- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Ertuğrul Özkök
Gün 1 olay 1
ANAYASA Mahkemesi’nin başta başkanı olmak üzere bütün üyelerini candan kutluyorum. Türkiye’nin geleceği için, tarihi önemde bir karara imza attılar. Daha da açık yazayım. "Kapatılsın" diyeni, "Kapatılmasın" diyeni de. Çünkü benim için önemli olan "kurumsal karar"dır. Aldıkları kurumsal karar, Türkiye’de "ortak aklın" yansımasıydı. Yani ne "hukukun zaferi", ne "demokrasinin zaferi" demektense, "ortak aklın zaferi" demek en doğrusudur. O yüzden ülkemizin ortak aklını mükemmel şekilde okuyan Anayasa Mahkemesi gözümde iyice büyüdü. Ve bir kere daha şuna inandım. İyi ki böyle, iktidarların keyfi kullanılan gücünü dengeleyen güçlü anayasal kurumlarımız var. Yeni anayasa hazırlanırken, bunu hepimiz çok iyi düşünmeliyiz. Evet tamamen hukuki davranmadılar. Kararlarında siyasi mülahazalar da rol oynadı. Ama Anayasa Mahkemesi’nin bizatihi tarifi budur. Onlar görevlerini, tarihe geçecek şekilde yaptılar. Şimdi sıra sivillerde. Bizler, artık bu ortak aklı, yani makul olanı içimize sindirebilecek miyiz? * * * Buyurun gün 1, olay 1. Konya’da bir Kuran kursu binası çöktü. Çocuk yaşta 16 kızımız ile bir hoca hayatını kaybetti. Şimdi bu olayı nasıl ele alacağız. Klasik dinci bakış açısıyla, Kuran kursu olduğu için, bu sistemin arkasındaki yanlışlıkları görmezliğe gelmeye devam edecek miyiz? Üzerini örtecek miyiz? Veya klasik laik refleksle, olayın sadece kaçak Kuran kursu tarafına kilitlenmeyi, din eğitimini nasıl hepimizin üzerinde anlaşabileceği bir sisteme oturtabiliriz konusunu tartışmak için iyi bir fırsat haline getirebilecek miyiz? Daha ilk günden önümüzde bir turnusol káğıdı var. Merakla bekliyorum. Bakalım bu faciayı kavga konusu haline mi getireceğiz, yoksa ortak aklı önümüze koyup, bu sorunu makul bir çözüme doğru mu götüreceğiz? * * * Mesela şunu yapabilecek miyiz? Ben ve benim gibi düşünen insanlar, belki de hayatlarında ilk defa, "Yahu bu kuran Kurslarını hep eleştiriyoruz ama, acaba oralarda çocuklara neler öğretiliyor? Öğretenler ehil mi? Hangileri ehil? Her imam istediğini istediği gibi mi anlatıyor, yoksa onlar da eğitimden geçiyor mu?" diye merak edip bakacak mıyız? Başbakan Erdoğan ve onun gibi düşünenler ise "Yahu biz bu Kuran kurslarını, din öğretiliyor diye hep destekliyoruz. Acaba orada gerçekten iyi şeyler mi yapılıyor, yoksa isteyen imam kendi kafasına göre istediğini mi yapıyor" deyip, ciddi bir şekilde konuya eğilecek mi? Eğer ortak aklı, makul olanı bu ülkede iktidara getireceksek, yapılması gereken budur. Allah turnusol káğıdını elimize verdi. Şimdi onu Konya’daki olaya batırıp, rengine bakacağız. "Taze sayfa" mı, yoksa "Ben bildiğimi okurum" mu, göreceğiz. * * * Dış basında en merakla beklediğim şey, Wall Street Journal ve Financial Times’ın tutumuydu. Bu iki gazete, Anayasa Mahkemesi’nin AKP hakkında vereceği karara nasıl bakacaktı? Niye bu iki gazete? Çünkü onlar, dünyanın en küresel olgusunu yani ekonomiyi temsil eden iki gazete. Haber Wall Street Journal’ın Avrupa baskılarının manşeti oldu. Manşet, olabilecek en nötr şekilde verilmişti: "Türkiye’nin iktidar partisi kapatılmaktan kurtuldu, uyarı aldı." Aşağı yukarı Hürriyet’in manşetiyle aynı çizgideydi. Buradan da ikinci ortak akıl dersine geliyorum. Türkiye artık küresel ekonominin çok önemli aktörlerinden biri. Ülkemizin gidişatıyla herkes ilgili, burada herkesin menfaati var. Böylesine küresel bir aktör, artık ne keyfi zihniyetle, ne dini, ne de siyasi misyon duygularıyla yönetilebilir. Ancak küresel akılla yönetilebilir. Bir de şu var: Bu ülkede artık darbe marbe olmaz. Buna kimse cüret edemez, cüret eden biri çıkarsa sonu hüsran olur. Dolayısıyla bazılarını "şeriat paranoyası" ile suçlayanların da, artık "darbe paranoyasından" kurtulması gerekir. Bir gazetecinin olay yeri raporu GÜNGÖREN’deki terör saldırısından sonra, Başbakan Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın Atatürk Havalimanı’nda birbirlerine el uzatmamalarını eleştiren bir yazı yazmıştım. Bu yazı üzerine Baykal, Milliyet Gazetesi’nden Fikret Bila’ya konuştu ve "Aynı anda havalimanında değildik" dedi. Bunun üzerine, bir dinci gazetede benim yalan yazdığım konusunda haber çıktı. İşte size, o gün Atatürk Havalimanı’nda görevli gazeteci arkadaşım Faik Kaptan’ın hazırladığı bilgi notu: "Sayın Ertuğrul Özkök, Güngören’de meydana gelen patlamadan sonra Başbakan Erdoğan ve Deniz Baykal’ın Atatürk Havalimanı VIP salonunda 10 m. arayla iki salonda olmalarına rağmen bir araya gelmemeleri konusundaki olayın detayları şöyledir: Sayın Baykal Güngören’deki incelemelerini tamamladıktan sonra THY’nin TK-120 sefer sayılı uçağı ile Ankara’ya gitmek için havalimanına geldi. Ancak geldiği saat 11.10 olduğu ve uçak kaçtığı için VIP kapısında araçtan inip kendisini bekleyen gazetecilere ayaküstü olayla ilgili bir açıklama yaptı ve bir sonraki sefer olan TK-124 ile saat 13.00’te uçmak için yer ayırtıp şehre yemeğe gitti. Bu sırada Başbakan Tayyip Erdoğan da incelemeler yapmak için Ankara’dan İstanbul’a hareket ediyordu. Başbakan Erdoğan saat tam 12.23’te Başbakanlığa ait özel uçakla İstanbul Atatürk Havalimanı’na geldi. Ve İstanbul Valisi’nden brifing almak için Başbakanlık Kabul Salonu’na geçti. Başbakan Güngören’e hareket etmeden önce içeride olayla ilgili brifing alırken saat tam 12.48’de Deniz Baykal da VIP salonundan içeriye girdi. Baykal kendisini Ankara’ya götürecek olan uçağa binmeden önce salonun gidiş istikámetinde sağ tarafta bulunan DHMİ Protokol Müdürlüğü odası önünde beraberindekilerle kısa bir görüşme yaptı. Daha sonra arka tarafa geçti ve iki dakika sonra da uçağa binmek üzere aprondaki minibüse bindi. Bu sırada Başbakan büyük salondaydı ve aralarında tam 10 metre vardı. Deniz Baykal orada arkadaşlarıyla konuşurken Başbakanlığın korumaları da kendisini izliyordu. Sayın Baykal Başbakan’ın orada olduğunu bilmiyordum diyormuş. Ancak kendisi arabadan indiği zaman 5 metre önündeki Başbakan’ın makam aracını, bir sürü koruma aracını, motosikletli polisleri de mi görmemiş? Tüm bu olaylar olduğu sırada Hürriyet Gazetesi’nden Ardıç Aytalar, Şenol Coşkuner, Sefa Özkaya ve Doğan Haber Ajansı’ndan Murat Çakır kamera ve fotoğraf makineleriyle bu olayı belgeliyordu. Belgeler: 1. Başbakan’ın salona giriş saati olan 12.23 Devlet Hava Meydanları kayıtlarında, 2. Deniz Baykal’ın salona giriş saati olan 12.48 foto muhabiri Sefa Özkaya’nın dijital fotoğraf makinesinin kartında, 3. Deniz Baykal’ın THY’nin uçağı ile gidişi ise TK-124 uçağı yolcu listesi kayıtlarında. Bilgilerinize. Saygılarımla Faik KAPTAN" HÜRRİYETBu makale toplam 981 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||