- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Türker Çelik
Anıttepe diyalogları-Bir iddiaya dair
İki eski arkadaş, Ankara Anıttepe’de buluştu... Gün inerken, Anıttepe’nin Anıtkabir’e bakan iddiasız kahvehanelerin birinde... En son 55 yıl önce buluşmuşlardı. Atatürk, Anıtkabir’deki istirahatgahına nakil edilmeden iki gün önce. O gün bir iddiaya girmişti Aydın ile Emir... Az buçuk mürekkep yalamış, memleketin istikbali konusunda iddiası ve hassasiyeti olan her Türk gencinin içinde yaşadığı çatışmanın dillendirilmesiydi bu iddia... Yaşı, cinsiyeti, memleketi, işi fark etmeksizin, yüreğinde Türkiye’nin geleceğine dair ideali, hayali olan her Türk gencine uyarlanabilecek tarihsel bir tartışmaydı bu. 55 yıl sonra Emir bey, artık iddiayı kazandığını kanaat getirdikten sonra, arkadaşını fikri yenilgisinin kabulüne davet eder. Her sohbette karşılaşılabilecek nezaket cümlelerinin ardından iki yaşlı dost, dolaysız söze girer. Emir: Herhalde artık, iddianızı kaybettiğinizi kabul edeceksiniz Aydın bey... Size 55 yıl önce, Atatürk Anıtkabir’e nakledilirken söylemiştim. Bir devrimin istikbali, yapıldığı toplumun derinliği ile sınırlıdır. Birgün gelir, ideoloji toplumsal gerçekliğe uyum sağlamak zorunda kalır. İşte bugün yaşadığımız da budur. Herhalde, bütün bunları ve iddiayı benim kazandığımı kabul edeceksinizdir. Aydın: Ne münasebet Emir bey... Bizim idealimizin ateşi, 6 yıllık bir fetret dönemi ile sarsılmayacak kadar güçlüdür. Paris’te 220 yıl önceki durum, ya da İstanbul’un 100 yıl önceki halini kafanızda canladırmaya çalışın. Durumumuz bundan daha mı parlaktı? Emir: Aydın bey, yine tarihin spekülatif dönemlerinden sesleniyorsunuz. Bana söyler misin: Geçmişini 1908’e dayandırdığın o ateş, bu memlekette kaç fakirin ocağını aydınlattı? 100 yıl sonra, bu milletin neden sadece yüzde 20’si size teveccüh gösteriyor? Fazla geriye gitmeye gerek yok. Avrupa Birliği’ne karşı çıktınız. Türkiye’nin bütün komşuları ile iyi ilişkiler kurmasına karşı çıktınız. ABD’de okuyan her kişiyi potansiyel ajan ilan ettiniz. Milletin inançlarını yaşama isteğinde dahi dış mihrak bulmaya çalıştınız. Peki siz ne istediniz? Aydın: Biz bu millete sizlerden daha fazla inandık, hala da inanmaya devam ediyoruz. Bu milletin batılı milletler gibi, bir ulus olarak onurlu bir şekilde yaşayabileceğine, uluslarası arenada batılı devletlerle eşit statüde yer alabileceğine inandık. Ama bu ülküye vurulan darbeler sonucunda bugün, bu millete layık görülen; tüketen ancak üretmeyen, iddiası olan ancak iktidarı olmayan cemaatlar kümesi olmaktır. Bizim yolumuz belki daha acılıydı ama vaat ettiğimiz ışık çok daha onurlu ve parlaktı. Emir: Bugün, bu memleketin insanları geçmiş, hatta sadece 5 yıl öncesi ile kıyaslandığında dahi çok daha iyi şartlarda yaşıyor. Çünkü, biz halkın taleplerinden yola çıkarak gerçekçi bir model çizmiştik. Tıpkı Dünya’nın diğer liberal memleketlerinde olduğu gibi. Halka inanç, girişim özgürlüğünü fazla görmedik. Çok kısa sürede de bunun meyvelerini topladık. Sonuçta hem bizim insanımız zenginleşti hem de bizimle iş yapan yabancılar. Sonuçta hem Müslüman memleketlerin hem de batı memleketlerinin umutla baktıkları bir ülke olduk. Aydın: Piyonla, aktörü karıştırıyorsun. Size bu işler için verilen görev ve maaş ‘Bekçi Murtaza’nınkinden fazla olmayacak. Vadeniz tamanlandığında da çürüğe çıkarılacaksınız. Emir: Aydın bey, gerek eğitimi gerekse sermaye birikimi açısından bu kadar zayıf bir memlekete ne vermelerini bekliyorsunuz. Bizi bölgenin ağababası mı yapacaklardı? Hiçbirşey olmamaktansa, batı ile paralel hareket eden, insanının değerlerine saygılı bir alt güç olmayı tercih ederim. Aydın: Emre bey, imanınızın bu kadar zayıf olduğunu bilmezdim. İşte sizin millete inancınız bu kadar. Emir: Aydın bey, siz inandınız da ne yaptınız? 100 yıl boyunca devletin, milletin bütün kaynaklarını siz idare ettiniz. Aldığınız kararlar sorgulanamadı dahi? En ufak aykırı fikri dillendirenleri mapushanelere gönderdiniz. Millet özgürlüğünü verdi, karşılığında sizden ne aldı? En sonunda, küçücük kız çocuklarına, “İngiliz vatandaşı olmayı tercih ederim” dedirttiniz. Ayıp değil mi? Aydın: 100 yıl önce de İngiliz vatandaşı olmayı tercih eden gafiller vardı. Onurlu bir ulusun vatandaşı olmak yerine, kendi alt cemaatinde özgürlüğü adına kozmopolitan olmayı tercih edenler... Bunun içinde aslında küresel kapitalizme biat eden vatansızlar her zaman vardı. Emir: Meraklanmayın, bugün insanlar artık bu vatana çok daha fazla inanıyorlar. Çünkü 367 kararı, parti kapatma girişimi gibi hukuksal darbelere karşın sağduyu hakim oldu. Halkın iradesi galip geldi. Halk kendi iradesinin iktidarda olduğunu görerek devletine çok daha fazla aidiyet hissedeceklerdir. Aydın: Halk iradesinin bu kadar Amerikancı olduğu bir dönemi anımsamıyorum. Batı en son Kurtuluş Savaşı yıllarında Milli Mücadele’nin karşısından bu kadar tarafgir durmuştu. Neoliberal batının bu pervasız desteği olmasa, mevcut iktidar birgün ayakta kalamaz. Emir: Bence mantık sınırlarını aşıyor, halkın verdiği oylara saygısızlık ediyorsunuz. Bari kendinizi demokrat olarak ilan etmeyin. Nasıl oluyormuş da, iktidar gücünü tamamen dış güçlerden alıyormuş? Aydın: Neoliberal batı; ABD-İngiltere ekseni 28 Şubatta, kendisinden olmayan dindar grupları tasfiye etmese, mevcut iktidara ilk günlerinden itibaren destek vermese iktidarın sancağı bu kadar dik kalır mıydı?Türkiye’ye yılladır burun büken yabancı sermaye ne oldu da biranda ülkey yatırıma boğdu? Türbandan taviz verebilen hükümet nasıl oluyor da yüksek faiz düşük kur politikasından taviz veremiyor? Bu arada Kıbrıs ve Kuzey Irak için birşey söylemeye dahi gerek duymuyorum. Emir: Bakın Aydın bey... Kendini boşu boşuna üzme. Bütün bu sorularının yanıtı aslında tek. Milletin güvendiği bu hükümete Dünya da güvendi? Bu hükümet de zamanın gereklerini yerine getirdi. Aydın: Gücü veren gerçek iktidar sahipleri, zamanı geldiğinde aynı gücün çok daha fazlasını almasını da bileceklerdir. Umarım, o zamana kadar bu ülke çok şey kaybetmez. Emir: Endişelenme Aydın bey. 50 yıldır verdiğimizden fazlasını vermeyiz. Sanırım iddiayı kaybettiğinin sen de farkındasın ama kabul etmek zoruna gidiyor. Öyle olsun. Aydın: Deve için girilen iddia 3 günde biter mi Emre bey... Var mısın 10 yıl sonra yeniden görüşmeye. Emir: Azizim, yenilen pehlivan güreşe doymazmış. Hayatta olursak Dünya’da, olmazsak öteki Dünya’da görüşmeye hazırım... İki ihtiyar, iyice çöken gecenin gizlediği Anıtkabir’in yanından evlerine doğru, küçük adımlarla yol aldılar. Bu makale toplam 1491 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||