Haber10 Arama
  SON HABERLER
Gülay Göktürk
Gülay Göktürk
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Susurluk'tan Ergenekon'a kamu vicdanı (1)

Bugün karşımızda olan Ergenekon örgütü gibi örgütlerin köküne kibrit suyu ekilebilmesi için, asıl mahkum edilmeleri gereken yerin kamuoyu vicdanı olduğunu hep söyleye geldim.

Devlet içine kümelenmiş suç çeteleri bir gün bir kamyon kazası ile kuyruğundan yakalanır ve yargılanır, bir başka gün bir gecekondu baskınıyla yakayı ele verir ve mahkeme karşısına getirilir.

Bu davalar demokrasi için elbette hayati önemdedir, ama daha da önemli olan -ve bu davaların gidişatını da belirleyecek olan - şey bu suç örgütlerinin ortaya dökülen faaliyetlerinin kamuoyu tarafından nasıl algılandığıdır; bu konudaki toplumsal bilincin ne düzeyde olduğudur.

Tabii, kamuoyu dediğimizde yekpare bir kitleden bahsedemeyeceğimizi hemen belirteyim. Nitekim, hem Susurluk, hem de Ergenekon davalarında iki farklı "kamuoyu" oluştu ve daha da ilginci bu iki farklı kamoyu bu davalarda rol değiştirdiler. Popüler benzetmeyle söyleyecek olursak, Susurluk'un "avukatları" Ergenekon'un "savcıları"; Susurluk'un "savcıları" ise Ergenekon'un avukatları haline geldiler. Nasıl oldu bu?

Önce Susurluk'u hatırlatalım. Söylemez Çetesi'nin ordu malı lav silahlarıyla Siverek'i yakıp kavurmaya hazırlandığı, örtülü ödenekten sır olan milyarların çetelere gittiği, korucularla Özel Tim'cilerin bir olup fidye için adam kaçırdığı, yol kenarlarında cesetlerin biriktiği, kumarhane mafyasının ardında salkım saçak ölüler bırakarak yeniden paylaşım savaşı verdiği; Türk mafyasıyla Kürt mafyasının eroin parasını bölüşmek için birbirine girdiği ve bütün bunların devletin kocaman gölgesinin karanlığında gerçekleştiği anlaşıldığında "kamuoyu" nasıl bölünmüştü?

Bir kesim, ki daha çok sol-sosyal demokrat tabandan oluşuyordu; Susurluk'un aydınlanmasını bir numaralı demokrasi mücadelesi olarak görüyor ve ne pahasına olursa olsun "sonuna kadar" gidilmesini istiyordu. Bu kararlılıkta hakiki demokrasi özlemleri kadar "geleneksel siyasi rakipleri" suç üstü yakalamanın da heyecanı vardı.

Zira Susurluk, esas olarak devlet içindeki "ülkücü-milliyetçi" çeteleşmenin deşifre olmasıydı. Ortaya dökülen isimler (Abdullah Çatlı, Veli Küçük, Korkut Eken, Mehmet Ağar, Sedat Bucak gibi) ülkücü-milliyetçi- muhafazakar kökenden gelen kişilerdi. Çetenin o zamanki ana faaliyeti ise "PKK'yı dağıtmak; mali kaynaklarını kurutmak" adı altında Güneydoğu'yu parsellemek ve Kürt halkı için cehenneme çevirmek olmuştu.

Sol tandanslı kamuoyunda oluşan bu havanın aksine, geniş muhafazakar kesimlerin ve onların sözcüsü olan politikacıların Susurluk karşısında -gıkmık ettiklerine hatta Susurluk'un avukatlığını yaptıklarına tanık olduk. Bence Mehmet Ağar'ın o zamanlar Meclis Kürsüsü'nde yaptığı "ideolojik" savunma, muhafazakar kesimin Susurluk olayına bakışını en açık ve "cesur" biçimde yansıtmaktaydı.

Bu ideolojik savunmanın esasını "Devletin yüksek menfaatleri için yapılan her şey mübahtır" fikri oluşturuyordu. Kutsal devlet uğruna yapılan hiçbir şeyin hesabı sorulamazdı. Bu davada suçlanan "efsane subaylar" "kahraman polisler" ve "fedakar aşiret reisleri" hep bu devlet için çalışmıştı. Öyleyse, bunu nasıl ve hangi araçlarla yaptıklarının hiç ama hiç bir önemi yoktu. Susurluk savunucularının gözünde vatandaş iki saftan birinde yer almalıydı: Devletin menfaati için çalışanlar ve devletin menfaati için çalışanlara köstek olanlar... Birinciler vatansever, ikinciler vatan hainiydi.

"Vücudunda üç kurşun yarasıyla defalarca ölümden dönmüş kahraman Türk polisini madalyayla taltif etmek yerine yargılamaya" kalkışmak ihanetti. Bilindiği gibi sonuçta Susurluk Davası sürüncemede bırakılarak, güdükleştirilerek "öldürüldü" Bu ölümde, soruşturmanın asker kökenli zanlılara kadar uzanamaması kadar; belki de ondan daha çok, "ikinci kamuoyu"nun, yani "milliyetçi kutsal devlet savunuculuğunun etkisi altında kalan kamuoyunun ağırlık kazanmasının rolü oldu. Ve böylece geldik Ergenekon günlerine...

Bir baktık, saflar değişmiş; savcılar avukat, avukatlar savcı olmuş... Ama bizim de yerimiz kalmamış. Devamı gelecek yazıya...

bugün
Bu makale toplam 575 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.5800, Satış 1.6000; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.9950, Satış 2.0250
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi