- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Adnan Faruk
Yeniden 'Apoculaşma'
80 öncesinin olağan dışı koşullarını yaşamış olanların çok iyi bildiği bir gerçek, sayıları yüzlere ulaşan, illegal terör örgütlenmelerin varlığıydı. Özellikle sol örgütlerin, küçük ideolojik farklılıklar üzerinden geliştirdikleri, parçalanarak çoğalma eğilimi, örgüt sayısını artıran temel unsurlardandı. İdeolojik farklılıklar üzerinden ortaya çıktığı ifade edilen bu ayrışmaların, temelde insanların bireysel çıkışları, çıkarları, lider olma özlemleri ve “egolarıyla” ilgili bir sonuç olduğu biliniyor. Ülkemizde var olan örgüt sayısındaki artışın, illegal terör örgütleri üzerinden ülkemizi karıştırmak isteyen çevrelerin dahi beklemedikleri bir artış olduğunu söylemek yanlış olmaz. Terör örgütleri arasındaki ayrışmaların güç kaybına neden olduğunu düşünenler olabilir. Bu doğru da olabilir. Ancak, sorunun bundan çok daha derin olduğu açıktır. Bu konudaki temel sorunun; ayrışmaların ve küçük örgütlere bölünmenin, yabancı istihbarat örgütlerinin kullanımına açık olmak ve bunun üzerinden terör olaylarının artırılması olasılığıdır. 80 öncesi koşulları hatırlandığında, kurulan her yeni illegal örgütlenmenin yapmayı düşündüğü ilk işin, ismini duyurmak olduğu biliniyor. Örgüt ismini duyurmanın en kolay yolu ise girişilen terör ve suikast saldırılarıydı. Ülkemizin içinde bulunduğu olağan dışı koşulların sonucu ortaya çıkan, kimilerine göre çıkartılan, illegal örgütlerinden birisi de PKK terör örgütüydü. O dönemi anımsayanlar, PKK terör örgütünün uzun yıllar “apocular” olarak adlandırıldığı ve bu isimle terör saldırıları gerçekleştirdiğini iyi bilirler. Ülkemizde, sosyalist bir devrim özlemiyle kurulan illegal terör örgütlerinden birisi olan, PKK, (apocular) birçok örgütten farklı olarak, örgütün kurucu liderinin ismiyle anılmayı tercih etmiş ve tüm terör saldırılarını bu isim üzerinden gerçekleştirmişti. “Siyasal mücadele” verdiğini düşünen bir grubun, bir isim ile anılmasının arkasındaki gerçeği anlayabilmek için uzun araştırmalar ve gözlemler gerekebilir. Ancak, tek adamlılığı kutsayan ve yücelten bu anlayışın, örgüt için birlik ve beraberliğe en fazla ihtiyaç duyulan dönemlerde ortaya çıktığını ifade etmek yanlış olmaz. Bu tür dönemler ise kuruluş ve tükeniş dönemleridir. 1984 yılından bu yana, PKK olarak faaliyet gösteren illegal terör örgütünün, son yıllarda yeniden “apoculaştığını” söylemek yanlış olmaz. Hatta; binlerce insanımızın katili ve toplumsal ayrışmanın sorumlusu olan PKK terör örgütünün, yaşadığı kayıplar ile birlikte, kurtuluşu apoculukta gördüğü anlaşılmaktadır. Aslında terör örgütünün yaşadığı zemin ve güç kaybının doruk noktaya çıktığı dönem, 22 Temmuz seçimlerinin sonuçlarıydı. Çünkü seçim sonuçları; bölge halkının siyasal zeminde ve sistem içinde bir çözümden yana olduğunun işaretiydi. Bu ise terör örgütünün kaybetmesi demekti. Terör örgütü ile organik ilişkisi olduğunu gizlemeyen DTP içinde yaşanan tartışmalar da, bahsettiğimiz tükeniş ve zemin kaybının dışa yansımalarını oluşturmaktadır. Tükenişin doğal sonucu olarak ortaya çıkan ayrışmanın taraflarından birisi, DTP Genel Başkanvekili ve Mardin Milletvekili Emine Ayna’nın başını çektiği gruptur. 22 Temmuz seçimlerinin siyaset sahnesine kazandırdığı Emine Ayna’ın kamuoyuna yansıyan tüm açıklamaları, üzerine oturduğu temel zeminin; şiddet ve terör örgütü liderine sonuna kadar bağlılık olduğu açıkça izlenmektedir. Kürtçe bilmediği halde “kürtçülük” yapmanın en somut örneği olan Emine Ayna’nın temsil ettiği yeni söylemi; örgüt liderinin ismini yücelterek varlığını korumak şeklinde değerlendirmek doğrudur. Bu anlamda, Emine Ayna’nın şahsında somutlaşan tutum, yeniden “apoculaşmaktır.” Örgütsel varlığı korumak isteyen yeni “apoculuğun” sığındığı temel yaklaşım; “Sayın Abdullah Öcalan, yetersiz ve antidemokratik olan Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre dahi cezaevinde tutuklu bulunan legal ve yasal biridir”, “Kürt sorununun çözülmesi için Öcalan’ın muhatap alınmasını ve İmralı Cezaevi’nin koşullarının düzeltilmesi” ve konuşmalara yerleştirilen “Sayın Abdullah Öcalan…” gibi ifadelerle kendini dışa vurmaktadır. Terör örgütü ve onun “yasal zemindeki” temsilcilerinin yücelttiği bu tutumun, çözümü değil çözümsüzlüğü dayattığı açıktır. Çözüm yerine, çözümsüzlükten yana tutum takınanların güç ve zemin kaybettiği de izleniyor. Bu nedenle, tükenişi durdurmak için yüceltilen kimi provokatif açıklamalara, gereğinden fazla değer vermemek gerekir. Bırakalım, bölücü terörün temsilcileri “apoculaşarak” tükensinler. farukadnan@gmail.com Bu makale toplam 2979 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||