- |
|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Dr. Bekir S. Gür
Bilgisayarlı eğitim çözüm müdür?
BİLGİSAYARLI EĞİTİM ÇÖZÜMDÜR!
AFEDERSİNİZ SORUN NEYDİ? Yeni müfredatla birlikte öne çıkarılan bir husus bilgisayarlı eğitimdir. Geçenlerde basında okuduğum bir yazıda MEB'in yaptığı çalışmalara atfen, bilgisayarlı eğitim konusunda çok yol kat edildi şeklinde bir ifade geçiyordu. Bu tespit, nazikçe söyleyecek olursak, bir kafa karışıklığının ürünüdür. Çünkü, mesafe kat edilen husus, MEB'e bağlı okullardaki bilgisayar sayısıdır. Görüldüğü kadarıyla, MEB bütün okullarda bilgisayar sayısını ve bilgisayar okur-yazarı öğrencilerin sayısını artırmak için yoğun gayretler harcamakta, ki bundan dolayı herkesin takdirini kazanmaktadır. Bilgisayar okur-yazarlığı, öğrencileri bilgisayarla tanıştırma ve bilgisayarla neler yapabilecekleri hakkında bilgi vermeyi amaçlar. Bu dersleri nitelikli şekilde verecek öğretmen sıkıntısı çözülmüş değildir. Nitelikli öğretmenin olmadığı yerde, okullarda bilgisayarın olmasının pek anlamlı olmadığı açıktır. Bu sorunu bir yana bırakalım şimdilik. Bilgisayarlı eğitim, öğrencilerin bilgisayarlarda hazırlanmış özel yazılımlar yardımıyla öğrenmesini içerir. Bilgisayarlı eğitimin, eğitim için yeni bir vizyon sunduğu iddiasının piyasada dolaştığı göz önüne alınırsa, asıl sorunun, bir çözüm olarak bilgisayarlı eğitimden ne anlaşıldığı ile ilgili olduğu söylenebilir. BİR TASARININ ÜRÜNÜ Önce, uzun uzun açıklayamayacağım ama kabul olarak alacağım bir cümle ile başlayalım: Bilgisayarlı eğitime körü körüne karşı olmak ile bilgisayarlı eğitimi körü körüne savunmak aynı düşünce biçiminin iki yüzünü yansıtır. Zira, her iki konum da, bilgisayarlı eğitimi sabit, değişmez ve metafizik bir şey olarak kurgularlar. Oysa bilgisayarlı eğitim, herhangi bir eğitim türünde olduğu gibi, temelde belli bir tasarımın ürünüdür. Elbette ki, bir sınıfa bilgisayar koymakla bilgisayarlı eğitim gerçekleşmez. Bilgisayarın nerede, nasıl ve ne zaman kullanılacağının uzmanlar tarafından tasarımlanması gerekir. Fakat, bundan önce bilgisayarın niçin "orada, o şekilde ve o zaman"
kullanılacak olmasının cevaplandırılması gerektiğidir. Bir çok eğitim filozofunun
vurguladığı gibi, eğitimsel bir problem ne kadar spesifik olursa olsun, bir
süre sonra eğitimin amaçları üzerine bir tartışmaya dönüşür. Yani, eğitimsel
herhangi bir tartışma hemen insanın doğası, sorumlu vatandaş, iyi bir yaşam
vs. hakkında bir tartışmaya dönüşüverir. Amaçları belirlenmemiş, yani sadece
araçsal olarak kurgulanmış hiçbir şey ciddi bir eğitim algısı sunamaz. Bir paket
çözüm olarak kurgulanan bilgisayarlı eğitim algısının asıl sorunu da tam olarak
burada ortaya çıkar. Kendisini çözüm olarak kabul ettirmiştir ama neye çözüm
olduğu belirsizdir. Yani, bilgisayar çok iyi bir araç olduğunu kabul ettirmiştir ama hangi amaca
hizmet ettiği konusunda sessizlik vardır. Meseleyi böylece ortaya koyduğumuzda,
bilgisayarlı eğitimi savunma veya ona karşı çıkma gibi önümüze sürülen iki yolun
anlamsızlığı da ortaya çıkar. Zira, amacı net bir şekilde ortaya konmayan yani
ne için çözüm olduğu ortaya konmayan bir araçsallığın ret veya kabulü anlamsızdır.
Öğretme araçları üzerine yapılan tartışmalarda öncelenmesi gereken mesele, her
çıkan yeni teknolojik araçların eğitime nasıl adapte edileceği ve kullanıma
sokulacağı değil, eğitim amaçlarına ilişkin tartışmalardır. Bilgisayarlı eğitim, metafizik bir şey değil, belli bir tasarımın ürünüdür dedik. Buna göre, bilgisayarlı eğitimin tasarımcıları veya uzmanları vardır. Tasarımcıların kimlerden müteşekkil olduğu; tasarım sürecinde öğretmen, öğrenci ve velilerin katılımının sağlanıp sağlanmadığı; okullara bilgisayar, eğitim malzemeleri ve yazılımları satan firmaların amaçları, çıkarları ve eğitim algıları vb. şeklindeki meseleler tasarımın niteliğini kökten değiştiren hususlardandır. Bilgisayarlı eğitim, bilgisayarın sınıfa konmasından tamamen farklı bir meseledir. Yani, bir çözüm olarak bilgisayarlı eğitimin anlaşılması için, tasarım ve tasarımcıların neler yaptıklarına bakılması gerekir. Bununla birlikte, bilgisayar (ve dolayısıyla bilgisayarlı eğitim) öyle mitik bir şekilde sunulur ki, eldeki tasarımın insan ürünü olduğu unutulur. Gerçekte, tasarımın içinde gerçekleştiği tarihsel, sosyal ve politik bağlam göz önüne alınmadıkça, tasarımcıların veya uzmanların hangi amaca hizmet ettikleri anlaşılamaz. Bilgisayarlı eğitim tasarımı tarafsız veya tarih-dışı olmadığı için, bilgisayarlı eğitime karşı olmak veya taraf olmaktan ziyade, belli somut tasarımları savunulabilir veya eleştirilebiliriz. Ciddi emek verilmiş eğitsel malzeme ve süreçler geliştirilebileceği gibi, ciddiyetten uzak hiçbir işe yaramaz ve daha kötüsü zararlı malzeme ve süreçler geliştirilebilir. HER DERDE DEVAM BİR ÇÖZÜM Burada üzerinde durmamız gereken şeylerden biri, bilgisayarlı eğitimin çözüm
olduğu şeklindeki retoriğin kendini hegemonik olarak nasıl kurduğudur. Bunun
cevabı -bir çok öğretim teknologunun doğru olarak dikkat çektiği gibi- açıktır:
Bilgisayarlı eğitim, temelde sınıf duvarlarının dışında gerçekleşen tartışmaların
kendini sınıfa dayatmasının ürünüdür. Daha açık bir ifade ile, iş dünyasının
ihtiyaçları kendini okula dayatır. Bu noktadaki eğitimsel bürokrasi ile iş dünyasının
el ele verip piyasaya sürdükleri akıl yürütme halkı ikna etmek için bire birdir:
Ciddi bir eksiğimiz vardır o da öğrencilerimizin bilgisayar okur-yazarı olmamalarıdır;
bilgisayarlı eğitime para ve emek harcayarak sosyal ve ekonomik sorunlarımızı
çözebiliriz. Burada dikkat etmemiz gereken husus, eğitim düşüncesinin kendine
biçtiği roldür. Bu rol açısından bakıldığında, öğrencinin, öğretmenin ve velilerin
eğitimsel amaç olarak ne düşündükleri hiç önemli değildir; eğitimin tek amacı,
iş dünyasının ihtiyaçlarına cevap vermektir. O halde, şunu diyelim: "Bilgisayarlı eğitim, çözümdür" diyenlerin bize açıklaması gereken bir husus vardır. O husus şudur: "Bu çözüm, kimin hangi sorunlarının çözümüdür?" veya "bu çözüm, kime fayda sağlar?" Hangi öğrenci grubunun bu işten fayda gördüğü; hangi öğretmenin ne tür bir ihtiyacının karşılandığı; programlarda söylenen ve söylenmeyen şeylerin neler oldukları; kıymetli kılınan ve değersizleştirilen şeylerin neler oldukları vb. gibi meseleler ele alınmadan bilgisayarlı eğitimin çözüm olup olmadığına karar verilemez. Dahası, failliği ilgilendiren şu soru her şeyden mühimdir: Öğrenci ve öğretmenlere biçilen roller nelerdir; bilginin emekçisi ve üreticisi mi olacaklar yoksa paket bilginin pasif tüketicisi mi? Yani yazılım, muhatabını fail olarak konumlandırıyor mu? ÖNCE SORUN, SONRA ÇÖZÜM Çözümleri tespit için elbette önce soru(n)larımız olmalı. Bilgisayarlı eğitim, eğitimde fırsat eşitliğine ne katmaktadır? Falan şirketin değil, halkın eğitimdeki ihtiyaçları ve eğitimden beklentileri nelerdir? Halkın istekleri ve ihtiyaçları, tasarım sürecine nasıl katılacaktır? Bilgisayarlı eğitim fikri yeni bir vizyon sağlayabilir mi? Bürokratik işletme ve verimlilik gibi prensiplere dayalı dünya görüşü ve onun ürettiği araçlar, bizi köleleştirir mi yoksa özgürleştirir mi? Bilgisayarlı eğitime temel olarak alınan Amerikancı epistemolojiye dayanan öğretme kuramları, bize ne sunabilir? Statükoyu yeniden üretmekten ziyade özgürleştirici bir pedagoji içerisinde teknolojik araçların rolü nedir? Varmak istediğim nokta şudur: Eğitimin amaçlarını konuşmaya başlamalıyız.
İhtiyaçlarımızı (halkın ihtiyaçlarını) ve ona göre hedeflerimizi sahih bir şekilde
belirleyelim, oraya nasıl varacağımızı hesaplamak kolaydır. Hesaba bilgisayarı
katmak ancak o zaman anlamlı ve etkili olur. Ne de olsa, "doğru tutulursa,
her araç bir silahtır." Bu makale toplam 4437 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||