- |
|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Adnan Faruk
Ara Rejim Bekleyen Bürokrasi
22 Temmuz seçim sonuçları, bürokrasinin, halkın tercihi ile oluşturulmuş olan meclis ve meclisten çıkmış olan hükümet üzerindeki etkisininin yenilendiği ve ülkenin ara rejim koşullarına sürüklenmeye çalışıldığı bir sürecin başlangıcı oldu. Seçimden sonra yaşananlar; meclisteki iki partinin (ki bunlardan biri hükümeti kurmuş olan parti) kapatılma girişimi, rektörlerin kışkırtıcı çıkışları, Yargıtay ve Danıştay’ın kavga arzulayan açıklamaları ülke yönetimine ağırlığını koymaya çalışan bürokrasinin son hamleleriydi. Öncelikle bir konuya açıklık getirmek gerekiyor. Devlet denilen ve halkın kontrolüne ve etkisine kapalı olan organizasyondan beslenen kesimlerin dile getirmeye çalıştığı; Anayasal Kurumlardaki bürokrasi ile icracı bürokrası şekilindeki ayrıştırmanın doğru olmadığını ortaya koymak gerekiyor. Literatür, devlet aygıtının yönetiminde etkili olan ve atama yöntemiyle göreve gelen kişileri, bürokrat olarak adlandırmaktadır. Bu anlamda, Anayasal kurumlarda (Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, YÖK vb) görev yapan ve atanmış olan tüm kişiler de birer bürokrattır. Ayrıca bu kişilerin atanmalarında milletin en ufak bir dahli veya etkisi de söz konusu değildir. Bu tanımlamayla birlikte, ülkemizdeki siyasal mekanizma ve görev alanları bakımından, iki farklı bürokratik yapıdan söz edilebilir. Siyasal iktidar ile birlikte çalışan, icra makamlarında bulunan bürokratlar ve Anayasa’da tanımlanan kurumlarda görev alan bürokratlar şeklinde bir ayrım mümkündür. Sonuç itibariyle bu iki kesim de atanmıştır. Türkiye’nin kuruluşunda belirleyici olan bürokrasinin; gelişen koşullar, ortaya çıkan yeni ilişki biçimleri ve milletin tercihlerinden uzaklaşmalarının sonucu olan zemin ve güç kaybına tahammül edemediklerini, son yıllarda, açıkça izlemekteyiz. Bu tahammülsüzlüğün dışa vurumu ise milletin tercihleri ile oluşmuş olan siyasi oluşumlar ile mücadele ve kavga etme biçiminde ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda ülkemizin ve milletin iki bürokratik kanadın kıskacına alınmış olduğu açıkça izlenmektedir. Siyasi iktidar ile birlikte çalışan bürokrasi, uygulama süreçlerinde iktidarın önünü açacak politik önermeler yerine, iktidarı sıkıntıya sokacak uygulamalarda bulunmaktadır. Milletten almış olduğu büyük oy desteğine rağmen, muktedir olamadığı izlenen hükümet, ya olup bitenin farkında değil, ya da “bunları biz göreve getirdik, bu nedenle de bize yanlış yapmazlar” düşüncesindedir. Bu düşüncenin yanlış olduğu zaman zaman ortaya çıkan uygulamalarla görülmektedir. (İlgilenenler bir önceki yazımızda vermiş olduğumuz örneklere bakabilirler.) Bu anlamda AK Parti iktidarı; Türk bürokrasisinin temel karekteristiklerinden habersiz olan taşralı siyasetçi saflığının en belirgin örneklerinin görüldüğü bir iktidar sürecine dönüşmüştür. Bu konunun ayrıntılarını farklı bir zeminde tartışmak gerekebilir. Bu olumsuzluğa rağmen; ülkeyi ve milleti kıskaca alan, sorunların artmasını tetikleyen, ülke ve milletin çıkarlarından öte olası güç ve zemin kayıpları için kavga çıkarmaya hazır olanlar ise Anayasal Kurumlardaki atanmış bürokratlardır. Son dönemlerde yaşananlar da, bahsettiğimiz güç ve zemin kaybını durdurmak için “resmi ideoloji” ve “Cumhuriyetin temelleri zayıflatılıyor” söylemi üzerinden kavga yürütme çabasının dışa vurumudur. Birer imparatora dönüşmüş rektörlerin çıkışları, siyasi partilere yönelik kapatma talepleri, millet nezdinde güvenirlik sorunu yaşayan yargının ve yüksek yargının açıklamaları ve kimi yargı üyelerinin içinde olduğu ilişkilerin deşifre olması üzerine kopartılan gürültünün tek amacı var, güç ve iktidar kaybını durdurmak ve hesap verebilirlikten uzak olmaktır. Bunun için ise ara rejim koşullarının oluşması yönünde yoğun bir çaba sergilenmektedir. Özünde güce karşı zayıf (zaafı olan) ve korkak olduğu bilinen Türk bürokrasisinin, ara rejim oluşturma çabalarının kendilerinden kaynaklandığını düşünmek saflık olur. Bu kesimleri harekete geçirmeye çalışan ve bu kesimlere işveren kimi emekli unsurların etkisini göz ardı etmemek gerekir. Bu arada, ara rejim koşullarının oluşması için çaba sergileyen tüm bürokratların tek beklentilerinin, ara rejim döneminde anlam ve görev üstlenmek olduğu da akılda tutulmalıdır. Ülkenin kaynaklarını israf eden, toplumsal kargaşayı körükleyen, ayrışmaları tetikleyen, bölücülük ve provakatörlük yapan bürokrasinin tüm bu olup bitenler kapsamında suç işlediği açıktır. Birer “yeniçeri” edasıyla dolaşan bürokrasiye güven duymak ve milletin çıkarını öncelediklerine inanmak mümkün değildir. Ülkeyi ve milleti bu kargaşadan, kıskaçtan, kötü yönetimden ve ara rejime sürükleme çabalarından çıkarmanın tek yolu, demokrasinin tüm kural ve kaideleriyle işletilmesini sağlamak, ülke yönetiminin her kademesindeki şeffaflığı artırmak ve milletin verdiği gücün farkında olmaktır. Çünkü Türk bürokrasisi, demokrasinin her alanda işletilmesinden ve şeffaflıktan çekinmekte ve korkmaktadır. Demokrasi ve şeffaflık onların korku imparatorluklarını yıkacak yegane ilaçtır. Milletin reyi ile anlam bulan siyasilerin, milletin için yapabilecekleri en önemli çaba, demokratik açılımları işletme ve şeffaflığı ülke yönetiminin her alanına egemen kılmaktır. Siyasilerin, bunun gereğini yapıp yapmayacaklarını bekleyip göreceğiz. farukadnan@gmail.com Bu makale toplam 3702 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||