- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Ekrem Dumanlı
Bu mudur Türkiye'nin gerçek gündemi!
İş dünyasının doğrudan irtibatlı bulunduğu bazı kuruluşlar toplantıyı resmen protesto etti; üstelik zehir zemberek açıklamalar ve eleştiriler getirerek... Tepkilere kulak verdiğinizde daha da tedirgin oluyorsunuz. TÜSİAD'ı siyasete müdahale etmek; hatta siyaseti yeniden planlamakla suçlayanlar var. Doğrudur, yanlıştır onu kesin bilemem; ancak ortada hoş bir durum olmadığı aşikar. İş dünyasının aslî gündemi siyaset mühendisliği olmamalı. Zira 2008, ekonomik sıkıntıların had safhada hissedildiği bir dönem. Dünyanın ekonomik bir darboğaza doğru sürüklendiği herkesin malumu. Buna bir de bizdeki maceraperestlerin siyasete kafayı bozmuş pervasızlığını ekleyin ki manzaranın dehşeti anlaşılabilsin. Tam bu noktada iş dünyasının siyaset mühendisliğine soyunması anlaşılabilir bir tutum değil. TÜSİAD, hakkında oluşan soru işaretlerini dikkate almak mecburiyetinde; hatta bunun daha ötesine geçip Türk ekonomisinin krizden çıkmasına katkı sağlaması gerekir; bunun için de önyargısız, ideolojik saplantısız ve demokrasiye saygılı bir gerçeklik ortaya koyması şart. Haftanın diğer önemli bir olayı Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili bazı haberlerin geniş yankı uyandırmasıydı. Zaten birkaç haftadır Genelkurmay'ı yakından ilgilendiren haberler yayınlanmıştı. Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ'un Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt'le gizli görüşme yapması kamuoyunca şaşkınlıkla karşılanmıştı. Paksüt, görüşme bilgisini önce yalanlamayı denedi; fakat daha sonra görüştüğünü itiraf etti; hatta üç kez görüşme yaptığını anlatmak zorunda kaldı. AK Parti ile ilgili kapatma davasıyla ilişkilendirilen görüşmede komuta katının boşaltılması, kameraların durdurulması gibi kuşkuları artırıcı davranışlar, kelimenin tam anlamıyla bir skandal. Paksüt-Başbuğ olayının şokundan çıkılmamışken Taraf Gazetesi yeni bir habere daha yer verdi. Genelkurmay'ın içinden alındığı ifade edilen bilgiye göre Genelkurmay acil eylem planı hazırlamıştı. Maddeleştirilerek ortaya konan 'eylem planı'nın tüyler ürperten yönleri de var. Beklenirdi ki Genelkurmay bu bilgiyi yalanlasın. Öyle olmadı. Bir açıklama yapıldı; ancak açıklama soru işaretlerini artırdı. Zira açıklama böyle bir belgenin olmadığını söylemiyordu; sadece bu belgenin 'kayıtlarımızda komuta katı tarafından onaylanmış böyle bir resmi evrak ya da plan yok' deniyordu. Kafalar iyice karıştı; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin siyasetin içinde aktif görev alması; hatta bu uğurda toplum mühendisliği yapması düşünülemezdi... Türkiye'nin enerjisini boşu boşuna tüketiyorlar... Bu arada asıl tüyler ürperten bir başka konu daha çıktı ortaya. Kanal D'de yer alan bazı görüntülere göre bölücü terör örgütü elemanları ellerini kollarını sallayarak sınırımızdan geçiyor. Amerika'nın Türkiye'ye verdiği insansız hava aracı tarafından çekilen görüntülerde bu vahim durum rahatlıkla görülebiliyordu. Aktütün karakolunun basılması ve 6 Mehmetçik'in şehit düşmesine neden olan buradaki ihmal, Kanal D'nin yayınında açıkça görülüyordu. Vahim bir durum! 'Böyle bir duruma niçin vaktinde müdahale edilmez, haberleşme esnasında hangi halkada kopukluk vardır, bu vahim ihmal başka hadiselerde de yaşanmış mıdır?' Sorular uzayıp gidiyor. Askerî mahkemenin bu konuyla ilgili yayın yasağı ve kısıtlama kararı alması, bu soruların kamu vicdanını sızlatmasını engellemiyor. İster TÜSİAD örneğine bakın isterseniz Genelkurmay ile ilgili haberlere; göreceksiniz ki Türkiye büyük bir iç enerji kaybıyla karşı karşıya. Hiç kimsenin asli vazifesi yerine 'toplumu adam etme' gibi bir misyonu olamaz. Hele kanun dışı yollar denenerek böyle bir misyonu hiç kimse üzerine alamaz. Buna razı olmak vesayet sistemine razı olmaktır. Ne yazık ki medyanın bir bölümü ısrarla bu karmaşaya boyun eğiyor; hatta bunu adeta destekliyor. Medya sosyal gerçekliği anlama ve doğru analiz etme yerine insanların kendi başına doğru karar veremeyeceğini düşünüyor; hatta toplumun bir şekilde mutlaka kontrol altına alınıp belli bir çerçeve içine alınmasını istiyor. Hani işler yolunda gitse belki bu tip temennilere romantik bir mana yüklenip yaptıklarına 'sosyal sorumluluk projeleri' çerçevesinde bakılabilir. Ancak zaten memleket büyük sıkıntılarla karşı karşıya ve bunları aşabilmek için herkesin kendi asli görevini yapması şart; buna aldırmadan herkesin başka işlere soyunup kendi işini yapamaz hale gelmesi felaketi katlıyor, içinden çıkılmaz bir buhrana dönüştürüyor. Andıç çalışmalarını andıran ve 'komuta katı tarafından onaylanmadığı' söylenen belgede asıl insanların yüreğini ağzına getiren başka ayrıntılar da var. Mesela deniyor ki 'Medya etkin olarak kullanılmalı.' Ne demek kullanılmak? Kimin kullanılmasından bahsediliyor? Bahsi geçen belgeye göre 'TSK'yı yıpratmayı amaçlayanlar hakkındaki bilgiler uygun medya kanalları kullanılarak kamuoyuna yansıtılmalı. Kamuoyunun bilgilendirilmesi için uygun medya organları, uygun yöntemlerle etkili olarak kullanılacaktır. Bahse konu bilgiler İstihbarat Başkanlığı'nca toplanacak ve Hareket Başkanlığı'na gönderilecektir.' Komuta katı tarafından onaylanmamış ancak varlığı inkar edilmeyen belge tam bir skandal. Bu meselenin medyaya bakan yönü ise daha büyük skandal! 'Uygun medya organları' lafı tüm medyayı zan altında bırakmaz mı? 'Uygun yöntemlerle etkili kullanma' lafından ne anlamak lazım acaba? Zaten bu ülke ağır bir psikolojik harbin tam göbeğinde yaşıyor. Halkın pek çok şeye inancı temelden sarsıldı; maalesef sarsılmaya devam ediyor... Dünya çok önemli bir krizin eşiğinde buram buram ter döküyor. Bütün dünya devletleri kâbuslarla uyanıyor her sabah. Ekonomik dengeler sırat köprüsünde tir tir titriyor adeta. Soğuk Savaş sonrası oluşan yeni güç dengeleri yeni çatışma (en azından kapışma) çizgilerini daha belirgin hale getirdi. Etrafımızda (başta Irak ve İran olmak üzere) önemli gelişmeler yaşanıyor. Bu şartlar altındaki Türkiye'nin ana gündemine bakar mısınız lütfen? Yüzde 47 ile iktidara gelmiş bir parti kapatılmak isteniyor. Anayasa Mahkemesi kendine tanınan anayasal çerçeveyi göstere göstere aşıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yetkileri adeta bir oldubittiye getirilerek 'gasp ediliyor', parti kapatma davasına bazı ordu mensuplarının müdahil olup olmadığına dair ciddi endişeler dile getiriliyor, kapatma davasında karar verecek kişiler müstakbel ordu üst kademe yöneticileri ile bir araya geliyor, komuta kademesinden habersiz yapıldığı söylenen 'acil eylem planları' ortaya çıkıyor, Genelkurmay'ın tam sahiplenmediği belgeye göre Kürt sorunundan medyaya kadar pek çok alanda toplum mühendisliği yapılıyor... Yazık ki Türkiye zaman kaybediyor, enerji kaybediyor. Hazin bir durum. Çünkü hiç kimse kendi asli sınırlarında durmak istemiyor. Üstüne vazife olamayan işlerin kesiştiği bir nokta var: Muhalefet. Maalesef bu ülkede adam gibi muhalefet yapılamıyor. Ne CHP icraat denetimi yapmak için bilgi dolu stratejiler üretebiliyor ne MHP halkın beklediği müspet muhalefeti ortaya koyabiliyor. Basit ve gündelik politikalar nedeniyle ortaya çıkan muhalefet boşluğu o kadar büyük ki herkes bu boşluğu doldurmanın telaşına kapılmış adeta. Bazı medya kuruluşlarının kapris dolu nefreti de buradan kaynaklanıyor. Halkı bir türlü ikna edemeyen, üstelik onun tercihleriyle sürekli çatışan medya, hıncını iktidardaki partiden alıyor. İcraat denetimi dışında yapılan muhalefet bir zaman sonra toplum mühendisliğine dönüşüyor. İş dünyasından medyaya, ordudan yargıya kadar uzanan geniş yelpazede bu kadar karmaşa yaşanınca Türkiye yoruluyor, üzülüyor, kaybediyor... Çünkü bu ülkenin gerçek gündemleri değil bunlar... +1T ekol oldu Tasarım servisimiz her sene çok faydalı bir çalışma yapıyor. +1 T adıyla düzenlenen programda haberciliğin çok önemli bir parçası olan tasarım üzerine bir program hazırlanıyor ve konuya meraklı insanlara uzmanlar tarafından yoğun bir eğitim veriliyor. Görsel yönetmenimiz Fevzi Yazıcı ve ekibinin aylar süren gayretlerine Türkiye'nin her yerinden başvurular yapılıyor. Tasarım üzerine sadece teorik bilgiler verilmiyor bu önemli etkinlikte. Tasarıma senelerini vermiş ustalar tecrübelerini paylaşıyor genç katılımcılarla. Ayrıca her sene dünya çapında konuklar katılıyor +1 T'ye. Türkiye'nin yetiştirdiği önemli isimlerin tecrübesine dünya çapında ustaların deneyimleri de karışınca ortaya harika bir sonuç çıkıyor. Bu yıl da önemli gazeteciler, haber ve haber tasarımının inceliklerini anlatacak. Zaman'ın tecrübeli tasarım ve haber ekibinin yanı sıra ünlü Amerikan gazetesi Boston Globe'un Dizayn Direktörü Dan Zedek, New York Times sanat yönetmenlerinden Nita Kalish Klein, Sabah Gazetesi'nden ünlü karikatürist Salih Memecan, Hürriyet'ten Görsel Danışman Reha Erdoğan, Milliyet Gazetesi'nden Görsel Yönetmen Ali Acar, 'Haberci' Coşkun Aral, Ogilvy&Mather Ajans Başkanı Tibet Sanlıman ve Anadolu Ajansı Fotoğraf Editörü Abdurrahman Antakyalı bir hafta boyunca geleceğin gazete tasarımcısı adaylarıyla birlikte olacak. Seminere öncelikli olarak güzel sanatlar ve iletişim fakültesi öğrenci ve yeni mezunları başvurabiliyor. Bunun dışında yayın tasarımına ilgi duyan diğer öğrenciler de katılabilirler. Öğrenciler fotoğraflı CV ve varsa üç çalışma örneğini 27 Haziran'a kadar tasarim08@zaman.com.tr adresine göndererek seminere başvurabilirler. Değerlendirme sonunda yapılacak elemeyi geçenler 7-14 Temmuz tarihleri arasında Zaman Gazetesi'nde düzenlenecek Gazete Tasarım Günleri Semineri'ne davet edilecek. Gazetecilik adına hayati önem taşıyan bu programa emeği geçen herkesi kutlar, bu seneki katılımcılara başarılar dilerim... ZamanBu makale toplam 636 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||