|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Alaattin Diker
Kimliksiz bir türkü:
"Vatan" ve "millet" kavramları bugünkü şekliyle bize Batı
medeniyetinin bir hediyesi. Ve Sultan II.Abdülhamid'in "Bu millet 'vatan'
dendiğinde köyünün meydanını anlar" teşhisi üzerinden öyle asırlar
geçmiş değil. Avrupalıların gözünde vatan ve millet, sadece mal ve mülkün biçimlediği
değerler bütünü olduğundan kendimize uyarlamakta zorlandığımız da apaçık ortada.
Askeri tarih uzmanı Eric Hobsbawm, ABD Başkanı Wilson tarafından ortaya atılan
'ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı' ilkesini "20. yüzyıl
siyasetinin baş belası" olarak niteler. Nitekim, I. ve II.Dünya Savaşı
döneminde yaşanılan altüst oluşlar bir tarafa bırakılacak bile olsa Sovyetler
Birliği´nin yıkılmasıyla birlikte başlayan etnik ayrışmaların kökeninde aynı
sorun yatıyor. Birinci harbin sonunda Balkanlar ve Kafkasya´dan atılan Türkler Anadolu´da yeni bir devlet kurdular. Türkiye Cumhuriyeti küçülmüş bir Osmanlı Devleti değildi,ama mazinin toptan inkarı üzerine kurulduğu varsayılan Türkiye Cumhuriyeti ile Osmanlı arasında, ne tam bir kurumsal kopuş ne de tam bir zihni ayrışma gerçekleşti. Cumhuriyet kendisinden çok önce başlamış bir tarihi sürecin devamı oldu. Onun mükemmel olduğu bir yana, her bakımdan ideal çözümlere ulaşabildiği de kuşkuludur. Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra ülkenin önünde başka bir seçenek varmıydı, orası apayrı bir tartışma konusu. İtirazı olanlar Cumhuriyetin hangi kurumsal unsurları Osmanlı'dan almadığını kanıtlasınlar önce. Anayasa mı, meclis mi, partiler mi, bürokrasi mi! Zihniyete gelince, kim ıslahat ve reform yanlısı Padişahların modern olmadığını iddia edebilir ki? Bu nedenle modernleşme sürecini 1808-1938 zaman aralığını esas alarak incelemek ve II.Mahmud, II.Abdülhamid ve Mustafa Kemal zinciri içinde ele almak son derece tutarlıdır. Bu ayrıma karşı çıkanlara bir gerceği hatırlatalım: Bolşevik ihtilalini tarihin sıfır noktası olarak ilan etmeye Lenin bile yanaşmamıştır. Atatürk'ün ölümüyle bu tarihi zincir kopmuş ve kurucu iradeden uzaklaşmaya başlanmıştır. Kimileri bu olayı ray değiştirme biçiminde ele almakta ve 1938 sonrası dönemi Rönesans ve Aydınlanma´nın hümanist çizgisine kayış olarak yorumlamaktadır. Yani, "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" söylemi yerini Roma ve Yunan mitolojisine bırakmıştır. Batılaşma hareketi sona ermiş, Batıcılık akımı başlamıştır. Çağdaşlığın yalnızca bir alt birimi olan laiklik tek başına modernlik sayılmıştır. Bazılarının fena halde şikayetçi olduğu merkezi güçlendirme(:Türkleştirme)
siyasetinin ana çizgilerini II.Mahmud çizmiş, Sultan Abdülhamid uzun
süren devr-i iktidarında bunu imparatorluğa yaymıştır. Özellikle Sultan Abdülhamid´in
bu gayretleri azınlıklar arasında pek hoş karşılanmamıştır, fakat onun ünlü
dengeleme siyaseti bu ortamda gelişmiştir. İbnülemin Mahmut Kemal, Son Sadrazamlar
isimli eserinde anne tarafından Kafkasyalı olan Sultan Abdülhamid´in sadrazam
Tunuslu Hayrettin Paşa´ya bu bağlamda verdiği cevabı kaydeder: "Türküm
ve Türk kalacagım". Osmanlı Sultanının burada çağdaş siyasal düşüncenin
kabul ettiği "millet olan devlet" olgusunu keşfetmiş olduğu
ve uluslaşma sürecini başlattığı anlaşılıyor. Bugünkü Türkiye'de Türk olmanın
alameti farikası yine ortak dil ve kültürdür. Kim ne derse desin Anadolu´nun tam anlamıyla İslamlaşması Türkiye Cumhuriyeti
tarihiyle örtüşür. 1923 yılında Anadolu´da bin yıldır yaşayan hiristiyan Türklerin
gözyaşları içinde müslüman Rumlarla mübadele edilmesi başka türlü nasıl açıklanabilir
ki? Yine, Romanya´da yaşayan Gagavuz Türklerinin Anadolu´ya göç etmelerine hıristiyan
olmaları sebebiyle hiç bir Ankara Hükümeti izin vermemiştir. Müslümanlık ortak
paydası etrafında bir uluslaşma süreci yaşanmış ve etnik köken kavramı anlamını
büyük ölçüde yitirmiştir. 16.yüzyılda alevi Türkmenlerin Iran´a sürülmeleri
ve sünni Kürt aşiretlerin Doğu Anadolu´ya yerleştirilmesi aynı mantığın sonucudur. Yakınçağa dek latince "natio" sözcügü Batı´da sadece ortak
coğrafi kökeni belirtmek icin kullanılıyordu. 19.yüzyıldan itibaren "ulus"
manasında kullanılmaya başlandı. Mesela, Fransa ve Kanada "tek-kültürlü"
ulus devlet oluşumu icin örnek gösterilir. 1880 yılında Kanada Hükümeti dış
tehdit ve bakir tarım alanları yüzünden göçmen almaya karar verir. Hükümet,
beyaz tenli Batı Avrupalıları tercih etmektedir, fakat hızla gelişen ve sanayileşen
İngiltere ve Almanya´dan artık göçmen gelmeyeceğinin de farkındadır. Sonunda
iki strateji geliştirir: İlkin göçmen İzlanda ve Mennonit´leri belli bölgelere
yerleştirir ve onlara kültürel özerklik tanır. Burada Kanada Hükümeti, bir imparatorluk
geleneğine sarılıyor; kendisine bağlılık yemini eden yeni tebaasına kültürünü
- dil ve din dahil - yaşama imkanı sunuyordu. 19. yüzyıl biterken ulus devletlerde
kanun önünde eşitlik ilkesinin kültürün aynılığı anlayışına dönüştüğünü görüyoruz.
Kültürel bakımdan aynı olmayan yurtdaşlar, azınlık veya yabancı olarak yasalar
önünde eşit değildi. İkinci strateji olarak Kanada Hükümeti, koyu tenleri nedeniyle
beyaz kabul edilmeyen, ama Avrupalı sayılan Ukraynalı göçmenleri devşirdi. 1897
yılında Kanada İçişleri Bakanlığı, dışlanmalarını önlemek amacıyla Ukrayna kökenli
göçmenleri köylü konumuna sokan yasal düzenlemeye gitti. Demokratik hukuk düzeni, eksikliklerine rağmen bu ülkenin siyasi ve kültürel bakımdan ulaştığı en önemli kazanım. Ancak tek başına hukuki kimlik kültürel ortak paydanın yerini doldurmaz. Hiç kimsenin inkar etmediği demokratik hukuk devleti özlemi yanında ortak kültürün belirlediği bir siyasi duruş gereklidir. Eger, bir toplum ortak kültürel değerlerini ıskalar ve millet olamazsa, vatandaş kimliği gün gelir işe yaramaz olur. Türkçemiz bu gerçeği "içinizde olmayan manayı dışınızda bulamazsınız" özdeyişiyle tarif ediyor. Sembolik bir kimlik özün yerini tutmaz. Elbette bu özün bir kimliği olmalıdır. Türkiye, çok uluslu bir ülke olmaktan ziyade kendisi bir kültür devletidir. Bir ve aynı toplumda ortak pusula tahrib edilince yol haritaları farklı olur. Sovyetler Birliği ve Yugoslavya örneklerinde görüldüğü üzere çok ulusluluk yalnızca konsensus degil, çatışma da yaratıyor. Umarız siyasi akıl bu acı tecrübeyi bir kenara kaydetmiştir. Bu makale toplam 2486 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||