-
Haber10 Arama
  SON HABERLER
Milay Köktürk
Milay Köktürk
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
İrtica ve ilericilik üzerine söylemler (I)

Aşağıda, ilgimi çeken bir kitaptan alıntılar sunuyorum. Ancak kitabın kimlik bilgilerini, yazının ikinci kısmına bırakıyorum. Dileyen tahmin yapabilir. Alıntıların, tanıdık gelip gelmemesi açısından okunmasını arzu ediyorum.

***

Adamların kafa yapısı şaşkına çeviriyordu onu, cehaletten de öte bir tehlikeydi bu. Budalalıklar, aptallıklar birbirini izliyordu, halk önyargılar içindeydi, kafalar boş inanlar ve efsanelerle örümceklenmişti, akıl gücünü kaybediyordu. Halk zehirlenmişti, onları bu zehirden kurtarıp aydın düşünceli insanlar haline getirmek için ne yapmak gerekecekti. (s. 131)

Şimdiye de bu okulda deneysel yöntemlere dayanan, dogmaları, uydurma efsaneleri, bu dünyanın küçük insanlarını çağlardır yoksul ve köle kılan yanlış düşünceleri yıkan bir eğitim uygulanamamıştı. …’yı çağlardır içinde kaldığı yoğun karanlıklardan kurtarıp, gerçeğe, özgürlüğe, adalete, bilime saygı duyan bir ülke yapmak için her şeyden önce aydınlık kafalı, mücadeleci öğretmenler yetiştirmeliydi. (s. 133)

…hemen mücadeleye başlamazsak cehalet, boş inan, gericilik bizi yalayıp yutacak en sonunda. Binlerce yılın boş inanlarına, kinci duygularına tutsak olmuş halk, üstelik ilerleme yerine gerileme var. (s. 134)

Kafalar hala barbar, vahşi boş inanlar peşindeydi, yarattıkları putlara tapıyorlar, yakıp yıkmayı, yağmayı zafer sanıyorlardı. Hoşgörüden, iyilikten, akıldan yoksundular. İnsan sormaktan kendini alamıyordu, bu hata ve yalanlar yığını içinde nasıl rahat edebiliyorlardı? Temiz, sade ve açık olan her şeyden dehşet duyuyorlarmış gibi, temiz, basit ve açık olan her şeye karşı sonsuz bir hınç besliyorlarmış gibi neden en basit mantığa ve akla karşı direniyorlardı? Neden güneşin varlığını kabul etmek varken gözlerini ısrarla gün ışığına yumuyorlardı? (s. 137)

…gazeteler her sabah yalanlar kusarak halkın beynini zehirliyor, halkı kandırıyordu. Çocuk beyinliler, cesaretsiz yürekler, uşaklık ve yoksulluk içinde kıvrana bu zavallı sade insanlar; yalancıların, sahtekarların, halk oyu avcılarının kurbanlarıydı elbette…. Ama bilincin bu uyurgezerliğini halkın bilincinin bu uyuşukluğunun köklerini daha başka nedenlerde de aramak gerekirdi. Yığınların böyle kolaylıkla teslim olması, zehirlenmesi için direnme gücünü bütünüyle yitirmesi gerekirdi. Zehir özellikle cahiller, bilmeyenler, eleştiriden, tartışmadan yoksun beyinlerde etkisini gösterir. Bunca hüznün, haksızlığın, alçaklığın temeli, tarihin nice çirkefler ve cinayetleri arasında ışığa doğru usul ve hantal adımlarla ilerleyen insanlığın büyük acısının ilk ve tek nedeni bilgisizlikti. Halkların kurtuluşu, kitlelerin köklü eğitimi, her şeyden önce bilgisizliğin ortadan kaldırılmasına bağlıydı. (s. 137)

Cumhuriyetin kuruluşunun üstünden nice yıllar geçmişti, o halde cumhuriyet düzeninin kurucuları ülkeyi özgür bir devlet üstüne oturtmamışlar mıydı, çağdaş bilimin ilerlemelerine göre yeni bir düzenleme yapmamışlar mıydı…? Demek ki cumhuriyet anıtının tamamlandığını sanmışlardı. Sözde çağlardır süregelen yalanlar ve yanılgılardan kurtulmuş bilinçli bir demokrasi kurulacaktı. On yıl, yirmi yıl sonunda, cumhuriyet okullarından çıkan, gerçekle beslenmiş yeni kuşaklar, zaman geçtikçe, özgürlük uğruna kapatıldıkları zindanlardan kurtulup özgür, aklın ve mantığın buyruklarında, bilim ve adalet için çalışan yepyeni bir halkı oluşturacaklardı. (s. 138)

Halkın yoğun karanlıklardan kurtulması için yapılan bütün çabaları hangi gizli el sonradan felce uğratıyordu? … Evet, din, yoğun karanlıklardan, bağnazlıktan, yani kendisinden sökülüp alınmak, kurtarılmak istenen bu insanları, sabırlı bir çalışma, usta bir taktikle teker teker yeniden ele geçirmişti. Ruhları ve bedenleri nasıl köleleştirecek, insanları dilediği gibi yalana ve karanlığa nasıl boğacaktı? Elbette eğitimin efendisi olarak. Bir kez daha kavgasına eğitim alanından başlamıştı, hem de tam bir ikiyüzlülükle. Cumhuriyet yasalarının kurtarmak istediği milyonlarca çocuğun beynini, cumhuriyetin kendi yasalarından yararlanarak, doğmalarla karıştırıyordu din çevresi… (s. 138)

Dünün devrimcileri, sesini soluğunu kesti, aşırı bir hoşgörüyle kendilerine gülümsedi diye, yobazlığı yendiklerini sandılar… Madem cumhuriyet üstün gelmişti, neden bütün çocuklarını artık bağrına basmayacaktı? Ama cumhuriyetin bu ruh büyüklüğünden yararlanarak irtica yer altından gizli çalışmalarını yürütüyor, … insanları köleleştirme ve beyinleri zehirleme işlemi hızla devam ediyor. (s. 139)

Ah, başlangıçta kardeşlik ve kölelikten kurtuluş çığlıklarıyla ortaya çıkan, başlangıçta öylesine yürekli, uygarlık savunucusu şu dinler sonunda insanlığı çamura yuvarlamaktan başka bir işe yaramıyorlardı. En alçak tutkuların iğrenç ticaretlerin aracı, bir pazarlık eşyası haline geliyor, yalan dolanlarla insan beynini alıklaştırıyordu. Önü alınmazsa irtica, yakın bir gelecekte her şeyi çürütecek, yakıp yıkacak, yer yüzü bir yıkıntı ve küf yığını halini alacaktı. (s. 143)

Derken yeni bir ışıkla kafasının aydınlandığını duydu. Yobazların tuttuğu yol belliydi, sinsi sinsi çalışarak önce eğitimi, çocuğu eline geçirecek, sonra da, beyinleri uyutarak yetiştirip devlet dairelerine yerleştirdiği bu gelecek kuşak sayesinde Cumhuriyeti yiyip bitirecekti. … Şimdi gericiler artık güçlenmiş, dişlerini gösteriyor, kafa tutuyor, ülkenin efendiliğini istiyordu. (s. 146-147)

Kokuşmuş yobazlık amacına ulaştığından kendini saklamıyor, açıkça mücadele ediyor… laik okulların karşısına din okulları açıyor, hatta kendi yarattığı, çıkar uğruna ya da alçaklığından bağnazlığa koşulan kadın ve erkek öğretmenler aracılığıyla bu laik okulları boyunduruğu altına alıyordu. Gericilik şimdi halkın karşısına dikilmiş, açık savaşa başlamıştı. Bu savaşı sürdürmek için elbette para gerekliydi… Sözgelimi, yalnızca … ‘ın ikiyüz on atölyesi vardı ve bu atölyelerde kırk yedi bin işçi çalışıyordu. Bu dinî örgütlerin satmadığı şey yoktu…. Her şeyden para kazanıyorlardı, halkın budalalıkları üstüne en ağır vergileri yüklemişlerdi, uydurma mucizeler yaratıyor, durmadan yalancı cennetlerini ve kendi tanrılarını, tutku ve kötülük dolu bir tanrının rahmetini satıyorlardı. Milyarlarca serveti, sonsuz toprakları vardı irticanın. (s. 147)

Bu çocukları eğitmek, onları bütün özgürlüklere, insan mutluluğuna düşman din dogmalarından, saçmalıklardan kurtarmak, bilgili, özgür yurttaşlar şeklinde yetiştirmek gerekiyordu. Mutluluk için bilgi başta gelirdi… yoksul kafalar çoğaldıkça yoksulluk da çoğalacak, çoğunluk, bir hırsızlar ve eşkıyalar azınlığınca soyulacak, sömürülecektir. (s. 149)

Bilgisizlik ve yalanların kurbanı olan bu halkı, çocuklarından, hatta çocuklarının çocuklarından alıp eğitmek, onları yavaşça, doğruya, gerçeğe saygı duyan bir kitle haline getirmek gerekiyordu. En büyük, en önemli görev buydu, ülkenin esenliği buna bağlıydı. Bir ülke ki, çağlardır başka ulusları kurtarmış, aydınlığa kavuşturmuştu. … Kadınlar duyarlı yaratıklardı; din, duyarlılıkları, zaafları ve hüzünleriyle kadınları bir kez eline geçirirse bir daha bırakır mıydı? İnsanları yıkan, çocukları köleleştiren korkunç makinalar şeklinde kullanacaktı onları. Kadın, haksız yasalar ve gelenekler konusunda, erkekle, çağlardır bir kavgayı sürdürüyordu. Din kadını ele geçirirse, toplumsal mutluluk denen bir şey kalır mıydı?... Kadın ancak bugünkü efendisinden, dinin etkisinden, ruhunu karartan, çürüten önyargılardan kurtulunca erkeğinin özgürlük ve mutluluk arkadaşı olabilirdi. (s. 150)

Ah şu bilgi tohumları, kişiyi gerçeğe götüren yol! Ne büyük bir tutkuyla adamıştı kendini gerçeğe! Neredeydi gerçek, bütün hatalar, yanılgılar hala dev gibi gerçeğin karşısına dikilip durmuyorlar mıydı? Saçma dogmalar üstüne yükselen din bile tek gerçeğin kendi gerçeği olduğunu söylemiyor muydu? Öğrencilerine, her şeyden önce, aklın, mantığın, özellikle deneyin dışında hiçbir gerçek bulunamayacağını öğretiyordu. İşçi çocuğu olsun, köylü çocuğu olsun, kendilerine dünya yuvarlaktır ve uzayda dönüyor dendiğinde çocuklar dinî öyküleri … kabul ettikleri kadar rahatça , güvenle kabul ediyorlardı söylenenleri. Ama öğrencilerin iki bilgi arasında bir ayırım yapabilmeleri, doğruyu yanlıştan ayırabilmeleri için bütün bilgilerin deneyin süzgecinden geçmesi gerekiyordu. … tek gerçek deneylerle edinilen gerçektir ve deneylerle edinilen gerçek de tektir, bütündür, ölümsüzdür. (s. 164)

…din kitabının bırakılıp bilimsel, dünyayı ve insanı bilimle açıklayan bilimsel bir din kitabının zorunluluğu da işte buradan doğuyordu. Bilgi ölü gerçeğe değil diri gerçeğe dayanmalı, insanlığın gelişmesine hizmet etmeliydi. Kişi ancak gerçekle özgürlüğüne, mutluluğuna kavuşabilir, kişi ancak gerçekle yeniden düzenlenebilirdi….bilgi sağlıklı huzurlu, özgür bireyler yaratmaya çalışmalı, bilim kitaplardaki ölü harfler değil, hayat kaynağı olmalıydı. …Çocuklar ancak nesnelere dokunduğu zaman nesneleri daha iyi tanıyabilir, öğrenebilirdi. Onlardan tek isteği, herhangi bir olguya, deneyin süzgecinden geçmedikçe asla inanmamalarıydı. Tanıtlanmamış bütün olaylar, olgular, gelecek araştırmacılar için bir yana bırakılmalıydı. İnsanlar o büyük, o güzel, güven ve kardeşlik yapısını ancak edinilmiş, kazanılmış, kanıtlanmış gerçeklerle kurabilirlerdi. Olguları insan kendi gözleriyle görmeli, inanılması gerekene kendi değer yargılarıyla inanmalı, yargı gücünü, kişiliğini mantıksal nedenlere dayanarak geliştirmeliydi. (s. 165)

Ulusu kurtarabilecek, ona dünyamızdaki gerekli yerini kazandıracak laik öğretmendir. …Göreceksiniz, öğretmenlerimiz aklın ve hakseverliğin öncüleri olarak bir köylere dağılsın, çok şey değişecek, yalanın saltanatı, yobazların egemenliği sona erecek. O zaman, kaynağını halkın bilgisizliğinden alan gericilik yenilecek, ulusumuz önüne dikilen bütün engelleri yıkıp yarının barış ülkesine doğru hızla ilerleyecek. (s.. 195)

Zira bayan R.’ın gözdesi olan sevimli H. erken gelişmiş, bedeni biraz genç kız bedeni halini almaya başlamış güzel bir kızdı. Teneffüslerde gizlice ara duvarından atlayıp erkek öğrencilerin yanına geliyor, kıyıda köşede erkek öğrencilerle buluşuyordu… kaç kez karşılaştırmıştı bayan R.’ın yetiştirdiği kız öğrencilerle kendi erkek öğrencilerini. Kendi öğrencileri, bu küçük delikanlılar gittikçe daha bir akıllanıp gerçeğe saygı beslerken, komşu kız öğrenciler yalancı, sinsi düşüncelerle besleniyorlardı. Tanrının, yaptıkları her şeyi bağışlayacağına inandıklarından yürekleri bulanık, kafaları şımarıktı. Ah, ne kadar isterdi M. Bu kız çocuklarının erkek öğrencilerle birlikte, aynı sınıfta, aynı sıralarda okumalarını. Kendilerine günah olarak tanıtılan yasak yemişi tatmak için o zaman böyle duvarlardan atlamaya kalkmazlardı. En iyi okul, kız ve erkek öğrencilerin birlikte okudukları okuldu…(s. 198)

Akıl üstünde kazanılan her başarı özgürlük alanında kazanılmış demektir. Din insanı neden aptallaştırır? Özgürlüğünü elinden almak, onu köleleştirmek, boşkalıpların boyunduruğuna sokmak için. (s. 212)

(Devam edecek)

Bu makale toplam 1040 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.1880, Satış 1.1980; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.8820, Satış 1.8980
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi