- |
|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Milay Köktürk
Dokunulmazlara dokunmak
Dokunulmazlar sınıfını iptal etmeden hukukun üstünlüğü egemen kılınamaz. Hukukun üstün kılındığı bir ortamda herkes hukuk önünde, yani hukukun dile gelmiş şekli olan yasa önünde eşittir. Orada, konumu, mesleği, statüsü ne olursa olsun, hiç kimse suç veya suç isnadı karşısında dokunulmaz kılınmaz. Hangi kutsal amaç uğruna olursa olsun, hiç kimse yasanın suç saydığı eylemleri gerçekleştirme ayrıcalığına sahip değildir. Orada hukuk gerçekten sözünü söylediğinde, kime dokunulması gerekiyorsa ona dokunur. Bir ülke tüm yasaları ve teamülleri itibarıyla tam bir hukuk devleti olamayabilir. İdeal olan, ülkenin tam bir hukuk devleti olmaktır. Şu veya bu nedenlerden dolayı eksik bir hukuk devletinde yaşıyor olabiliriz. Böyle bir ülkede bile, hukuk, eğer tamamen rafa kaldırılmadıysa, mutlaka konuşur. Dokunulmazlara dokunduğu zaman, artık konuşmaya başlamış demektir. Hukukun konuştuğu yerde herkes susmalıdır. Gerçek demokrasi ancak hukuk devleti olmakla mümkün olur. Gerçek hukuk devletinin gerçekleşme ihtimali de demokrasi içinde yükselir. Herkesin temel hak ve özgürlüğünün garanti altına alındığı, herkesin yasaların dağıttığı adalet şemsiyesi altına sığınabildiği bir siyasal sistem pekala mümkündür ve bunun inşasına, dokunulmazlara dokunmadan geçilemez. *** Bu ülkede yaşamak ne güzel! Her gün başka bir iklim; bir gün kasvetli bulutlar, bir gün fırtına, bir gün günlük güneşlik… Bir gün trajik bir gelecek kaygısıyla uykuya dalarsınız, bir gün güneş aydınlığa doğar. Temmuzun 1’i, ülkemde güneşin aydınlığa doğduğu gündür; demokrasinin kurtuluş günüdür. Çünkü dokunulmazlara dokunulmuştur. Bu, elbette dokunulanların suçlu olduğu anlamına gelmez. Bir isnat vardır, öyleyse ilgililer yasa önünde aklanmalıdır. Yapılmış darbelerin faillerini yargılamayı başaramadık; hiç olmazsa yapılamamış darbelerin planlayıcılarını yargılayalım… Ki, başka darbe tertipçileri artık çıkamasın. Bu gelişmelerin arka planında ne olursa olsun; ister üst düzey anlaşma veya pazarlık dedikoduları gerçek olsun, ister küresel rüzgarların esintisi sezilsin, isterse bir hesaplaşma olsun; bunların hiçbiri beni kısa vadede ilgilendirmiyor. Kırık dökük de olsa içinde yaşadığımız demokrasiye kasteden bir suç örgütünün mevcut olduğu şüphesi vardır. Şayet doğruysa, bu, demokrasinin uzun süre yürürlükten kaldırılmak istendiği anlamına gelir. Demek ki bu örgüt -gerçekten mevcut olduğunu varsayalım- hedefine ulaşabilseydi, yakın zamanlara kadar siyasal gerilimler altında tükettiğimiz ömrümüz, yine baskıcı bir yönetim altında nihayete erecekti! Bırakınız şu kısacık ömrümüzde artık gerilim ve baskı dolu dünya tasarımına yabancılaşalım. Bırakınız şu bir nefeslik fani dünyada kendimizi özgür hissedelim. Bırakınız artık kendimizi hukukun güvencesi altında gölgeleniyor bulalım… Şu güçsüz, tek başına bireyin, şu fakir-i pür taksirin hukuktan doğan haklarından başka ne güvencesi var? *** Hukukun üstünlüğü herkesi hizaya sokar. Nitekim aylardır darbe tertiplerine ve çete haberlerine sayfalarını ve ekranlarını kapalı tutan bazı medya gruplarının yavaş yavaş ağız değiştirdiklerini görüyoruz. Buna rağmen hayretle görüyoruz ki, medya dokunulmaz dostlarıyla dolu… Gözaltı şokuyla verdikleri alelacele beyanatlar tehdit kokuyor. Savcıları bile tehdit edecek kadar gözleri kararmış! Mahallenin deliliğine soyunanlar meşhur olmak için fırsat buldular. Hele “öfkeden patlamak üzere” olan bir kanal tüccarı çıktı, “beni de alın..” diye ortalığı velveleye verdi. Gözaltına alınmaya değer bulunmadığı için cayır cayır yanan bağırdan yükselen bu feryada dayanamayıp sayın savcıdan rica edesim geldi… Diyecektim ki “sayın savcım, şu vatandaş gözaltına alınmadığı için bunalıma girecek. Ne olur bu meczubun ruh sağlığı için kapısına bir polis yollayın, makamda bir saat tutup bir çay söyleyiverin, birkaç soru soruverin de hayalleri kararmasın! Böylece ahir ömründe dile getireceği bir anısı olsun.” Dokunulmazların dostları soruyor. “Ne yaptı bu insanlar?” diyor biri, “Vatanı mı sattı, hırsızlık mı yaptı? İhale dümeni mi sattı gemicik mi aldı? Katil miydiler? Bunlar yurtsever insanlardı.” Bu dokunulmaz dostuna sormak içimden geçiyor; bu insanlar daha kötü bir şey, demokrasiye suikast girişimi, darbe tertipçiliği yapmış olamazlar mı? Yurtseverin darbe tertipçiliği masum bir girişim de yurtsevmezin darbe tertipçiliği mi kötü? Bir başka dokunulmaz dostu şöyle buyuruyor: “Kılıçlar kınından çıktı…. Hesaplaşmanın sonunda biri bu bedeli ödeyecek. Aynı şekilde yürümemize devam edeceğiz.” Ben de diyorum ki “sizin hesabınız size; benim tek hesabım hukukun üstünlüğüne dayalı demokrasi!” *** Bu süreç bir hukuk şölenidir. Herkes bu şölendeki yerini almalıdır. En başta kendi varlıklarını demokrasiye borçlu olan siyasal partiler! Ama bu, görüyoruz ki sadece temenniden ibaret. Hangi parti? CHP demokrasiyi silmiş; MHP konjuktürel demokrat rolü üstlenmiş, şimdilerde tarafsız; AKP kendi derdine düşmüş… Düşününüz ki, demokrasi şöleninin en çarpıcı adımı olmaya aday bir girişime; “darbe tertipçiliği vakıalarını TBMM’ye taşıma” girişimine sadece terör destekçisi bir parti imza vermiş! Ne kadar hazin… Bu girişimi, ülkenin kaderine hakim olma iddiasındaki en vatanseverlerin başlatması gerekmez miydi? Demek ki daha yaşanılası bir ülke için hiçbir risk alamayan bu siyasal kadrolar, ülkeyi yönetecek yetkinliğe sahip değiller. İçinden geçtiğimiz bu süreç, hukukun, bir yerlerde katledildiği ülkede, bir başka yerde yeniden filizlenmesidir. Yeni Türkiye’nin inşasında asıl fail hukuk olmalıdır. Herkes de buna taraf olmalı, üzerine düşeni yapmalıdır. Bu satırların yazarı, kendi iştigal alanında hukuk mücadelesi vermektedir ve bu bakımdan müsterihtir. Artık yarınlara daha ümitle bakıyorum… Çocuklarımız darbe sözcüğünü sadece sözlüklerde okuyacaklar. milaykokturk@gmail.com Bu makale toplam 1216 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||