- |
|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Necla Saydam
Şaşırmaya muhtacız
“Yücelere bakmak önce gözü alır, kamaştırır.Ama sonra bakışa bir aydınlık bağışlar. Gözünü aydınlığa alıştır. Yok eğer yarasaysan karanlıklara bakadur…” Böyle söylüyor Mevlana… İnsanı yarasa bakışına mahkûm eden enformasyon bombardımanı altındayız. Her gün haberleri okuyan, dinleyen, izleyen herkes bilinçli olarak uygulanan bir psikolojik çökertme harekâtının ortasında buluyor kendini. Yaklaşık 6 milyar insanın yaşadığı dünyamızda “münferit kötüyü” temsil eden hadiseler haber manşetlerinde defalarca yer buluyor. Doğrusu harbecilik açısından baktığımızda bu tarz yayınlardaki bireysel ve toplumsal faydayı anlamakta zorlanıyoruz. Düşünün küçük bir bölgedeki foseptiğin kokusu teknoloji kullanılarak tüm dünyaya yayılıyor. Bu kokuyu yaymada ne gibi bir iyi niyet ve fayda gözetilmiş olabilir diye düşünmeden edemiyoruz. Oysa yapılması gereken foseptiği bulunduğu alan içerisinde koku ve pislik yaymadan kapatmaktır. Kötülüğü tasvirde fayda yoktur esası gereğince çokça yayılmaması gereken bu tür hadiseler zihinlerdeki dokunulmaması ve üzerine çıkılmaması gereken kalın çizgileri siliyor. İnsanın belirli tabulara ve mahrem alanlara ihtiyacı vardır. Bu alanların dokunulmaz olmaktan çıkması insan ruhunda derin yaralar açar. Üst derecede bir sapkınlığı milyonlara ulaştırmak, insan olmaktan kaynaklanan bu temel tabuları yıkmakla beraber, bu tür olayların her zaman her yerde karşılaşılabilecek vaka-i âdiyeden inancı doğuruyor. Bu ise toplumda güvensiz, varlık anlamını yitirmiş, kendini koruma güdüsü ile olabildiğince bencilleşmiş ve hatta saldırganlaşmış, karamsar ve yalnız bireyleri ortaya çıkarıyor. Atalarımız “ibadette kabahatte gizlidir” sözünü boşuna söylememişlerdir. Şimdi analizimizi biraz daha somutlaştıralım; *70 küsur yaşındaki “sapık baba” kızından bilmem kaç çocuk yaptı! *Bu ne biçim anne! Kızını sattı. *X, Y’yi öldürdü. Cesedini, buzdolabında sakladı ve yedi! *Çocuğa vahşi işkence!.. *Cinnet geçiren baba, karısını ve 3 çocuğunu vurdu, biri komada!… Her gün yukarıdaki gibi onlarca haber okuyoruz. Durup bir bakalım bu tür haberlerle karşılaşmak hangi duyguları uyandırıyor ve zihinlerimizde hangi yargıları pekiştiriyor? *Mide bulantısı hissi... *”Kime güveneceğim koskoca dünyada yapayalnızım”karamsarlığı... *"Bu dünyada kimseye güvenmeyeceksin" yargısı... *Güven duygusunun kaybolmasının sonucu olarak savunma reflekslerinin abartılması, saldırganlaşmanın ortaya çıkması, bencil tutum ve davranışların artışı… *”Adam sende! Bana ne, ben işime bakarım. Beni ilgilendirmez” kanıksamaları… *Varolmanın temel anlamını yitirme ve anlamı arama takatinin kalmaması… *Kötülük ve suç seviyesinin toplumsal kabul çıtasının üst seviyelere çıkması ve daha alt düzeydekilerin mazur görülmesi… Bir Amerikalı yazarın kendi toplumuna yönelik “ toplum olarak hayret duygumuzu kaybettik, hiçbir şeye şaşırmıyoruz, bu telâfisi olmayan bir hasardır” tespiti ibretliktir. Hayret etme duygusunu kaybeden insan her türlü “kötülüğü”, “sapkınlığı” kanıksar, zihin dünyasında bunları doğallaştırır. Oysa “kötülüğün” en uç şekliyle ve tüm detaylarıyla sunulduğu/yayıldığı olaylar, zihinlerimizde“asla”lar arasında yer almalı ve iç alemimizde karşılık bulamamalıdır. Adorno “kötülüğü işaret etmekle kötülük ortadan kalkmaz” diyor. Madem ki sorumlu gazetecilik anlayışı bir kenara bırakılıyor ,toplumun önüne bu haberler sunuluyor; ferdi olarak yapabileceğimiz “kötülük” ve “sapkınlık” tasvirleriyle dolu bu haberleri okumamak ve izlememektir. Merak duygumuzu kontrol altında tutmalıyız ki okuyucuyu buradan yakalamağa çalışanlara fırsat vermemiş olalım. Arz talep dengesi gereği kötüyü anlatan haberlerin gündemden düşmesi bizlere bağlı. Unutmayalım ki iyiliğin gündeme taşınması “iyiliklerin” yaygınlaşmasını ve “kötülüğün” azaltılmasını beraberinde getirir. www.kadinhaberleri.comBu makale toplam 526 defa okunmuştur.
|
Döviz fiyatları güncelleniyor
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||