- |
|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Cengiz Çandar
Ergenekon iddianamesi: Suç ayberginin görünen kısmı
Silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek, Hükümeti görev yapamaz hale getirmek, terör örgütü kurmak ve yönetmek, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmak ve görev yapmasını engellemeye teşebbüs, patlayıcı madde bulundurmak, atmak ve bu suçlara azmettirmek, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmek, askeri itaatsizliğe teşvik, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik...” Uzun süreden beri açıklanması beklenen 2455 sayfalık, 441 klasör tutan ve 48’i tutuklu, toplam 86 şüpheli kişiyi kapsayan “Ergenekon İddianamesi”nde sanıklara yöneltilen suçlamalardan bazıları bunlar. Söz konusu suçlar için istenen cezalar arasında en ağırı, Anayasa’nın 309.maddesini ihlalden ötürü “ağırlaştırılmış müebbed hapis cezası”. Geri kalanlar için ise istenen ceza miktarları 10 yıldan 61 yıla hapise kadar değişiyor. 1 Temmuz 2008 tarihindeki gözaltı dalgasında sanık durumuna düşmüş ve tutuklanmışları, yani iki emekli orgenerali kapsamıyor dün açıklanan iddianame. Onların durumu “ek iddianame” ile anlaşılacak. “Darbe günlükleri”nin dünkü iddianamede yer almaması da bu anlamda bir şey ifade etmiyor; zira, “darbe günlükleri”, 1 Temmuz’da tutuklananlar ile ilgili hususlar. Siyaset ve hukuk tarihimizin “en dramatik davası” olmaya aday bu davanın dün açıklanan iddianamesi, Umraniye’de, Danıştay ve Cumhuriyet gazetesi saldırılarıyla irtibatlı bir çetenin Haziran 2007’de ortaya çıkarılışından 1 Temmuz 2008’e kadar olan sürede elde edilen deliller ve bulgulardan hareketle hazırlanmış. 2455 sayfa ve 441 klasör. Buna, kimilerinin temenni ettiği ve soruşturmayı gözden düşürmek amacıyla kamuoyunu hazırlamak gayesiyle vermek istedikleri “dağ fare doğurdu” hükmünü yapıştırmak doğru olur mu? 2455 sayfalık ve 441 klasör tutarında bir iddianame, “dağın fare doğurması” değil, olsa olsa, bir “suç aysberginin görünen kısmı” olarak algılanabilir! *** *** *** Günlerdir, sanıkların “mağdur edildiğini”, iddianamenin geciktiğini –ortada bir iddianame bile yokmuş imasıyla-, bazı sanıkların neye suçlandıklarını bilmeden içeride yattıklarını ileri süren sesler yükseldi. Bunlara ana muhalefet partisi genel başkanı, “siyasi avukat” sıfatıyla katıldı. Oysa, tutuklananlar da, soruşturulanlar da, tüm kamuoyu da “silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek”le ilgili bir davanın unsurları olduklarını baştan beri biliyorlardı. İddianamenin açıklanması, bu “bilinen husus”un deliller ve bulgularla desteklenmesinden ve konunun adli soruşturmadan yargıya intikalinde başka bir şey değil. Türkiye’de devlet sisteminin “sinir uçlarına nüfuz etmiş”, aralarında kamuoyunda ünlü kişilerin bulunduğu, çok çeşitli meslek gruplarına dağılmış ve bir “silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek” gibi son derece ağır bir töhmete hedef olmuş insanların yer aldığı Cumhuriyet tarihimizin en önemliden de öteye, belki de “tek temiz eller operasyonu”nun, ne kadar ciddi biçimde yürütüldüğü çok sayıda belge ve bulguyu içeren 441 klasör ve 2455 sayfalık iddianameden belli. Şimdi ne yapacaklar? “Avukatlık”tan çıkıp, 28 Temmuz’da iddianameyi kabul ya da red yönünde karara bağlayacak olan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin “görev ve yetkileri”ni “gasp” edip, önümüzdeki iki hafta içinde “köşeleri”nden, gazete başlıklarından taarruza mı geçecekler? Davayı şimdiden mahkum mu edecekler? Hukuk ilkesine göre, mahkum olmadıkları ve mahkumiyetleri onaylanmadıkça, sanıkları kimse “suçlu” ilan edemez. Ancak, henüz mahkum olmamış olmaları, “sanık” sıfatlarını ortadan kaldırmıyor. Ayrıca, “suçlu” olarak hüküm giymeleri ya da giymemeleri, “hukuk”a ilişkin bir konudur, dolayısıyla mahkeme sürecini beklemek gerekiyor. “Hukuk” ve onun “üstünlüğü”, demokrasilerin “olmazsa olmaz” ilkesi. Bir de “vicdan” var. *** *** *** Bu ülke, onyıllardır faili meçhul cinayetler gördü. Siyasi suikastlara tanık oldu. Nice silahlı sabotaj ve provokasyona hedef oldu. Bunların failleri adalet önüne çıkmadıysa da, olan-biten tüm “cinayetler zinciri”, “siyasi sorunların insan öldürülerek halledilmesi” hattı, bir “kamu vicdanı” oluşturdu. Kanatarak. Şimdi, bu dava sanıkları arasındaki hangi bireylerin hangi cezaya çarptırılıp çarptırılmayacaklarını izleyeceğiz, göreceğiz. “Hukuk”, zaten onyıllar içinde oluşmuş ve kanayan vicdanları ne kadar tatmin edecek anlayacağız. Bu, bir “arazi ihtilafı” davası değil, “borç-alacak” davası hiç değil. Bu, Cumhuriyet tarihimizin hepimizin can güvenliğini ilgilendiren, suç aleti olarak bombaların, mermilerin kullanıldığı bir “siyasi” dava. Bu davanın “siyasi avukatlığı”nı üstlenmeye kalkanların, ya da “medya karartması”nda rol almak isteyenlerin “tarih mahkemesi” önünde sorguya çağrılacağı bir “dava”. Bizler, günümüzün ve ülkemizin tanıklarıyız. “Siyasi avukatlar”ın, “silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek”le ilgili davada, avukatlıktan “sanık” durumuna düşüp düşmeyeceklerine de “tanık” olacağız... referansBu makale toplam 1115 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||