- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Adnan Faruk
Aleviler ve Hak Talepleri Karşısındaki Tutumlarımız
Alevi Bektaşi Federasyonu, “zorunlu din dersi” konusunu gündeme getirmek için bir dizi eylem kararı almış. Bu karar üzerine, okulların açılacağı tarihe kadar devam edeceği açıklanan, oturma eylemler yapılmaya başlanmış ve ilk eylem, Taksim Meydanı’ndaki tramvay durağında yapılmış. Taksim’deki bu eyleme katılanlar adına açıklama yapan federasyon Genel Başkanı Ali Balkız, zorunlu din dersleri uygulanmasının “hak ihlali olduğunu, eğitim hakkına, din ve vicdan özgürlüğüne aykırı olduğunu” ifade ederek, bu konudaki taleplerini kamuoyu ile paylaşmış. Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız’ın; “Devletin; vatandaşların inancına, diline, kültürüne ve yaşam biçimine karışmaması gerektiğine” ilişkin vurgusunun altını çizmek gerekiyor. Bu ifade, herkesin kabul edeceği ve etmesi gereken genel bir ilkeye işaret ediyor. Yani devlet; bireylerin tercihleri, inançları, anlayışları ve yaşam biçimleri karşısında tarafsız kalmalı ve toplumun diğer kesimlerinden gelebilecek baskılara karşı onları korumalıdır! Bu çerçevede; Alevi Bektaşi Federasyonunun, temsil ettiği kitlenin talebini gündeme getiren bu tutumu anlamak ve saygıyla karşılamak gerekiyor. Saygıyla karşılanması gerektiğini ifade ettiğimiz konuda, ülkemizde ciddi sorunların olduğu da bilinmektedir. Farklılığı ile birlikte toplumsal hayatın içinde var olmak isteyen kesimlerin “hak talepleri” konusunda, devletin tutumunu bir kenara bırakırsak, toplumu oluşturan kesimlerin ve grupların sergilediği tutumlar dahi, demokratik gelenek açısından oldukça sorunludur. Genel olarak bakıldığında, her farklı kesimin, kendisi için önem taşıyan konuyu bayraklaştırıp ön plana çıkardığı ve bunun üzerinden hak mücadelesi verdiği görülecektir. Bununla birlikte, kendisi dışındaki tüm kesimlerin hak taleplerine, ya gözünü kapamakta, ya da resmi söylemin yanında yer alarak karşı çıkmaktadır. Hatta bazı kesimler, “devletçi bir tutum” sergileyerek, bu tür hak taleplerine karşı, “devlet” ile birlikte mücadele vermekte sakınca görmemektedirler! Sol ve liberal kesimler, bu anlayışın, muhafazakar çevrelerin sorunu olduğunu, sıklıkla dile getirmektedirler. Ancak bu düşünce, herhangi bir bilgiye ve veriye dayanmamaktadır. Bu düşüncenin, yanlış bir algı ve önyargı üzerine geliştirildiğini ifade etmek mümkündür. Aslında, bu tür konularda genellemelerde bulunmak da doğru değildir. Muhafazakar kesimlerle birlikte kendilerini; “demokrat”, “özgürlükçü”, “barıştan yana”, “hümanist”, “liberal”, “laik” ve “demokrasi taraftarı” gibi sıfatlarla tanımlayan kesimler içinde durum hiç farklı değildir. Yani, bu konuda genel bir sorunun olduğu açıktır. Mesela; Cem Evleri ve “zorunlu din dersleri” konusunda hak mücadelesi veren Alevilerin (bir kısmının), toplumun diğer kesimlerinin hak taleplerine kulaklarını tıkadıkları ve/veya bu hak taleplerini tehlikeli görerek karşı çıktıklarını ortaya koyan birçok örnek verilebilir. Alevi grupların büyük bir kesiminin, bazı öğrencilerin “üniversitelerde başörtüsü ile okuma” talebine karşı çıktıkları bilinmektedir. Karşı çıkılan hak, eğitim hakkıdır! Karşı çıkış gerekçeleri incelendiğinde ise Alevilerin karşı çıkış gerekçeleri ile “statükonun” bu hak talebini yasaklama gerekçesinin aynı olduğu görülmektedir. Bu sadece bir örnek. Aslında her kesimin, farklı talepler konusunda benzer tutumlar takındığına ilişkin örnekler çoğaltılabilir. Kısacası bizim toplumun tüm kesimleri, bu konuda sorunlu bir bakış açısına sahip. Çünkü herkes kendini, kendi önceliklerine göre konumlandırıyor. İşte bu noktada, cevaplandırılması gereken temel sorulara dikkat çekmek gerekir. Bireylerin hak talepleri konusunda ayrımcılık, kabuledilebilir mi? Bireyin inancına saygı göstermek, birey kendini nasıl tanımlıyorsa o şeklide kabul etmek, herkesin istediği gibi yaşama hakkının olduğuna inanmak ve bunu kabul etmek tüm bireylere ve gruplara karşı sergilenmesi gereken bir tutum değil midir? Bireylerin ve/veya grupların hak taleplerini, devletin çizdiği ve tanımladığı sınırlar dahilinde değerlendirmek, demokratik tutum ile örtüşmekte midir? Benim için “hak” ve “kabul edilebilir” olan bir talebin, başkası için “kabul edilemez” ve “devletin geleceği açısından tehdit” olarak değerlendirilmesi, insan haklarına saygı ilkesi ile örtüşür mü? Kısacası; ülkemizdeki tüm kesimlerin, bu ve benzeri sorulara içtenlikle cevap vermesi gerekir. Toplum olarak, hak talepleri konusunda “ikiyüzlü” bir tutum içinde olduğumuz açıktır. Bu tutumlarımızı besleyen “demokrasi anlayışı” ve “devlettin” dayattıkları ile yüzleşmediğimiz müddetçe, bahsettiğimiz “ikiyüzlü” tutumu aşmamız mümkün değildir. Cevaplandırılması gereken soru; her türlü hak talepleri konusunda, kendimiz ve önyargılarımız ile yüzleşmeye hazır mıyız? farukadnan@gmail.com Bu makale toplam 4082 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||