|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() İsmail Küçükkaya
Büyük resim ortaya çıkıyor
Siyasi hayatımızın geleceğine dair kritik önemdeki gelişmeler şekillenmeye ve “büyük resim ortaya çıkmaya” başladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin içinden ve iktidara yakın kimi çevrelerden gelen her türlü “meydan okuma içerikli öneriye” kulaklarını tıkadı ve “sağduyulu bir strateji” hazırladı. Erdoğan bir grup milletvekiline,”Anayasa değişikliğini gündemden düşürdüklerini” açıkladı. Bu, olayın siyasi yönüdür ve Erdoğan’ın sorumluluk duygusuyla hareket ettiğini, soğukkanlı davrandığını gösterir. Gelişmelerin hukuki zemini de ayrı bir koldan ilerliyor. Anayasa Mahkemesi raportörü, türban düzenlemesine ilişkin raporunu tamamladı. Mahkeme heyetinin türban düzenlemesine dair kararı, Mayıs ayı içinde vermesi bekleniyor. Türban kararı, kapatma davasını çok yakından etkileyecek. Çünkü Başsavcı Yalçınkaya’nın iddianamesinin ana omurgasını bu konu oluşturuyor. Başbakan Erdoğan’ın gönlü, -daha önceki tahminlerin aksine- Anayasa Mahkemesi’nin kapatma davasını bir an evvel sonuçlandırmasından yana. Başbakan, siyasi belirsizliğin uzamasından ve bunun ekonomiye yansımasından endişe ediyor. Ayrıca yerel seçimlere yönelik hazırlık süresini hesaba katıyor. Buraya kadar fotoğraf oldukça netleşmiş ve ülkenin karşı karşıya kalabileceği potansiyel krizler bertaraf edilmişe benziyor. Akıl, sağduyu ve devlet adamlığı sorumluluğu kendisini hissettiriyor. Ama Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt’ün yaşadığı olay, başta siyasiler olmak üzere herkesin üzerinde dikkatle durmasını ve olup bitenlerin hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak kadar açık biçimde ortaya çıkarılmasını gerektiriyor. Düğüm esrarengiz plakada gizli Paksüt’ün “devletimize ve onun polisine güveniyoruz” açıklaması yararlı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma başlatması yerinde oldu. Başbakan Yardımcısı Çiçek ve Adalet Bakanı Şahin’in konuya duyarlı yaklaşımları da olumlu. Paksüt’ün bir polis aracı tarafından takip edilip edilmediğini bilecek durumda değiliz. Devletimizin açıklamalarına güveniriz. Bence buradaki düğüm, Paksüt’ün bizzat Ankara Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz’a verdiği ikinci plakada gizli. Paksüt, daha önce kendisini izlediğini fark ettiği Fiat Doblo marka aracın 06 RBF 28 nolu plakasını bizzat Emniyet Müdürü Yılmaz’a iletti. Yılmaz, henüz Paksüt’ün yanındayken, olayın sıcağı sıcağına yaptırdığı araştırmada, bu plakanın trafiğe kayıtlı olmadığını ve polisin kullandığı sivil plakalar arasında yer almadığını öğrendi. Bu durumu Paksüt’e anında iletti. O halde bu araba neyin nesidir, kim tarafından, hangi amaçla kullanılmaktadır? İşte devletimizin dağıtması gereken kuşku bulutları bu noktada toplandı. Sözün burasında olayın bir başka boyutuna değinmek istiyorum. Siyasiler, gerek Anayasa Mahkemesi’ndeki kapatma davasına, gerekse Ergenekon davasına maalesef, söylemleriyle müdahale ederek, evrensel hukuk kurallarını ve yargı bağımsızlığını ihlal ettiler. Bence Paksüt olayının doğru olup olmaması bir yana, konunun asıl vahim tarafı Anayasa Mahkemesi’nin iki numaralı isminin, çok kritik davaların görüldüğü bir süreçte izlendiğinden şüphelenmesidir. Bu psikolojinin oluşmasında üzgünüm ki, pek çok siyasinin yanlış demeç ve açıklamaları temel olmuştur. Mesela Bülent Arınç, kapatma davasının açılmasından sonra, “Bir süreç işletiliyor. Bütün bu yaşanılanları biz daha önceden biliyorduk. Kapatma davası açılacağından haberimiz vardı. Yargıtay’ın ışıkları gece yarısı yanıyordu. Çalışma yapılıyordu. Başsavcının hangi muhabirler, gazetecilerle çalıştığını da biliyoruz” demişti. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay da kapatma davasının açıldığı ilk gün yaptığı açıklamasındaki, “devlete sızmalar var” şeklinde özetleyebileceğim sözleri tepkiyle karşılanınca, bir düzeltme yoluna gitmiş ve “Belki Başsavcı dava açma konusunda belli çevreler tarafından zorlandı” ifadesini tercih etmişti. Bu gibi sözler, hele iktidarın çok önemli siyasi isimlerinden gelince, bağımsız bir erk olan yargının yönlendirildiği, baskı altına alındığı gibi izlenimler doğuyor. Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararının baskıyla verildiğine ilişkin ortaya atılan iddiaları da hatırlayın. Paksüt olayı işte bu endişe veren gelişmelerin ardından yaşanıyor. Devletimizin ve toplumsal yaşantımızın devamı bakımından ürkütücü olan budur. Bu psikolojiyi dağıtmamız gerekir. Siyaseti dış müdahalelerden koruyalım tamam ama yargı bağımsızlığını da gözümüz gibi koruyalım. Unutmayalım, “Adalet, herkese kendi alacağını teslim eden erdemdir.” Bunun gerçekleşmesine izin verelim. akşamBu makale toplam 758 defa okunmuştur.
|
Döviz fiyatları güncelleniyor
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||