Haber10 Arama
  SON HABERLER
Nuray Mert
Nuray Mert
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Zor dostluk: Türkiye-İran

Bugün İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad Türkiye’ye geliyor, bu bölgenin siyasal dengeleri açısından son derece önemli bir ziyaret. Zira İran, sıradan bir komşu değil, bölge, hatta dünya siyasetinin odağında olan bir ülke.

İran, ABD açısından tam bir başağrısı. Rejiminden dolayı değil, gücünden dolayı bu böyle. Yoksa, başta ABD olmak üzere Batı ittifakı, kendileri açsından ‘tehdit’ oluşturmayan her türlü rejimle ve bu arada İslami kurallarla yönetilen ülkelerle ittifak yapma konusunda hiç tereddüt etmiyorlar. Burada, kıstas Batı ittifakı içinde olup olmamaktır. Bu durumun en klasik örneği de, Suudi Arabistan’dır. Malum, İran 1979 İslam devrimi ile Batı ittifakı dışına

çıktı ve o günden beri, Batı ittifakının hedef ülkesi haline geldi. Ancak, asıl sorun, ABD’nin Irak işgali sonrası, İran’ın, bölge denkleminde giderek artan gücü oldu. Son olarak, İran’ın nükleer güç olma adımları, doğrudan müdahale senaryolarını gündeme getirdi.

Diğer taraftan, İran’ın gücü ve dolayısı ile yarattığı tehdit algısı, sadece petrol kaynakları, güçlü devlet geleneği veya stratejik öneminden kaynaklanmıyor. İran, bölgede biriken ABD (ve İsrail ve Batı) karşıtı öfkeyi siyasal güce dönüştürme yeteneği, bu ülkeyi Şii dünyası dışında tüm Arap-Müslüman dünyada görünmez şekilde etkin kılıyor. O nedenle, bölge rejimleriyle tüm rekabet ve ihtilaflarına rağmen, bölgeyi İran aleyhine bir operasyona razı etmek hiç kolay değil. İki yıl önce Lübnan-İsrail savaşında, İsrail’e kafa tutan İran müttefiki Hizbullah lideri, Şii dünyası dışında da, tüm bölge kamuoyunda Nasır’dan sonra en popüler lider haline geldi. Bu şartlar altında, İran’a her sataşma, bu ülkeye sempatiyi artıracaktır. Buna karşın ABD’nin, İran’ın bu önlenemez yükselişi karşısında hareketsiz kalması da beklenemez. Şimdilik, orta yol, İran’ın geniş kapsamlı bir yaptırımlar çemberinde boğulmaya çalışılması gibi görülüyor.

Türkiye-İran ilişkilerinin istikâmeti tam da bu noktada büyük bir sınavdan geçecek. Türkiye’nin, epeyce bir zamandır, İran’a karşı, ne tedbir düşünülürse düşünülsün, bunun tartışmasız bir parçası olması konusunda büyük bir baskıyla karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Bu baskıya elinden geldiğince direndiği de ortada. Bu direnci, sadece Kürt meselesindeki ‘ortak çıkar’lara bağlamak haksızlık olur.

Türkiye orta büyüklükte bir bölgesel ve uluslararası güç olarak, yanıbaşındaki siyasi iradenin zayıflamasından her bakımdan kötü etkilenir. Tarihi, kültürel yakınlık, komşuluk hukuku bir yana, direncin kaynağının bu çekince olduğunu düşünüyorum. Ancak, İran’ın önemi arttıkça, Türkiye-İran ilişkileri giderek daha zor bir dostluğa dönüşüyor, umudumuz bunun imkânsız bir dostluk olmaması.

AKP iktidarı, bugüne kadar (dışardan görebildiğimiz kadarıyla) bölgedeki zor denklemler içinde durumu iyi idare etti. Diğer taraftan, partinin dış politika mimarlarının, benim görebildiğim en önemli zaafı; ‘aşırı iyimserlik’ ve Türkiye’nin rolünü abartma eğilimi. Türk dış politikası geleneksel aşırı güvensizlikten, aşırı güvene doğru savruluyor gibi bir intiba içindeyim. Türkiye ölçeğindeki bir ülke için, bu türden bir zaafın bedeli çok büyük olur diye düşünüyorum.

Diğer taraftan, AKP’ye muhalefet adına, İran ile ilişkileri parmağına saranları anlamak mümkün değil. Bir kere, bu ülkenin (yaygın tabirle) ‘laikler’i artık bir karar verseler diyorum. AKP’ye ‘ABD işbirlikçisi’ diye karşı çıkmıyorlar mıydı? Bu durumda ABD hedefindeki bir ülke olan İran ile, ‘yakınlaşma’ altında da buzağı aramanın ne anlamı var? Bu durumda, tek ‘makûl’ itiraz ABD-AKP yakınlığından sonuna kadar memnun olanlardan, hoşlarına gitmeyen her şeyi ‘AB sürecinden kopma’ olarak takdim edenlerden gelebilir. Ancak, AB ülkelerinin de, İran konusunda ABD’ye koşulsuz destek vermediğini hatırlayalım.

Son olarak, dünya politikasının bunca ısındığı, bölgede sıcak savaşlar sürecine girildiği bir ortamda, Ahmedinecad ziyaretinde Anıtkabir krizi icat etmek isteyenlere ne demeli bilemiyorum. Bırakın her şeyi bir yana, Türkiye Cumhurbaşkanı İran’a gittiğinde Humeyni’nin mezarına gidip, Fatiha okusa, hatıra defterine methiye yazması beklense bu ülkenin tavrı ne olur, bir onu düşünsünler diyorum.

radikal
Bu makale toplam 801 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.5750, Satış 1.5950; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 2.0050, Satış 2.0320
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi