- |
|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Peren Birsaygılı
İran Devrimi Ali Şeriati'yi de yutacaktı
Birden içime şu korkunç soru düşüvermişti: "Ben hangiyim?" Ruhunun bu kaygıyı duyumsayabilecek oranda büyük, geniş olduğunu düşünüyorum. Kişinin kendini kendi içinde yitirmesinden daha korkunç ne olabilir? Kişinin kendi içinde... ne desem?.. kendisiyle iç içe olmuş, kendilerini kendisi gibi göstermiş yabancılar olmasından daha büyük bir yıpranış olabilir mi? Şimdi ben kim olduğumu bilmiyorum... Ne korkunç! Ali Şeriati - Kevir İran Devrimi bazılarımız için bir milat teşkil edebiliyor olabilir. Hatta, sizler Air France Havayolları’na ait özel uçaktan inerek, ayağının tozuyla devrime önderlik edecek olan molla Ayetullah Humeyni’yi çok seviyor da olabilirsiniz. Düşüncelerinizde özgürsünüz. Kimsenin fikri üzerinde baskı kuracak halimiz yok. Herkes, neye nasıl inanacağına kendi karar verecektir nihayetinde. Siz öyle düşünür, bu düşündüklerinizi savunursunuz. Ben ise, İran İslam Devrimi olarak nitelendirilen hareketin, Şah’a karşı oluşan engellenemez toplumsal muhalefeti bir nizama, intizama sokmak için Batılı sosyal mühendisler tarafından tasarlandığını ve İslam’ın da maalesef bu işin kılıfı olarak kullanıldığını düşünürüm. Hatta İran’daki molla rejimi ile Türkiye’deki seçkinci laik rejimin nitelik olarak tamamen aynı olduğunu iddia ederim. Birinin zorla başını açmakla, zorla başını örtmenin arasında zerre kadar fark yoktur nazarımda..Ancak haddimi aşmaktan imtina ettiğimi de bilmelisiniz, tenkit ancak edep sınırları içinde yapıldığında ve kişi önce kendini bildiği vakit kıymetlidir. Bu yüzden şunu da belirtmeyi unutmam ki, evet siyasal bir erk olarak, tamamen aynı niteliklere sahip olan molla rejimi ile seçkinci laik cumhuriyet, eğer bir de savunucuların sahip oldukları bireysel vasıflar ele alınarak karşılaştırılırsa, vallahi molla rejimi savunucularının tarihi ve felsefi bilgi anlamında bizim seçkinci laiklerin çok çok üzerinde bir donanıma sahip olduğunu belirtmek icap eder. Düşünüyorum da, Murtaza Mutahhari bu anlatmak istediğime güzel bir örnektir. Fakat, bazılarımız için adeta dokunulmazlık mertebesine erişmiş molla Ayetullah Humeyni ve her ne ettilerse İslam’ı temsil etme iddiasıyla yer etmiş olan mollaların İran Devrimi esnasındaki usul ve yöntemleri üzerine uzun uzun düşünmekte fayda var. O halde ortak bir noktadan yola çıkarak, şu soruyu soralım kendimize; Şehit Dr Ali Şeriati… İslam tarihinin en önemli düşünürlerinden olan Dr Şeriati, devrimden önce şehit edilmeseydi de, İran devrimine tanıklık etseydi, olan bitenler karşısında ne düşünürdü acaba ? Veyahut mollalar, Müslüman vicdanının bu büyük sesine, devrim yılları sonrasında İran’da yaşama şansı verirler miydi? Kitapları mollalar tarafından senelerce yasaklanan Dr. Şeriati devrim sonrası İran’da ne kadar özgür olacaktı sizce ? Pekala, İran Devrimi’nin ruhlarında yarattığı heyecan ile haniyse yerinden duramayan, molla Ayetullah Humeyni’nin resimlerine bakıp hülyalara dalan, yüzünün her çizgisinde, sakalının her telinde farklı bir mana arayan, ancak öte yandan da Ali Şeraiti okuyarak hani biraz da entelektüel muhtevaya bürünmeye çalışan bazı insanlar, molla Ayettullah Humeyni’ye dokunulmazlık zırhı giydirmekten vazgeçip, şunu sorgulamayı hiç düşünmediler mi acaba; Ne yani, gerçek devrimin insanların zihinlerinde oluşması gerektiği fikrini savunan Dr. Şeriati’nin düşünceleri, devrimden sonra mollalar tarafından hiç mi tehdit unsuru olarak algılanmayacaktı ? Hiç mi izlenmeyecekti, hiç mi huzursuz edilmeyecekti, hiç mi tıpkı Şah rejimi zamanında olduğu gibi birilerinin soluğunu ensesinde hissetmeyecekti söylesenize.. Her neyse siz bırakın… Sen söyle doktor… Hüseyniye İrşad ve Meşhed’te ders verdiğin seneler üzerine düşünüyorum da. Daha sonraları, Şah’a karşı ayaklanmaların gerçek aktörleri kimdi diye sorulduğunda, neredeyse tüm araştırmacıların özellikle vurguladığı öğrenci hareketleri olmuştu. Gerçekte de, devrimin gerçekleştiği zamana kadar öğrenci hareketleri çok yoğun bir atmosfere sahipti ve öğrenciler devrimin önemli itici güçlerindendi. Hoş, gençler haksızlık karşısında daima yılmaz bir enerjiye sahiptir ancak sen daima şunu söylemez miydin onlara; Kafalar aynı kaldıktan sonra, insanlar önce kendi içlerinde bir düşünce devrimi gerçekleştirmedikten sonra, değil binler varsın milyonlar bir araya gelsin ne anlam ifade edecekti ki… Gençler seni nasıl seviyorlardı, verdiğin derslerde salon nasıl hıncahınç dolup taşıyordu ve bu gerek Şah gerekse molla taraftarları arasında nasıl bir hoşnutsuzluk yaratıyordu söylesene doktor.. Sahi, Ayetullah Humeyni 1963 senesinde tutuklandığında öğrencilerin tepkisi nasıl olmuştu? Ya sen…Sen tutuklandığın zaman…O zamanki tepkileri nasıl olmuştu, söylesene…Peki ya sonra ne olmuştu toplumsal hareketliliğin itici gücü olan o öğrencilere, mollalar üniversiteleri neden kapattı söyle ne olur? Devrimden kısa süre önce, öfke ve heyecandan yerinde duramayan on binlerce genç, “Ey Vatan” diye haykırıyordu Şah monarşisine karşı.. Senin sevgili öğrencilerin…Yazdıklarının, anlattıklarının yılmaz takipçileri…Devrimden sonra yazdıkların ne oldu, o haykıran ses nerelerde yitti gitti söylesene doktor… Peki ya hani o mustazaflar? “ Biz, İran işçileri, grevlerimizle, işgal eylemlerimizle ve gösterilerimizle Şah rejimini yıktık; grevin sürdüğü aylar boyunca işsizliğe, yoksulluğa ve açlığa katlandık. Pek çoğumuz mücadele sırasında öldürüldü. Bütün bunları sınıf baskısından ve sömürüden kurtulmuş bir İran’ı yaratabilmek için yaptık. Devrimi, işsizliğe ve evsizliğe bir son verebilmek, SAVAK’ın yönlendirdiği sendikaların yerine –kendi ekonomik ve siyasi ihtiyaçlarını karşılamak üzere her fabrikada işçiler tarafından kurulmuş– bağımsız işçi örgütlenmelerini geçirmek için yaptık” diye haykıran işçiler? Bunlar değil miydi, tıpkı öğrenciler gibi monarşiye karşı en yüksek sesi çıkaran? Allah aşkına söyle doktor, Bu mustazaflar değil miydi, devrimden önce fabrika önlerinde ser sefil olan, dayak yiyen,katledilen… Sömürü düzenine karşı patlak veren grevlerin, İran varoşlarındaki ayaklanmaların, hızlı şekilde İran geneline yayılması ile tüm bu gelişmelerin komünizme meyyal bir iktidar yaratmasından korkan Batı, bu ayaklanmaların mecrasını değiştirmek üzere İslam’ı bir kılıf olarak pompalamaya kalkışmadı mı kitlelere ne olur söyle doktor... Bu itirafı ancak sen yapabilirsin…Ya sahip oldukları köklü gelenekler nedeniyle asla dinsel motifler taşımaktan uzak olmayan işçi direnişleri… Neden işçiler devrimden sonra da sınıfsal istekler taşımaya başladığı vakit, sanki evvelinde seküler ya da ateist bir muhtevaya sahiplermiş gibi, haşa İslam silahıyla bastırıldılar? Allah aşkına söyle doktor…Devrimden sonra daha neler oldu bu mustazaflara? Neden grevler yasaklandı, neden sendikalar tarumar edildi, neden tüm işçi komiteleri mollalar tarafından dağıtıldı ? Mustafazların hak talep etmesi İslam dinine aykırı mıydı sen söyle? “Evinde yiyecek ekmeği yokken isyan etmeyene şaşarım” demiyor muydu Ebu Zer.. O halde neden işçi sınıfının örgütlenme hakkı elinden alındı? Şah’a karşı kurulan yeni rejim, yine sermayeye hizmet etmeye devam etmedi mi, ben söylersem kimse inanmaz ne olur söyle de herkes duysun.. İslam dini, bu mustazaflarının rahatça sömürülmeye devam edilmesi için kullanılmadı mı bunu da sen söyle.. Sınıfsal çelişkiler devrimden sonra alabildiğine derinleşip, kökleşmeye devam etmedi mi bunu da senden duysunlar ne olursun.. Evvelinde Şah’a karşı en büyük muhalefeti gösteren herkes, neden devrimden sonra, Siyonist yada emperyalistlerin ajanı olarak damgalandı.. Biz kimlerin tuzağına düştük ne olur söyle? Peki ya Fatıma’ya ne oldu sevgili doktor? İran’lı kadınlar gerçek İslam’ı anlayabildi mi sahi? Devrimden sonra çarşafa bürünmedikleri için şiddete maruz kalan kadınlar, İslam’ın şekil değil gerçek bir hayat dini olduğunu ne kadar anlayabildi söylesene ?Pekala hiç tartışmasız Allah’ın emri olan başörtüsünü başlarına zorla takan kadınlara, mollalar tarafından gerçek İslam dini üzerine tefekkür etme fırsatı da verildi mi? Ve Fatıma’nın ziyneti neydi sen söyle sevgili doktor? Fatıma’nın ziynet olarak 1 tane bileziği vardı..Hz Peygamber’imiz bu tek bileziği de takmamasını rica ederek, fakirlere verdirtmedi mi söyle hadi…Fatıma’nın hiçbir süse ihtiyacı yoktu zira Fatıma’nın ziyneti aklı ve kalbiydi diye söyle de herkes duysun doktor… Anlamıyorum nasıl oluyor da senin İran devriminin teorisyeni olduğunu iddia ediyorlar..Senin istediğin Müslüman toplumların şuurlu bir hale gelmesi değil miydi? Yıkılması gereken katılaşmış inançlar yıkılmadan yeninin yatağı nasıl serilebilirdi? Vallahi de sadece anti-emperyalist bir düşünce dünyasına sahip olmak, kaldı ki kime sorsanız anti-emperyalistim der yok kardeşim ben emperyalizmden yanayım diyecek hali yok ki yahu, zihinsel gelişim açısından kafi miydi sahiden de? Neyi, nasıl, niçin? Cevap bekleyen binlerce soru kapılarımızı yumrukluyorken ve önce insanlar şuur sahibi olmadan, toplum bilinçlenmeden gerçekleşecek bir devrimin sonunu nasıl görüyordun söylesene doktor… Ve Allah biliyor ya, bazen; İyi ki, diyorum İyi ki görmedin İran devrimini sevgili doktor…Yanılıyorsam Allah affetsin beni ama, iyi ki görmedin lakin bu devrim seni de yutacaktı… İyi ki görmedin…Çünkü ben, senin o kısacık ömründe artık daha fazla kederle muhatap olmanı istemiyordum emin ol…Ali’nin yalnızlığını tatmış ömründe belki biraz da mutlu olmanı isterdim.. Kim bilir belki biraz da güzel şeyler görecek olmanı dilerdim… Bu makale toplam 6271 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||