|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Perihan Mağden
Feel Good İnsanları
Hakkaten, herhalde, belki de kıskanıyorum (dur) Feel Good İnsanları’nı. Onların ‘I feel good’ diye parçaları var mesela. Geride kalan bahtsız grubun (Feel Bad İnsanları?) ‘I feel like shit’ diye parçaları yoktur. Varsa da Pepsi ya da Pirelli alıp jingle’ı yapmaz o parçayı. Egemenlik; kayıtsız şartsız Feel Good İnsanları’nın yani. Feel Bad İnsanları; tam olarak öyle bile değiller. Onlar daha çok Up&Down İnsanları. Up&down. Up&down. Down. Down. Until you. Drownnnnn. Sonuç olarak düz bir çizgide kendini iyi hisseden/başarılı hisseden/yapmış+etmiş hisseden insanlar Feel Good’lar. Bizler; diğerleri yani, niye bi türlü başarılı hissedemeyiz kendimizi? İşimizde? İnsan ilişkilerimizde? Alemde? Evrende? Kâinatın bütün titreşimlerinde? Mesele ‘başarılı’ hissetmek de değil. Ki, olsa fena olmazdı. Öyle basit kanaviçe. Mesele; Duman’ın çok güzel/acayip güzel söylediği Sezen parçasındaki gibi ‘Varlığın da yokluğun da yetmiyor.’ Ve hatta ‘fark etmiyor.’ Sonuç olarak ‘fark etmiyorsa’ başarılı hissedemezsin tabii ki kendini- ‘Başarı! Benim ömrüm haşarı/Buralardan taşınalı’ mısralarında Şair Nedim’in cuk oturtmadığı gibi. Bu ‘Up&Down Down&Up İnsanları’ o kadar yorucu ve bezdirici oluyorlar ki Sayın Seyirciler: geçen gün bu hususta ‘up&down down down: drownnnn olma hususunda) benim kadar kronik, benim kadar ele avuca gelmez ahbabımla konuştuk, konuştuk. Her gün; bazı günler çok kez konuşuyoruz gerçi. Ben bugün iyice ‘drown’ safhalarında yüzerken dipte “Ulan; bizi dinliyorlarsa, dinleyen polislerimizin Zanax parasını karşılıyor mu devlet?” oldum Düşünce Pınarlarım’da. Ki, biz hiç anti-depresan filan kullanmayan, kullanmamış dahi insanlarız. Doğal olarak idare ediyoruz/edemiyoruz filan. Ve fakat kim tanzim edecek bizi dinlemeye alan polislerimizin sinirlerini? Kim ödeyecek bu med-cezirlerin karşılığını? Şahsen dinlenmediğime de eminim, ayrı. Aynen tanınmadığıma sokaklarda, emin olduğum gibi. Ama bugün açıkistihbarat nokta kom’un (babası emekli general/Robert Kolejli) sahibi çocukla sevgilisi gazeteci kızın konuşmaları haberi vardı Hürriyet’te. ‘Aşkım’lı filan konuşmada o kadar çok gazeteci bağyan’ın köpeği Patik’ten bahsediyorlar ki- Dinlemekte olan polisçiğimiz’e hafakanlar hasıl ve vasıl oluyorlar. O da ‘yarım saat kadar köpek ve diğer zırvalıklar, pardon fanfinfon üstüne konuştular’ diye kestirip atmak zorunda kalıyor. Raporunda. Fenalık geçirdiğiyle kalıyor polisimiz. Beni ve arkadaşımı dinliyor olsaydı dün, soluğu Boğaziçi Köprüsü’nde alırdı riskine yoğunlaşıyorum ben. ve Feel Good İnsanları’ndan olamadığımıza, Polisler İçin Risk Poliçesi açısından da yanıyorum. (Zaten Sezen’in o şarkısının adı ‘Beni yak, kendini yak; her şeyi yak.’) Sonra tabii Feel Good İnsanları reklamlardan/gastelerden/ekranlardan üstüme üstüme varıyorlar. Tatilden Noel Hırka’yı kıskandıracak bi beyazsakalla dönen (yine de Noel’likle suratının/ifadesinin uzak yakın âlâkası olmayan) Feel Good İnsanları’nın şahı Ertuğrul Özkök ‘Ay nasıl çözülürdü biliyo musunuz her şey?’ yazısı attırıyor. Çarşamba Pazarı. Araması etmesi ve yüz yüze onca saat görüşmesi yetmedi Recep Tayyip Erdoğan’ın; Yüzverinceastaristeriz nokta kom adına ‘Sağlığınıza!’ diye bi balık lokantasında filan, Emine Erdoğan’la birlikte kadeh kaldırmasını istiyor. Özkök ille de uzlaşma peşinde Erdoğan’dan. Kadehte yanlış anlaşılabilecek vişne suyu (şarap) ve ayran (rakı) yerine, portakal suyu olmalıymış. Hani Kapatma Davası açıldığında bütün müşterilerinin ayağa fırlayıp ‘Oley!’ filan diye haykırdığı; göbek atıp, pardon vals yapıp fındık kırdığı rivayetlenen 1 Zenginlerin Balık Lokantası vardı. Orda mı kaldırmalı sıkma portakal suyu kadehini Başbakan acaba? Suada’da mı? Rodos’ta mı? Hani Süreyya Yalçın’la evlenen şişman yanaklı çocuk da ‘Ben ki eski manken, hızlı playboy’ diye bahsediyor kendinden Günaydın’a. Çocuğun şimdiki işi Emre Ergani’nin yamaklığı! Tahayyül edin. Ama 1 Feel Good İnsanı işte. Feel Good İnsanı olursanız, amiral gemisine kaptan da olursunuz, Faruk Yalçın’a damat da, Teşvikiye’de salon sahibi de. Bu, zaten bir tavsiye yazısı. Bi de böyle Başarılı Yazar tiplemeleri var. Sürekli başarılı, sürekli yazar. Kaleminden yumurta damlıyo. Yani altınyumurtlayantavuğun kalem çeşidi. Hep 1 başeser! Hep 1 başeser! Duramıyo. Yazdıkça başeser yazıyo. Köşelerinde de öyle. Ben mesela Nuray Mert’in olsun, Bekir Coşkun’un olsun başeserlemediği güne rastlamadım köşelerinde. Çok emosyonel yanlarını fevkâlâde dengeliyorlar başköşeyazısını kıvamlarken. Böyle ASLA BOŞ YOK öyle çok köşeci var ki ülkemizde. Bu yüksek standartlara alışkın Müptela Klâs Okur da pek tabii ki, dengesiz köşeciyi istemiyor haklı olarak vatanında. Hep kalite, hep kalite! Öylesine düşkün ki kaliteye; bir nevi Beymen Sonsuz Müşteri Memnuniyeti prensibiyle o gün, o köşede ortaokulda kaleme alamadığı emosyonel parçayı, üniversitede ulaşamadığı Hocanın Steril Şişe’sinden değerli çalışmayı görmek istiyor. Bunu bulamayınca da hırçınlaşıp internet sitesine saldırıyor haklı olaraktan. Zira 1 Bekir Coşkun’da olsun, 1 Nuray Mert’te olsun hedeflediği/arzuladığı standart var. Bu standart’ı tutturamayanlara duyduğu kin ve nefreti çok çok iyi anlıyorum Feel Good İnsanları’nın. Tek anlayamadığım Bu Grup’un Feel Very Very Bad İnsanları’na olan kızgınlığına olan müptelalılığı. Ama burda da ‘Sana kırmızı çok yakışıyor’ şarkısı devreye giriyor. Zaten her şeyin hülasası burda. Feel Good İnsanları ‘her haliyle her şekliyle güzel’ insanlar. Sakallı da, yanaklı da. Feel Down Down (until u) Drown İnsanları’nın fecaat hallerinden, söz etmek dahi istemiyorum. Bu istekle, bitiriyorum. RADİKALBu makale toplam 544 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||