- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Ekrem Dumanlı
Kriz fırsata nasıl dönüşür?
Büyük krizler, büyük reformların tetikleyicisi olabilir. Sayılamayacak kadar örneği var bunun. Normal bir zamanda yapıl(a)mayan köklü değişiklikler, sistemin kilitlenmesiyle zaruret haline gelir. Aslında o zaruret hep vardır; lâkin meselenin kördüğüm olmasıyla manzaranın vahameti herkes tarafından görülür. Büyük çoğunluğun yorgun bakışlarla "Evet, sistem çöktü" itirafında bulunması gerekir ki kalıcı çözümler, kaçınılmaz reformlar yapılabilsin. Türkiye'deki bütün köklü değişimler büyük sıkıntılardan sonra yapılmıştır. Türkiye'de sistem bir kez daha kilitlenmiştir. Rejimin ana damarı tıkanmıştır. Cumhuriyet'in kuruluş amacındaki "Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir" hükmü, bazı gazete(ci)lerin söylediği gibi "Hâkimiyet kayıtsız şartsız yargıçlarındır" derecesine indirilmiştir. Bu durum Atatürk'ün mirasına da aykırıdır, dünyadaki genel konjonktüre de. Türkiye Cumhuriyeti'nin genetik yapısı hiçbir zümreye Meclis'i devre dışı bırakma hakkı vermiyor. Bu hakkın bazen zorla elde edilmesi o kadar bariz bir hatadır ki hatanın sahipleri en kısa sürede Meclis'i tekrar işler hale getirmeye mecbur kalmıştır. Cumhuriyetimiz hiçbir mesleğe ve sınıfa Meclis'in önüne geçmek hakkı tanımıyor. Dünyadaki konjonktüre bakınca durum anti-Meclis safının külliyen çöktüğü bir söylemi işaretliyor. Demokrasinin olmadığı bir ülkeye artık 3. dünya ülkesi gözüyle bile bakılmıyor. Totaliter ve otoriter yapılar birer birer çöküyor. Ne birey razı demokrasi dışı sistemlere ne toplum... Bugünkü karanlık manzara bir fırsata dönüşebilir mi? Elbette! İster iki ay sonra ister iki yıl sonra, mutlaka bir çıkış yolu bulunacak. Çünkü yargı ile Meclis karşı karşıya gelmiştir maalesef. Parlamento devre dışı bırakılmış, anayasal çerçevesini aşan yargı, Meclis'in iradesini kendi uhdesine almaya teşebbüs etmiştir. Bu, bariz bir yanlıştır. Halkın vicdanında yara açan bu davranışın basit bir parti meselesi olmadığı, halktaki incinmenin de basit bir partizanlık olmadığını anlamak şart. Parti kapatma davasıyla sürdürülebilecek muhtemel tavır, önümüzdeki seçimlerin ana konusu olacak. Vatandaş meydanlarda hangi partinin hangi üslupla yargı reformundan bahsettiğine bakacak, yeni anayasa konusunda kimin daha gerçekçi ve cesur olduğunu denetleyecek. Çok gerilere gidip size krizlerden reform manzaraları derlemem mümkün; lâkin böyle bir seyahate ne bu köşenin sınırları uygun ne de böyle bir uzun serencameye gerek var. Hatırlayınız lütfen, son bir buçuk senede yaşadıklarımızı. Sistem cumhurbaşkanı seçimi nedeniyle kilitlenmişti. Ortaya yine yargı çıkmış, kamu vicdanını kanatan "torunlarıma anlatamam" dedikleri bir karara imza atmıştı. Genelkurmay web sitesinden çok ağır ve halkı incitici bir bildiri yayımlanmıştı. CHP, her zamanki gibi hırçın beyanatta bulunmuş "çatışmaya sürüklenir" diye yargıyı baskı altında tutmuştu. Ne kadar gizli faşist varsa hepsi Halloween giysisine bürünüp milleti korkutmaya, sindirmeye, umutsuzluğa sevk etmeye çalışmıştı. Peki, sonuçta n'oldu? Belki de unuttuk bazı reformları. Mesela artık cumhurbaşkanını halk seçecek. Normal şartlarda böyle bir kararın alınması mümkün değildi; ancak cumhurbaşkanlığı krizinden Türk demokrasisi mühim bir kazançla çıktı. Bu arada 367 saçmalığı 184'e düşürüldü... Aşırı iyimser duygularla umut dağıtmak gibi bir misyon biçmiyorum kendime. Tam tersi; bugünkü vahim tıkanmanın altını çiziyor, bu krizin bir fırsata dönüşmesi için doğru bir yol haritasına ihtiyaç olduğunu âcizane hatırlatıyorum. Sistem tıkandı; çünkü yargı bağımsızlığı diye feryat edilirken yargı tarafsızlığı unutuldu. Ve şimdi herkes anladı ki yargı reformu kaçınılmazdır, zarurettir. Yeni anayasa da öyle. Demokrasimiz iki önemli maddeyi gündeminin en başına yazmaya mecbur. Ancak bu şekilde kriz fırsata dönüşür; yoksa gölgeler kavgası sürer gider. Tabii bu sırada dünya bize üç beş tur bindirmiş olur ve tarih huzurunda hesap, başta kriz çıkaranlara ve tacirlerine olmak üzere herkese çıkarılır... zamanBu makale toplam 843 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||