-
Haber10 Arama
  SON HABERLER
Ekrem Eraslan
Ekrem Eraslan
Karakter boyutu : Normal Büyük Daha Büyük En Büyük
Geri sayım başladı

Ne paranoya boyutunda komplo teorilerine ne de her şeyin kendiliğinden geliştiği safdilliğine düşmeden, bugünleri hepimizin dikkatli okuması gerekmektedir. Çünkü bu yaklaşımların her ikisi de bir nevi Allahsız mantalitenin tuzağıdır.

Olağanüstü günlerin bitmediği ülkemizde, olağan “olağanüstü” hallerden birini daha yaşadığımızı düşünürsek, baştan sağlıklı bir yargıya varmamız mümkün olmayacaktır. Bu sefer tekrarlardan ziyade farklı bir işleyiş söz konusu olup, bu süreçte temel dinamiklerimizi sarsacak kadar ileri ve farklı bir boyutun ortaya çıkması muhtemel görünmektedir. Ülkemizin her yaşadığı olağanüstü halin ardından, kısa sürede olağan haline kavuştuğunu defalarca görmüşüzdür. Ama bu sefer ki olağan olmayan olağanüstü günlerin ardından, eski olağan günlere dönülmesi pek kolay olmayacaktır. Dönülse bile farklı bir olağanlık tanımlaması veya şartları ortaya çıkacaktır.

Daha önceki bütün çalkantılarda terazimizin kefesinde yer alan, bize ait değerlerin, kurumların, kişilerin ağırlıkları ve yerleri birçok kez değişti. Ağırlıkları ve yerleri değişti ama hiçbir zaman “bizim” olmaktan çıkmadılar. Bazıları hafifledi bazıları ise ağırlaştı. Ama mutlaka bir kefede yer aldılar. Bu sefer ise bir kısmımızın iyi, bir kısmımızın kötü bildiği, bazı unsurlara sahipliğimizin sona ermesi gibi bir durum söz konusu. Osmanlı’dan bu yana, ikinci kez bize ait olan her iki kefedeki sahip olduklarımızdan bazılarından ayrı düşme veya ayrışma gibi bir riskle karşı karşıyayız. İlk kez kayıp hanemizde bir şeylerin yer alması olasılığı var ve bu olasılık gün geçtikçe daha da büyümektedir.

Sanırım daha açık bir dil kullanmalıyız…

Cumhuriyetin başından bu yana, geleneksel güç dengesi içerisinde, ülke yönetiminde silahlı kuvvetlerin, bürokrasinin, sermayenin ve siyasetin ( yan unsurlarıyla birlikte ) güç paylaşımı, bir denklem gibi sürekli var oldu. Olağanüstü dönemlerde, ülke yönetiminde, ağırlıkları değişmekle beraber her zaman bu dört unsur etkin oldu. Zaman zaman birisi geri çekildiğinde bir diğeri o boşluğu doldurdu. Ama hiçbir zaman bunlardan hiçbirisi tamamen tasfiye olmadı. Son bir yıldır olanlara baktığımızda ise farklı bir durumla karşılaşmaktayız. Özellikle de son altı ayda meydana gelen gelişmelerin ışığında meseleye baktığımızda, belki de ilk kez bütün bu unsurların geri çekildiklerini, güçsüzleştiklerini, halk nezdinde etki ve saygınlıklarını kaybettiklerini görmekteyiz. Bu da beraberinde sürekli büyüyen bir boş alan oluşturmaktadır. Maalesef bu unsurlar, mevcut boşluğu doldurmak imkanına sahip olmadıkları gibi, var oldukları pozisyonlarını da korumaları pek mümkün görünmemektedir. Ülke yönetiminde sürekli artan bu boşluk, bir süre sonra bir kara delik gibi bu unsurlardan bir ikisini -tamamıyla olmasa da- içine çekecek ve denklemin dışına itecektir. Sonbaharla birlikte artan erozyondan şu ana kadar etkilenmeyen yok. Özellikle de siyaset, yargı ve silahlı kuvvetler ciddi manada mevzi kaybettiler. Sermaye ise önümüzdeki günlerde gelişecek olan bir krizde, belki de hepsinden daha fazla etkinliğini kaybederek bu ortak gerilemeye katılacaktır.

Peki, ortaya çıkan boşluk ne oluyor? Ya da ne olacak?

Olanlardan yola çıkarak, olacakları kestirmeye çalıştığımız takdirde, meydana gelen bu boşluğun ne gibi sonuçlar doğurabileceğini kimlerle ve nasıl doldurulacağını etraflıca değerlendirmek gerekmektedir.

Son iki gelişmeden ( Ak Parti’yi kapatma davası ve Ergenekon soruşturması) yola çıkarak olanların işleyişini ortaya koymak isabetli olacaktır. Toplumumuzda yerleşik bir algı biçimidir siyaset-silahlı kuvvetler çekişmesi. Çok partili dönemle birlikte, hemen hemen her zaman var olan ve toplumun kanıksadığı bir durumdur bu. Bugün çok genel bir manada bakacak olursak, Ak Parti’yi kapatma davası ve Ergenekon davası, bu iki tarafın çekişmesi gibi algılanmaktadır. Aslında durum tamamen farklı bir şekilde cereyan etmektedir. Silahlı kuvvetlere ve Ak Partiye yakın oldukları algısı, topluma yerleşmiş olan ikinci dereceden unsurların karşılıklı yürüttükleri bu kampanyalar, her iki boyutuyla siyaseti ve silahlı kuvvetleri zayıf düşürmektedir. Ve burada hedef ne Ak Parti’nin kapatılması ne´de 40 yıldır var olan çeteci bir anlayışın tasfiyesidir. Burada hedef, Ak Parti üzerinden ülkedeki siyaseti iğdiş etmek ve etkisizleştirmek ile birlikte, Ergenekon üzerinden Silahlı kuvvetleri de zayıflatmaktır. Özellikle de silahlı kuvvetlerle ilgili son iki yılda meydana gelen gelişmeleri göz önüne alacak olursak, bunu daha net bir biçimde görürüz. Ülke yönetiminde en etkin iki unsur ( halk-devlet) ikinci dereceden unsurların kendi inanış ve ideolojileri adına yürüttükleri kampanya ve operasyonlarla sistematik olarak birlikte zayıflatılmaktadır. Burada tek rahatlatıcı olan, her iki kurumun başında yer alan başbakan ve genelkurmay başkanının kendileri dışında, kendi adlarına yürütülen bu çabalara katılmamaları ve mesafeli durmalarıdır. Bu sağduyuya rağmen, erozyonun farklı şekillerde husule gelmesi için çabaların devam etme olasılığı mevcut olup bundan sonraki adım ekonomik sıkıntıların bir krizle tetiklenerek bir tarihle adlandırılması olacaktır. Bu üçüncü halka da sürece eklendiğinde, yaklaşık 10-12 ay içerisinde, güçlü bir siyasi iktidarın zayıflatıldığını, olumlu ekonomik göstergelerin tersyüz edildiğini, bölgenin en güçlü ordusunun halka güven vermek noktasında sıkıntıya düştüğünü göreceğiz.

Neden ve kim tarafından sistematik bir istikrarsızlaştırma uygulanıyor?

ABD, bölgeye ikinci körfez savaşıyla birlikte yerleştiği günlerdeki hedeflerine ulaşamamıştır. Hatta bölgeye geldiği günlere göre daha zor durumda olup geri çekilmek gibi bir adım atmak şansı da kalmamıştır. Böyle bir çekilmenin ABD’nin bölgeye tekrar dönememesi gibi bir sonuç doğuracağını, İsrail’in yok olma sürecine gireceğini gayet iyi gören ABD yönetimi, bölgede yeni bir adım atmanın kaçınılmaz olduğunu düşünmektedir. Hatta düşünce olmaktan öte, planlarını uygulamaya koymuştur. Hedef ise İran’ın başını çektiği, Irak, Suriye ve Lübnan’a kadar uzanan Şii kuşak ve bunun Uzantısı olan HAMAS’tır. Bu hattı parçaladığı takdirde birçok yerde aynı anda İsrail’in ve kendisinin rahatlayacağını düşünen ABD, yürütülecek bu operasyonun kendi lehine temel unsuru olarak Türkiye’yi ve bölgedeki Türk varlığını görmektedir. Ancak ulusalcı bir nüve taşıyan güçlü bir TSK ile İslamcı bir nüve taşıyan halk desteği yüksek hükümetin bu operasyona pek de kolay bir şekilde iştirak etmeyeceğini de bilmektedir. Bu nedenle özellikle bu iki güçlü yapının zayıflatılması ve işbirliğine zorlanması için istikrarsızlaştırma çabaları devam etmektedir, edecektir. Bu Şii hattına karşı yürütülecek savaşta, tarihsel - mezhepsel çekişmelerin kullanılması, ABD stratejisi açısından büyük önem arz etmekte olup Ehli sünnetin liderliğinin en iyi Türkiye’ye yakışacağı ve etkili olacağı kanaati hakimdir. Mevcut hükümet, süreç içerisinde terbiye edilemezse yerine ikame edilecek Mezhepçi ve milliyetçi bir iktidarla sürecin işletilmesi planlanmaktadır. ABD her halükarda Türkiye’siz bir operasyonun imkansızlığının farkında olduğundan, her türlü enstrümanı kullanarak, Türkiye’nin sürece katılımını sağlamak konusunda kararlıdır. Bazen havuç, bazen sopa göstererek de olsa bunu yapacaktır. En önemli havuç ve sopa ise Kürtler ve İslamcılar olacaktır. Bazen tehdit gibi göstererek bazen altın tepside kellelerini sunarak…

Sonuç;

Türkiye ciddi bir tarihsel kavşak noktasındadır. Dayatılan iki tercih vardır. Ve bu iki tercih de nihayetinde ABD’nin bölgedeki hedeflerine giden yolun taşları niteliğindedir. Bunlardan birincisi, statüko ve ekonomik krizle terbiye edilmiş, ABD ile bölgede derin işbirliğine mecbur bırakılmış, mevcut hükümetle batı tipi sahte ve mevsimsel özgürlüklerin olduğu bir Türkiye. İkincisi ise terbiye edilemediği için tasfiye edilen hükümetin yerine ikame edilecek statüko destekli ulusalcı hatta biraz da mezhepçi yarı despotik ve yine ABD ile bölgede derin işbirliği yapacak bir iktidar veya rejimdir.

Her ikisi de sonuçları itibariyle hüsranı ve 1914’le başlayan süreci yaşatacak kadar kötüdür.

Bir üçüncü yol var mıdır ve mümkün müdür?

Bu makale toplam 1402 defa okunmuştur.

 

ABD Doları (USD) Alış 1.1870, Satış 1.1970; Avrupa Para Birimi (EUR) Alış 1.7640, Satış 1.7800
Copyright © 2004 - 2008 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon: 0212 621 19 29 | Faks : 0212 532 08 59 | haber10@gmail.com | Tasarım ve Kodlama: Haber10 Teknik Ekibi