-
Haber10 Arama
  SON HABERLER
Gülay Göktürk
Gülay Göktürk
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Susurluk’tan Ergenekon’a kamu vicdanı (2)

Geçen yazımda hem Susurluk, hem de Ergenekon davalarında iki farklı kamuoyu oluştuğunu ve bu iki farklı kamuoyunun bu davalarda rol değiştirdiklerini yazmıştım.

“Popüler benzetmeyle söyleyecek olursak, Susurluk’un “avukatları” Ergenekon’un “savcıları”; Susurluk’un “savcıları” ise Ergenekon’un avukatları haline geldiler” dedikten sonra, Susurlukta oluşan cepheleşmeyi analiz etmeye çalışmıştım.

Özetle tekrarlayacak olursam, daha çok sol-sosyal demokrat tabandan oluşan birinci kesim Susurluk’un aydınlanması için mücadeleye girişmiş, geniş milliyetçi-muhafazakar kesimler ve onların siyasi sözcüleri ise Susurluk’un avukatlığına soyunmuşlardı.

Bu saflaşma esas olarak politik-ideolojik konumlanışla ilgiliydi. Susurluk’un esas olarak devlet içindeki ülkücü-milliyetçi çeteleşmeyi deşifre etmesi ve yapılan kanun dışı işlerin “ASALA’yı çökertmek” “PKK’yı dağıtmak” gibi hedeflere sahip olması, sol kamuoyunun davaya sahip çıkmasına; “sağ-milliyetçi- muhafazakar” kamuoyunun da sanıklara mahcup bir sempatiyle sahip çıkmasına sebep olmuştu. Şimdi geldiğimiz noktada ise tam tersini görüyoruz. Susurluk’ta gık-mık edenler şimdi vargüçleriyle Ergenekon’a asılıyor ve demokrasiyi savunuyor.

Çünkü Ergenekon’un “yakın hedefi” muhafazakar kitlelerin siyasi sözcüsü olan AK Parti iktidarının devrilmesi... Bu durum muhafazakarların kaderlerini demokrasiyle birleştirmelerine, değişimi ve özgürlüğü savunmalarına sebep oluyor. Susurluk’ta kıyameti koparanlar ise son derece güç durumdalar.

Bir yandan darbeci çizgiyle aynı safta yer almayı bir türlü içlerine sindiremiyor ama öte yandan, ölesiye nefret ettikleri AK Parti’den seçimle kurtulamayacaklarını, tek kurtuluşun darbe olduğunu düşündüklerinden darbecilerin yedeğine düşüyorlar. Bir başka deyişle, şeriatla darbecilik arasına sıkıştıklarını sanıp darbecileri tercih ediyorlar. Oysa bu sahte bir ikilem; yanlış bir ikilem...

Türkiye böyle bir ikilemle karşı karşıya değil. Sol-sosyal demokrat tandanslı kamuoyunun yanıldığı- ya da yanıltıldığı iki önemli nokta var. Birincisi, şeriat tehlikesi konusunda yanılıyorlar. İkincisi Ergenekon’un niteliği konusunda yanılıyorlar. Onlara birinci yanılgılarına ilişkin olarak tavsiye edebileceğimiz tek şey, “cahil ve aptal” olduğunu düşündükleri halka daha yakından bakmaları ve güvenmeyi denemeleri; AK Parti’yle ilgili olarak da söylentileri değil olguları esas almaları olabilir.

Kafalarındaki önyargıları atar da bunu yapabilirlerse, bu halkın çok ama çok büyük bir çoğunluğunun bir din devletine asla geçit vermeyeceğini; böyle bir kitle temeline dayanan AK Parti’nin de din devleti kurmak diye bir gündeminin olmadığını göreceklerdir. İkinci yanılgıları ise Ergenekon’un “laikliği korumaya çalışan, bu yüzden de AK Parti’yi hedef alan” bir hareket olduğunu düşünmeleri...

Oysa Ergenekon’un derdi ne AK Parti’yle, ne de laiklikle... Eğer Türkiye, son yıllarda yaşamakta olduğu değişim sürecini, AK Parti iktidarı altında değil, bir başka partinin iktidarı altında yaşasaydı, Ergenekoncular aynı darbe hazırlıklarını yine yapacaktı.

Avrupa Birliği normları doğrultusunda askeri vesayet rejimini değiştirmeye çalışan, MGK’nın konumunu sorgulayan, Kırmızı Kitap’ın değil, Meclis’in yaptığı yasaların yürürlükte olması için mücadele eden, Irak’taki “Kırmızı Çizgileri” aşmaya çalışan, Kıbrıs’la ilgili devlet politikasını revize edip bu düğümü çözmeye kalkışan, Kürt meselesinin çözümünde siyasi çözümleri devreye sokmaya çalışan, demokratik bir Anayasayla rejimi sivilleştirmeye çalışan kim olursa olsun Ergenekon’u karşısında bulacaktı.

Eğer, yaşanan bu değişim sürecinde iktidar olan parti liberal bir parti olsaydı, hiç kuşku yok ki bugün Ergenekon, ülkeye şeriat getirmeye uğraşan AK Parti’den değil, “ülkeyi emperyalizme peşkeş çekmeye, milli devleti yıkmaya çalışan işbirlikçi hainlerin partisinden” söz edecek ve onu yıkmaya çalışacaktı. Unutmayalım: On yıl arayla karşımıza çıkan bu iki çete aynı çete...

Dün derin devletin hizmetinde, onun iktidarını pekiştirmek için Güneydoğu’yu karıştırmaya çalışıyordu. Bugün de ayni iktidarı korumak için cinayetler işliyor, bombalamalar yapıyor, var gücüyle darbeye zemin hazırlamaya çalışıyor.

O gün darbe planları hazırlamıyordu; çünkü zaten iktidardaydı; Güneydoğu’daki savaşın yol açtığı ortam zaten hukukun tamamen rafa kalkmasına; askeriyenin siyaseti tamamiyle kontrol altına almasına sebep olmuştu; yani darbe yapmasına gerek yoktu. Bugün ise, gerek AB’ye uyum reformlarının etkisiyle, gerekse AK Parti’nin askeri vesayete karşı yaptığı bazı ataklarla iktidarının elden gittiğini görüyor ve “iş işten geçmeden” bir darbeyle değişim sürecini geri çevirmeye çalışıyor.

Bu gerçekleri görmeyi reddederek, “şeriattan kurtulmak için darbecilerden medet umma” noktasına gelenlerin durumlarını bir kere daha gözden geçirmeleri, bugün girdiğimiz darboğazdan kazasız belasız geçebilmemiz için hayati önem taşıyor. Ben burada, olup biten herşeyin farkında olan ama kendi çıkarları için darbecilerle ittifak kuran kimi kliklerden bahsetmiyorum; demokrasiye inanan ancak korkutulmuş ve kafası karışmış samimi insanlardan söz ediyorum. Ve onları bir an önce akıllarını başlarına toplamaya çağırıyorum.

bugün
Bu makale toplam 315 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.2250, Satış 1.2370; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.7460, Satış 1.7640
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi