- |
|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
||||||||||
![]() Afşin Selim
İstiklâl Marşımızın 87. sene-i devriyesi adına…
48 saat içerisinde tamamlanan milli marşımız, 48 saatlik bir ömre tekâmül etmiyor muhakkak. Keza, nazariyemizde, derunî bir aşkın ifadesi olarak algılanmakta. Var oluş timsalinin ayyuka çıkması, hissiyatımızın tercümanı olma durumu bir nevi. Bugünün milyar dolarlık yazarları tarafından yazılmadığını hatırlatalım. Malûm, “ruh” işidir bu iş. Paltosuz bir adamın, bugünün nice paltolularından üstün vasıflı olduğunu bilmekteyiz zaten. Ki, kimine göre kökten dinci, gerici, yobaz bir adam tarafından yazılmıştır ki, bu serseriler, mânâsını idrak edemedikleri marşın yazarına da taarruz etmekle görevlidir. Geçelim onları. “Bastığı yeri toprak” bilenler, nasıl anlayabilir ki ıstırabımızı a efendim… İstiklâl Marşı, işgalci postalına maruz kalan biricik vatanımızın ruhundan süzülen bir milletin, karakteristik tipini remz etmekte. Hasreti güdülen de, marşı ile müsemma bir millet tasavvuru değil mi? “Garbın afakı”, kendisini yenilmez bir kibirle şartlandırmışsa da, “herkesin bir hesabı var, Allah’ın da”… Marşımız, bitap düşenlere, uyanmaları için bir manifestodur da hem… Vazgeçmişlerin, serden geçmişlerin kervanına çağrı niteliği… Sönmemesi temenni edilen bir “ocak” var ki, “son kale” hüviyetinde… “İmanım olmasaydı yazabilir miydim” diye suâl ediyor Ersoy beğ. Istırap işte! Marşımızın “milli mutabakat metni” olarak, bir milleti topyekûn bütünleştirmesi, ondaki anlam haritasının kuvvetiyle alakâlı. Bu varoluş kavgasının tâ içinden yükselen haykırış, başıboş değil. Vatanseverliğin şeytanlaştırıldığı şu günlerde, “yurdumu alçaklara uğratma sakın” ikazı, hayli titretici olsa gerek. Girizgâhın “korkma” ile başlamış olması da, toprağı ve ülkesi istila edilmiş, bir sabah işgalci postalıyla uyanmış bir millete, korkusuzluk şırıngasının temini… “Korkma” diyen bir ses… Çehresini çatan bir hilâl, Akif’e nasıl ıstırap çektirdi ise, Haktan başka bir tapınıcılığı olmamış kabul edilen bir millet için de, müşterek ıstırabı tadabilmek, ne büyük haz! Ve yine, o milletin ruhuna ve endamına zincir vurmaya kalkışan çılgının, eceli yakın bir it edâsıyla cami duvarını pisletmesi misâli hâdise. Hakkın va’dettiği günlerin çilesini çekmeden, vaat edilen güne nöbet beklemekte, o milleti milletlikten tasfiye edip, gürûhlaştırmakta heralde. “Nâ-mahrem eli” değmiş bir milletin trajedisi… Sonrası, gözyaşının kanlaşması… Halbuki, Ersoy beğ’in, “Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl” çığlığı, tasavvur edilen milletleşmiş topluluğun, eğilmek bilmezliğine namzet. İstiklâl marşı, yazıldığı dönem dahilinde, işgalciye karşı döğüşenlere hitaben yazılmış olarak kabul edilse de, mevzuunun yalnızca işgalciye reddiye bâbında olmadığı besbelli. Marşımızın nevî şahsına münhasır mısralarında yıkanan genç cumhuriyetin çocukları, Ersoy beğ’in hitabına muhatap olabilmek mecburiyetinde. Pörsümemiş bir muhayyile ile atîyi selâmlayacakları vakitlere gebe zaman! “Belki yarın, belki yarından da yakın…” Istırabını, çilesini, derdini, gamını, tasasını, endişesini ve hatta korkusunu, arşa değebilecek bir baş gayesi güderek omuzlayacak bir nesl-i atî… Yahû, rahatsızlanma bilmez, endişeyi ve korkuyu karanlık mahsenlere hapsetmiş bir zümreden, lâubali fertler peydahlanacağını bilmez misiniz? O sebeple, ıstıraba sahip çıkılmalı, endişeye ve korkuya da… Bu mefhumlara da ihtiyaç var. Ki, her biri bizatihi insan için! Kalabalığın “millet” olabilmesi, müşterek bir ıstırapla, müşterek bir mutlulukla mümkün. Dikkat: Mevzu bahis olan, kalabalık bir “kabile” değil! Marşımız öyle çetin ve çetrefilli günlerin içinden gelme ki, millet vurgusu, kâh bir ikaz, kâh bir hamle menşeinde. Sünepe bir teslimiyetin izi dahi görülemiyor; “hayâsız akın” olduğu halde… Marşımızdaki o “olağanüstü” hâli görebiliyor musunuz? Hürriyetperver bir vatan şairi olan Ersoy beğ, reddedilmiş bir esaretin müjdesini de vermekte; “yılgınlığa inat” bir hâl-i pür melâlin… İşgalci tarafından sarsılan millet bünyesini müdafaada söz konusu. Velhâsıl-ı, “Devlet-i Ebed Müddet” şiarı… Tacettin Dergâhına giden yolda, iliklerine değin Ankara ayazlı, paltosuz adamın kaleminden çıkma bu marşın, bir milletin ne idüğünü teşhir etmesi bakımından, mânidar olduğu aşikâr. Bu mânidarlık bahsi, yine o milletin mânâsını izah eder ki, anlayabilmek için, yine o mânâyı taşıyabilmek gerekli. “İstiklal marşının hitap ettiği kişi” ünvanına muhatap olabilmek temennisiyle… Afşin SELİM / info@afsinselim.net Bu makale toplam 2743 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||