Ermenistan karşılaşmasından önce Erivan’da hava böyleydi. Ahh Hrant, tam senin olman gereken bir gündü. Tam senin zamanındı! Seni ne çok özledik. Her an, her lahza seninle birlikteydik... radikalBu makale toplam 337 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||