 Deniz Gökçe
Para kurulu nereden çıktı?
Deniz Gökçe
21 Kasım 2005 Pazartesi 15:07
ABD’nin John’s Hopkins Üniversitesi öğretim üyesi Stephen Hanke İstanbul’da yabancı sermaye toplantısına katıldı.
|

ABD’nin John’s Hopkins Üniversitesi öğretim üyesi Stephen Hanke İstanbul’da yabancı
sermaye toplantısına katıldı ve Türkiye’de cari denge açığının yüksekliğinden
hareket ederek, ülkeye para kurulu (currency board) denen ve sabit kur içeren,
günlük para politikasını ortadan kaldıran sisteme geçmesi yönünde tavsiyelerde
bulundu. O toplantıda bulunan Egemen Bağış da Hanke’nin “karizmatik” tesbitlerine
Financial Times gazetesinin okuyucu mektubu sütunlarında karşı çıkınca bir polemik
başlamış. Aynı gazeteye 18 Kasım günü “Son Mektup” yazan S. Hanke ise konuşmasında
ödemeler dengesi krizi beklemediğini ifade etmiş.
Bizce ilginç olan Hanke’nin ülkemiz için para kurulu tavsiye etmesi, kriz bekleyip
beklemediği değil. Hanke geçmişte Endonezya’da, Malezya’da, Kore’de ve daha
birçok yerde “para kurulu” önerisinde bulunmuştu. Para kurulu ne tür ekonomilere
tavsiye edilir? Ekonomi literatüründe ekonomik sorunlar yaşayan ülkelere para
kurulu üç ortamda tavsiye ediliyor.
Birincisi, küçük veya dış ticarete çok açık ekonomilere tavsiye edilir deniyor.
Bunlara örnek, mesela Estonya veya Bulgaristan gibi ülkeler. Her ikisinde de
para kurulu oldukça başarılı oldu. Bulgaristan 1997 yılı başından bu yana bu
sistemle ayaklandı.
İkincisi para kurulu ekonomi politikasına başka şekilde güven sağlamak mümkün
olmayan ortamlarda “deli gömleği” olarak tavsiye ediliyor. Buna örnek Arjantin’de
on yıl başarı ile uygulandığı durum. Yirmi yılık popülizmin yıktığı Arjantin
1991 yılından başlayarak, para kurulu ile on yıl başarılı yaşadı, ama sonra
para kurulundan çıkışı organize edemedi ve yeniden siyaset ve popülizme kurban
oldu gitti. Tabii Çin tehdidi altındaki Hong Kong da para kurulu ile ayakta
duruyor.
Üçüncü olarak ise para kurulu, bir ülke döviz kurunu enflasyonu düşürme çıpası
olarak kullanmak istediği zaman tavsiye ediliyor. Bu üçüncü tür ortam 1999 yılının
Türkiye’sinde vardı. Seçim, deprem, ekonomik çöküş, artan enflasyon, dev bütçe
açığı ve güvensiz ortam acı reçete gerektiriyordu. Bu nedenle Türkiye 2000 yılında
“gasi currency board” denen “yarım porsiyon para kurulu ve döviz çıpası” uygulamasına
geçmişti. Ama ekonominin altındaki esas sorunları göz önüne almadığı ve koalisyon
ortamında siyasete tutarlı karar alamadığımız için göçtük.
Peki Türkiye’nin bugünkü ortamında para kurulu gerekiyor mu? Ülke dışa inanılmaz
boyutta açık, ama ekonomimiz küçük bir ekonomi değil. Türkiye 1999 yılında ekonomi
politikasının GSYİH oranı olarak yüzde 20 açıkla sıfır güven taşıdığı bir ortamda
idi, bugün ise tam beş yıldır (iki yılı Derviş ve üç yılı AKP yönetiminde geçen)
çok başarılı ekonomi ve maliye politikası uygulaması var. Bu nedenle güven odukça
yüksek! Özelleştirme ve yabancı sermaye girişi de nihayet başladı. Bütçe açığında
performansımız Almanya, Fransa, İtalya, İspanya ve Portekiz ve Yunanistan’dan
iyi durumda. Borç sürdürülebilirliği artık sorgulanmıyor. Dolayısı ile güven
sorunu büyük çapta yok! Sadece faiz yüksek eleştirisi var!
Sorun ne? Cari denge açığı var. Çünkü para aşırı değerli. Aslında kur dalgalanmaya
bırakılmış. Ama dalgalanmıyor, oldukça sabit kalıyor. Bu da ihracatı kısmen
frenliyor ve kur sorununu aşmak için daha ucuz girdi ve ara malı ithalatını
artırıyor.
Peki cari açık nereden kaynaklanıyor? İthalat artış nedeni iyi analiz edilmeli.
İthalat, birincisi, kısmen kontrol dışı, yükselen petrol fiyatları nedeni ile
büyüyor. İkincisi, ülkede iki yıldır, yılda yirmi milyar dolara yakın makine
ve teçhizat ithalatı var, çünkü özellikle özel sektörde müthiş bir yatırım hamlesi
başladı. Bu da yatırım malları ithalatı kanalı ile toplam ithalatın büyümesini
körüklüyor.
Üstelik ülke içinde dedolarizasyon yani dövizden TL varlıklara dönülmesi ve
ülkeye giren portföy yatırımları, yabancı sermaye yatırımları ve şirketlerin
dışarıdan döviz borçlanması gibi aslında yapısal olgular döviz arzını iyice
azdırıyor. Döviz borcu geri ödemesi ve dış ticaret açığının yarattığı döviz
talebi ise yeterli boyutta olmadığı için kur yerinde sayıyor. Yani aşağı yukarı
üç yıldır Türkiye’de de facto sabit kur sistemi var gibi.
Bu durumda, Sayın Profesör Hanke, Türkiye’nin para kurulu denen sabit kur sistemine
neden ihtiyacı var ki? Diyebilirsiniz ki, para kurulu ortamında sisteme gelen
döviz sonucu (dedolarizasyon, portföy ve dış kredi nedeni ile) döviz karşılığı
TL yaratılırdı ve artan TL likidite de faizi aşağı düşürürdü, (ama kur sabitlendiği
için de kur yukarı oynamazdı)! Ama sonra ne olurdu? Düşen faiz, kredi, büyüme
ve bunlara bağlı olarak ithalat artışını körüklerdi! Bu da işi tersine çevirip,
bir süre sonra, TL getirip, döviz alanların arttığı bir ortam yaratırdı. Bu
da para arzını kısarak, faizi yeniden yükselterek, yeniden otomatik fren getirirdi.
Ama para kurulunun sabit kuru nedeni ile kur aşırı değerliliği değişmezdi! O
zaman neden para kuruluna geçmeliyiz ki? Cari açık ve kur problemimizi çözmezse
neden? Yoksa baştan, para kurulu öncesi, piyasa dışından bir idari devalüasyon
mu tavsiye ediliyor? Bu enflasyona ne etki ederdi?
Yarın, para kurulsuz alternatif arayacağız!