- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Gülay Göktürk
Bir Modalı olarak...
Bu yaz Kadir Topbaş'ın da bulunduğu bir davette konu yine dönüp dolaşıp belediye tesislerindeki içki yasağına gelmişti. Bizler her zamanki gibi Topbaş'ı iknaya çalışmıştık, o da her zamanki gibi konuyu geçiştirmeye... O sırada Erdoğan'ı benden çok daha yakından tanıyan bir konuk kulağıma eğilip şöyle demişti: "Eğer şimdiki Tayyip Bey olsaydı, 94'teki o yasak kararını da almazdı ama artık inatlaşma konusu olduğu için, konulmuş yasağı da kaldıramıyor." Kulağı çınlasın, yasağın şu son sıçramaları onun da yanıldığını gösteriyor. Demek ki mesele sadece yapılan bir hatadan geri adım atamamak, orada takılıp kalmak değilmiş; "yayılmacı emeller" sürmekteymiş... Yayılma noktalarından biri de Moda'nın simge binalarından biri; o biblo gibi iskele binası... Hani dilim varmıyor söylemeye ama sanki özel olarak, düşünülüp taşınılıp seçilmiş bir hedef. Amaç ne? Tarihi olarak, İstanbul'un kozmopolitizmini, modernleşmeyi temsil eden, gayrımüslimlerin semti olagelmiş; hâlâ mütedeyyin kesimlerin pek uğramadığı, ne Refah'ın ne de AK Parti'nin hiçbir seçimde azınlık olmaktan kurtulamadığı bir semte; yanı başındaki Kadınlar Plajı'yla, az ilerideki Koço Meyhanesi'yle, biraz ötedeki tarihi Deniz Kulübü'yle, İstanbul'un Batı'ya dönük "iskelelerinden" biri olagelmiş bu tarihi binayı "kurtarılmış bölge" haline getirmek mi? Oraya bir sancak dikmek mi? Neden yaptınız bunu? Neden kutuplaşmaktan bu kadar şikayet ederken, insanları kutuplaştıracak yeni bir bahane yarattınız? Ben o küçük iskele restoranın bile hem içenlerin hem içmeyenlerin sığabileceği, birbirlerini rahatsız etmeden bir arada yemek yiyebileceği bir yer olduğunu düşünüyorum. Türkiye'nin her yerinde iki Türkiye'nin bir arada yaşamasını, birbirinden beslenmesini ve birbirine renk katmasını istiyorum. Ama biri diğerine posta atarak, meydan okuyarak kendi bayrağını dikmeye kalktı mı, uzlaşmanın yerine saflaşmayı koydu mu, beni taraf tutmaya zorladı mı, tutacağım taraf bellidir. Modalılar yıllardır gözleri gibi korumaya çalışıyorlar o iskeleyi. Bir zamanlar vapur seferlerinin yeniden başlaması için imza kampanyaları açılmış, bütün Modalılar'a iskeleyi kullanmaları için çağrılar yapılmıştı. Tabii, böyle taşıma suyla değirmen dönmedi, seferler süremedi. Ama fazla üzülmedik, çünkü tarihi bina çok şık bir lokantaya dönüştürülerek, yine kullanıma açıldı. Çok sık gitmesek de, her zaman bir misafirimizi -özellikle de yabancı bir misafirimizi - gururla götürebileceğimiz bir restoran olarak orada bütün zerafetiyle bizi beklemekteydi. Şimdiyse yasaklı bir bina olarak, bir dayatma simgesi olarak, bir meydan okuma olarak karşımıza dikilecek. Modalılar'ın bu kararı doğrudan doğruya, kendi yaşam tarzlarına karşı yapılmış bir saldırı olarak algılamalarını çok iyi anlıyorum. Açıkçası ben de aynı duyguları paylaşıyorum. Modalılar bu emrivakiye kolay kolay boyun eğmeyecektir. Bugün ellerinde bira şişeleriyle Moda Meydanı'nda başlattıkları protesto eylemi, daha nice yaratıcı biçime bürünüp sürüp gidecektir. Sakın kimse, Modalılar'ın kafayı içkiye taktığını söylemesin. Kafayı takanların kim olduğu ortada... Bu yazının bir Moda yazısı olduğuna bakıp, yasağın geneliyle ilgili bir şey söylemememi yadırgayan okurlarım için: Ben bu konuyu genel olarak eleştiren çok yazı yazdım, yine yazarım. Ama o iskeleye Yeşilay'ın yeşil bayrağını dikmenin sembolik öneminin en az içki yasağının kendisi kadar önemli olduğunu düşünüyorum. bugünBu makale toplam 696 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||