- |
|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Milay Köktürk
Ergenekon: Depremin merkez üssü
Ergenekon soruşturması boyunca çok şeyler yazılıp çizildi. Hele dalgalar halinde gelen tutuklamalar “deprem” diye adlandırıldı. İş siyasal zeminde de kavgaya dönüştü. Baykal çıkıp fasa-fiso dedi. Ve en sonunda geçtiğimiz hafta sonu “2455 sayfalık fasa fiso(!)” açıklandı, dava açıldı… Basında da yine deprem söylemleri, “şok” tanımlamalı değerlendirmeler yapıldı ve halen yapılıyor. Bilmiyorum kıymetli okuyucularımızdan kaç kişi iddianameyi bilgisayarına indirdi! Ben indirdim ve iki gündür iddianame okuyorum. Basında öne çıkarılanlardan daha fazlası bu 2455 sayfa içinde var. Bir fasafiso 2455 sayfa olamayacağına göre, demek ki elimizde bulunan metin hiç de fasafiso değil… Kıymetli okuyucularımız, bu ülkenin iyi insanları kendileri ve ülkeleri için iyi bir şey yapsınlar; oturup iddianame okusunlar. Naçizane önerim bu! *** Gelelim bazı tespitlerimize… İddianamenin suç niteliğindeki eylem ve kanıtlar meselesi yargının işi. Dışardaki “Ergenekon dostları” ne söylerse söylesin; inanıyorum ki yargı gerçekten yapması gerekeni yapacak. Bizim tespitlerimiz daha farklı. Şimdiye kadar yaşadıklarımız “öncü sarsıntılar” imiş. Asıl deprem yeni başlıyor. Ve bu deprem şok etkisiyle değil yavaş yavaş kendini gösterecek. İddianame yorumcuları iddianamenin birkaç sayfasından birkaç cümleye takılıp kalıyorlar. Oysa olayların doğal anlatımı içinde zikredilen, teknik takibe takılan irtibatlar ağında o kadar çok isim var ki! Onların hemen hepsi bir şekilde öne çıkan isimler. Hepsi Veli Küçük’le bir şekilde ilişki kurmuşlar. Elbette bunlar Ergenekon üyesi değil. Vatansever kimliğinden dolayı Veli Küçük’ü arayıp bulmuşlar. Birçoğu da önceden tanışıyormuş. Kimler aklımda kaldı? O kadar çok isim var ki… En iyisi herkes açıp okusun, mesela bazı milletvekilleri, mesela eski kuvvet komutanlarından bazıları, sağdan ve soldan bazı isimler… Hatta eski genelkurmay başkanlarından bazılarıyla Kemal Alemdaroğlu’nun vatan kurtarma muhabbetleri. Hepsi iddianamenin satır aralarında mevcut. Tekrar söyleyelim; bu durum, kişilerin bu örgütle ilişkileri olduğu anlamına gelmiyor. Bu ilişkiler, örgütün iletişim şemasını anlatırken zikredilmiş. İşte deprem bundan sonra olacak… *** Önümüzdeki gönlerde, iddianamede adı geçen kişilerin hepsinin bulundukları yerlerden tasfiye edilmesine tanık olacağız. Belki bu çetenin tamamı yargı önüne çıkarılamayacak. İtalya’daki gibi binlerce kişi sorgulanamayacak. Mesela bu çetenin YÖK ve üniversite bağlantıları pek deşilmiş değil. Onlar belki karanlıkta kalacak… Ama bir daha darbe planları yapacak bir organizasyon kurulamayacak. En azından kısa sürede. Türkiye’de 5-10 sene içinde büyük bir zenginleşme yaşanınca, zaten bu tür organizasyon meraklılarına itibar eden olmayacak. Yargının kararı ne olur bilemeyiz; bu organizasyon bir gün beraat etse dahi, iddianame hiçbir zaman yok sayılamaz bir belge olarak kalacak. Oradaki iddialar, adı geçenleri gölge gibi takip edecek. Bundan sonra hiç kimse “hizaya gel belgesi” hazırlayamayacak… *** MHP’den başlayalım… İddianamedeki iletişim bilgilerinden ve ele geçirilen belgelerden anlaşılıyor ki, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisini bu çeteden temizlemiş. Onlara kurumsal bir kimlik olarak partinin kapılarını kapatmış ve bu da onları çılgına çevirmiş. Fakat bazıları, bazı milletvekilleri, bazı partililer Veli Paşa’ya saygılar sunmuş. Bunların tasfiye edilmesi kuvvetle muhtemel. (Bir kanaatimizi daha belirtelim… MHP kurumsal olarak çete suçlamasından beraat etmiştir, bu iddianame bu kanaati uyandırmaktadır. Fakat aynı MHP, bu çete soruşturmasına karşı “zamanında” net ve kesin tavır almadığı için, bu beraatini oya tahvil edemeyecek gibi görünmektedir. Her şey ortalığa döküldükten sonra “çeteler tasfiye edilmeli” diye verilen beyanat, zamanında gür bir sesle dile getirilmediği için, kimseyi etkilememektedir. MHP son bir yıldaki takdir toplayan politikasına rağmen, son birkaç ay içindeki sessiz tutumu nedeniyle, beklediği teveccühü göremeyecek. Diğer yandan MHP’de eski kuşak ülkücüler artık hiç yer alamayacak.) Depremde kırılacak diğer fay hattı, görevdeki Veli Küçük dostları. İddianamede, teknik takibe takılan ve X yahut isim zikredilerek veya yer tespitiyle bildirilen birçok asker ve sivil kişi ve bürokrat var. Muhtemelen onlar kendi kurumlarınca çoktan tespit edilmiştir. İşte onları da büyük bir tasfiye bekliyor. Tahminim odur ki, önümüzdeki günlerde Yüksek Askeri Şura sürecinde ya re’sen emekli edilecekler veya onlardan kendi istekleriyle emekli olmaları istenecek. Tabii sırf Veli Küçük’e telefon etti diye haklarında cezai kovuşturma yapılmaz. Ama belli ki onunla bir şekilde irtibatları var… Ve bu çete gölgesi onlara da düşmüş. Artık devlet hizmetinde bırakılamazlar. Bu süreçte gördüğümüz devlet iradesi onları saf dışı bırakacak. Depremin en önemli ve en derin etkisi, Türkiye’deki entelektüellerin olaylara bakışında görülecek. Nitekim Serdar Turgut 27 temmuz tarihli yazısında “Faili meçhul hayatım” demiş bile… Artık hiç kimse “rejim elden gidiyor, irtica geliyor” söylemlerine kulak asmayacak. Elbette bu, AKP’ye taraf olmak değil. İnsanlar olayların gerisindeki dehşet verici iddiaları duyunca, kendilerine her söylenene inanmayacaklar ve bu da eleştirel aklın gereği, yani fevkalade olumlu. Düşününüz ki, DHKP-C ve Hizbullah, hatta PKK bile Ergenekoncu bir rol icra etmiş… Ergenekon Türk milliyetçiliğini ve ülkücülüğü de boşlamamış. Aynı Veli Küçük “örnek dava adamı, ülkücü şahsiyet” rolünü de üstlenmiş. Mesela Türk Dünyası Vakfı’ndan çıkmıyormuş anladığımız kadarıyla. Hadi kalkıp da siz bundan sonra her “dava, vatan, millet” diyen birilerinin arkasına düşün! Bu millet bu kadar saf değil, hatta hiç de saf değil. Artık “dava yolunda tercihler” rafa kalkacak. Millet siyasal tercihinde, büyük çoğunluğuyla aklını kullanacak. Bir başka deprem, gelecek seçimlerde olacak. AKP kapatılsa da kapatılmasa da, bu partinin iktidarı kolayca sona ermeyecek. İddianamedeki iletişim bilgileri şu soruyu akla getiriyor: “Medyadaki bazı kalemler Ergenekon soruşturmasının kapatma davasının rövanşı olduğunu iddia ediyorlar. Acaba tam tersi, yani kapatma davası Ergenekon’un rövanşı olmasın” sorusunu… (Bu iç gelişme hengamesinde gözden kaçırdığımız olaylar var. Türkiye bölgesinde dev bir güç olmaya soyunmuş ve gereği yapılıyor. Rusya-Türkiye ilişkileri, Türkiye-İran işbirliği, Suriye, İsrail, Filistin konusundaki ataklar, Irak politikası, Kafkasya politikası… Şu Akdeniz Birliği toplantısı vs. Bunlar geleceğimizi şekillendirecek adımlar. Ama garip bir manzara var. Niye mi? Bütün bu adımları atan, bugünkü iktidar. İktidar ise “kapatılma” tehdidi altında ama buna rağmen ne dış devletler ne de içerdeki bürokrat ve devlet adamları bunu kaale alıyor. Bu da şunu gösteriyor. Devlet iradesi bugünkü iktidarı gözden çıkarmış değil. İçteki sarsıntı devletin “devlet politikası”nın yürütülmesini engellemiyor. Bu tablo tek başına AKP’nin eseri değil, devlet aklının eseri. Türkiye mükemmel bir hatta ilerliyor. Belli ki gerçek derin devlet iş başında.) Kişisel tahminime gelince; AKP kapatılmayacak… Hoş kapatılsa bile, yerine yenisi kurulunca, o da aynı oy potansiyeline sahip olacak. CHP ya biraz daha eriyecek veya kendi kemikleşmiş oylarını alacak. Bugünkü sol tamamen tükenecek; orta vadede, gerçek sol ve sosyal demokrat bir oluşum gerçekleşecek. Bu, Türkiye’nin kazanımı olacak. Elbette bu oluşum, Baykal ve ekibinin CHP’den tasfiye edilmesiyle gerçekleşebilir, onu da belirtelim. DTP, PKK çizgisinden uzaklaşmak zorunda kalacak. Çünkü PKK’nın üzerine düşen Ergenekon gölgesi, meşru ve doğal gibi dile getirilen taleplerin de Ergenekon kaynağıyla bağlantılı olduğunu gösteriyor. Bunun üzerinde siyaset yapan DTP’nin sonu görünmüştür. Tıpkı PKK’nın kesin şekilde sonu göründüğü gibi. Yerine de Kürt entelektüellerden kurulu bir siyasi hareket geçebilir. Yani orta vadede, bölücü hareketler de bitecek gibi görünüyor. Bu da demektir ki, artık Kürt sorunu daha rasyonel zeminde tartışılabilecek… İP ise yine eskisi gibi marjinal olmaya devam edecek. Önder şahsiyet (!) Doğu Perinçek de olmayınca, siyasal hayatın komedi sahnesi olmaktan kurtulamayacak, hem de kimsenin seyretmediği komedi. Doğu Perinçek baştayken de aynıydı ama, millet yine seyrediyordu o komik gösterileri, “CİA yaptı” mavalını ve tebessüm ediyordu. Şimdi o da olmayacak. Diğer partilerin (BBP, DP vs.) hiçbiri sahneye çıkamayacak. Bir başka değişme, asker ve güncel siyaset ilişkisinde yaşanacak. İddianameden de görüyoruz ki, yakın dönem ve şimdi emekliler kategorisindeki komuta heyetinin büyük çoğunluğu boğazına kadar güncel siyasete batmış. Hele ek iddianame de açıklanınca, daha neler öğreneceğiz kimbilir! Ben asıl belgelerin bu son operasyonda ele geçirildiğini düşünüyorum. Şimdi işbaşında bulunan komuta heyeti, askerin siyasete müdahalesinin ülkeye neler kaybettirdiğini derinden kavramış gibi görünüyor. Sayın Yaşar Büyükanıt’ın hizmetlerini tarih gerçekten şeref payesiyle ödüllendirecek. Tıpkı Hilmi Özkök gibi. Önümüzdeki dönemdeki komuta heyetinin de aynı bilinç içinde olduğunu düşünüyorum. Yeni Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ da aynı çizgide bir anlayışa sahip. Çünkü son Ergenekon operasyonunda tutuklanan komutanlar “kol kırılır yen içinde” diyerek korunmamıştır. Bu, çok önemlidir. Dolayısıyla üst kademelerdeki mensuplardan politize olmuş olanlara yol görünmüştür. Artık siyasal sorunlar ilgili mevkilerde ve zeminlerde konuşulacaktır. Bunun adı “normalleşme”dir. Artık emekli-emeksiz bir paşa çıkıp da politika yapamayacaktır. Ordumuzu yıpratan en önemli husus buydu; artık yaşanmayacağına göre, ordumuz milletin gönlündeki yerini pekiştirecektir. *** Yazımızı lâtife kabilinden bir teklifle sonlandıralım… Gelecek yıllarda “demokrasi parkı” yapılmalı, oraya bazı heykeller dikilmelidir. Kimlerin heykelleri mi? İlkönce Danıştay saldırganını yakalayan polis memurunun; hem de parkın girişine! Sonra Nokta dergisinin, sonra Ergenekon savcısının! Diğerlerine de kamuoyu karar versin… Heykeli dikilecek çok kişi var. Bir de “lanetliler parkı” yapılsın… Orası da epeyce dolacak gibi görünüyor. milaykokturk@gmail.com Bu makale toplam 1267 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||