- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Salih Tuna
Korkma
Bugün milli takımımızın herkes tarafından “olağandışı” bulunan Çek zaferi hakkında konuşmak istiyorum. Evet, “olağandışı” veya çoklukla kullanılan ifadeyle, “mucizevi” bir zafer elde etti milli takım. Bakmayın siz Fatih Terim'in, “Birisi size, son 15 dakika 2-1 yenik durumdan 3-2 yeneceğimizi söylese inanır mıydınız? İnanmazdınız. Ama biz buna inandık. İşte aramızdaki fark bu...” falan demesine; bence kendisi de inanmıyordu buna. İlk 45 dakika oynadığımız futbolu göz önüne alırsak, inanması için hiçbir neden yoktu zaten. Peki, ilk yarı doğru dürüst bir atak organizasyonu dahi gerçekleştiremeyen bir takım, ikinci yarı ne yaptı da zafere giden yollara güller döktü? Fransızların ünlü “Le Figaro” gazetesine kulak vermek, sanırım bu soruya cevap aramak sadedinde iyi bir başlangıç olabilir. Futbolcularımızın zihinsel bakımdan olağanüstü güçlü olduğunu iddia eden mezkur gazete, bu zihinsel güce kanıt olarak da, “Türk futbolcularının psikolojik baskı altında çok iyi oynayabildiklerini” göstermiş. Evet, ortada olağanüstü zihinsel bir güç olduğu kesin. Lakin bu zihinsel gücü, Fatih Terim'in, biz buna inandık, ifadesi tastamam karşılamaz. Çünkü biz ne zaman galibiyete veya zafere inandıysak, “Ya başaramaz, ya yenilirsek…” korkusuna dûçar olmaktan kurtulamadık. Dolayısıyla, Le Figaro'nun, olağanüstü zihinsel güçten bahsetmesi ne kadar geçerliyse, psikolojik baskı altında daha iyi oynadığımız tespiti de o kadar geçersizdir. Eh yani, bunda da şaşacak şuncacık şey yoktur; elin “Le Figaro”su ne bilsin bizi! Halbuki, bizim gücümüz, “psikolojik baskı altında” dayanıklı olmakta değil, psikolojik baskıyı topyekûn kaldırmakta yatar. Yoksa bizim kadar baskı altında eli ayağı birbirine dolaşan başka bir takım / millet yoktur. Psikolojik baskıdan sıyrılmanın tek parolası da korkmamaktır. Yani, yenilmek dahil, hiçbir şeyden korkmamak… Onun için, “Korkma!” komutu / parolasıyla başlar İstiklal Marşı'mız. “Devre arasında oyuncularıma korkmamalarını söyledim. Mağlup olmaktan, kaybetmekten korkmamalarını söyledim…” demiş ya Fatih Terim, işte burada yerden göğe kadar haklıdır. Çünkü zihinsel gücümüz sadece ve sadece “korkma” parolasında saklıdır bizim. Gelgelelim, korkmamak, körü körüne hücum etmek değildir. Korkmamak, plansız, stratejisiz, azimsiz, hedefsiz olmak hiç değildir. Böylesi bir “korkusuzluk” zaten ahmaklıktan başka nedir ki! İspanyolların şöyle bir sözü vardır: “Don Quijote olmak için yola çıkan pek çok insan evine Sancho Panza olarak döndü.” Bugün milli takımımız eve dönmek yerine (çeyrek finale) Viyana'ya gittiyse, “korkma” parolasını akıl, azim taktik ve tevekkülle birlikte hayata geçirmeyi bilmesindendir… Birinci yarıya 1-0 yenik kapatmışsın, ikinci yarının başlarında özellikle Arda'nın soldan yaptığı bindirmelerle tam ümitlenmişken, hiç beklemediğin anda ikinci golü filelerinde görmüşsün; rakibin bir şutu da direkte patlamış, üstelik stoper mevkiinde sakat vermişsin, maçın sona ermesine de kalmış 15 dakika, hülasa, herkes takımın dağılacağını düşündüğü bir anda şahlanmışsın. E'ee, nasıl olmuş bu iş?! Tamam, çok yerinde bir taktik; Sabri'nin önüne Hamit'i sürmek; lakin 2-0'dan 3-2'ye ulaşmayı açıklamaya yetmez. “Top seni sevecek” gerzekliğine de gerek yok. (Hayır, top niye onu değil de, seni sevsin; hani top yuvarlaktı güzelim.) Sadece ikinci golümüz üzerinde adamakıllı düşünelim yeter. Dünyanın en iyi kalecisi Petr Cech rahatlıkla bloke etmek üzere olduğu topu düşürecek, kaleci ile aranda bir Çek savunma oyuncusu olduğu halde, kalecinin ayağının dibindeki topa ayak koyacaksın… Eskilerin hissikablelvukû dedikleri müthiş bir ön seziyle, kalecinin topu düşürdüğü yerde anında bitivermek nasıl bir uyanıklık, nasıl bir çevikliktir? Öyle bir uyanıklık ki bu, La Fontaine'in kurnaz “tilki”si bile öyle değil. Nihat atik, Nihat kıvrak, Nihat çevik… Hepsine eyvallah da… Karganın ağzındaki peyniri düşüren kim? Hamit'in sağdan yaptığı umut dolu ortayı, bizim için umutsuzluğa çevirmek üzereyken Cech'in eldivenleri… Nihat bekliyordu sadece. Dikkat ve rikkatle ama asla korkmadan… Korkma! Elinden geleni sonuna kadar sabır ve azimle yap. Sonuca da kafayı takma. Çünkü takdir senin işin değil. yeni şafakBu makale toplam 553 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||