| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 9 Şubat 2012, Perşembe | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Farz edelim ki Çin’de doğdunuz. Ailenin tek çocuğusunuz. Üzerinize titreyen bir anne-babanız, dedeleriniz ve büyükanneleriniz var. Hatta bazen size “küçük yaramaz imparator” diye hitap ediyorlar. Size Konfüçyanizm’in öğretilerini, özellikle de hiyerarşi ve çalışkanlığın erdemini telkin ediyorlar. Sizi okula gönderiyorlar. Çin alfabesini öğrenebilmenizin olağanüstü bir çaba gerektirdiğini fark ediyorsunuz. Çin’in odaklandığı beşeri sermaye politikalarının şekillendirdiği bir insan oluyorsunuz. Bir ziyaretçinin düzinelerce konuşmadan sonra anladığı şeyi siz çabucak kavrayıveriyorsunuz: Günümüz Çin’i, yetenek saplantısı olan bir toplum ve Çin’deki yönetici elit tıpkı NBA’deki gibi yeteneğe göre muamele ediyor; sert, acımasız ve tamamen elitist bir tutumla. Okuldaki yıllarınız ilerledikçe, iyi bir üniversiteye girebilmek için yılsonu sınavlarını başarıyla vermeniz gerektiğini görüyorsunuz. Esasında Çinli öğrenciler bin yıldan uzun bir süredir bu gibi sınavlara zaten alışıklar. Sınavlar tüm zihinsel yetenekleri ödüllendirmiyor. Bunun yerine, çok çalışma ve ezber kabiliyetini ödüllendiriyor. Ergenliğiniz bu sınavlar ekseninde geçiyor; kalabalık seminerler ve uzun süren hazırlıklar. Yılda yaklaşık 9 milyon öğrenci sınava giriyor. En iyi dereceyi alan yüzde birlik kesim elit üniversitelere girmeye hak kazanıyor. Diğerlerinin bir kısmı ise en iyi ihtimalle ikinci kalite okullara yerleşiyor. Bu talihsiz gençlerin kariyer hedefleri tamamen yok olmasa da, büyük başarı elde etme şansları büyük ölçüde azalıyor. Bu okullardaki intihar oranları yüksek; çünkü başarısız olan öğrenciler ebeveynlerini hayal kırıklığına uğrattıkları hissiyle yaşıyor. Ama eğer başardıysanız. Sınavları geçip Pekin Üniversitesi’ne girersiniz. Hocalarınıza birer tanrı gözüyle bakarsınız ve bilirsiniz ki iyi notlar aldığınız takdirde Komünist Parti’ye katılabilirsiniz. Batılılar, Komünist Parti’nin hala siyasi ideolojiyle bir şeyler yaptığını düşünüyor. Fakat siz bilirsiniz ki Çin’de zenginlik ve refah dışında hiçbir siyasi felsefe yoktur. Komünist Parti esasen devasa bir ‘Kurukafa ve Kemik Tarikatı’dır. Parti, üyelerinin birlikte zenginlik yaratmak için kullandıkları sosyal örgütlerden biridir. Hakikaten altın gibi bir çocuksunuz, çünkü üniversitede de başarılısınız. Önünüzde pek çok fırsat var. Amerikalı bir çokuluslu şirkette iş bulabilir, kapitalist maharetler kazanabilir ve geri dönüp bir girişimci haline gelebilirsiniz. Ancak siz daha risksiz olan ve size (el altından) zengin olma şansı da veren kamu sektörüne girip ulusa hizmet etmeye karar verdiniz. Aslında hangi seçimi yaptığınızın fazla bir önemi yok. Çünkü ister özel sektörde, ister kamu sektöründe olun, aynı corpocracy’nin üyesisiniz [corpocracy, “corporate” ve “bureaucracy” kelimelerinin birleşimiyle “şirket bürokrasisi” anlamında kullanılmaktadır]. Batıda, hükümet ve iş dünyasının elitleri arasında bir gerilim vardır. Çin’de ise bu elitler aynı sosyal dokunun parçalarıdır ve karşılıklı zenginleşme için iş birliği yapmışlardır. Hayatınız bu corpocracy tarafından idare ediliyor. Takım çalışmasına çok değer veriliyor. Gerçekte ideolojik bir rakibiniz yok, ama farklı sosyal örgütler güç ve refah için birbirleriyle rekabet ediyor. Ve sistem yeteneği ödüllendiriyor. Şaşırtıcı biçimde, Organizasyon Departmanı isimli kurum idari yeteneklerini ispatlayan insanları seçiyor. Çok çalışıyorsunuz. Eyaletlerin yönetimine yardımcı oluyorsunuz. Çelik veya iletişim sektöründe hizmet veren devlete bağlı bir şirkette yönetici olarak çalışıyorsunuz. Basamakları hızla çıkıyorsunuz. Amerikalılarla konuştuğunuzda, tüm tuhaf fikirlerinin Çin komünizmiyle ilgili olduğunu görüyorsunuz. Çin’in artık komünist bir ülke olmadığını anlatmaya çalışıyorsunuz. Ülke artık farklı bir sisteme sahip: Meritokratik Paternalizm. Durumu şaka yoluyla anlatıyorsunuz: Amerika’nın en iyi sekiz üniversitesinin oluşturduğu Ivy League’in Komünist Parti merkezi yapısının idaresini eline aldığını ve partinin ismini değiştirmemeye karar verdiğini farz edin. Harvard Mezunları Birliği’nin ordusunun olduğunu düşünün. Amerikalı dostlarınıza bunun bir yetenekler hükümeti olduğunu söylüyorsunuz. Bu hükümet toplumu bir babanın aileyi akıllıca yönettiği gibi yönetiyor. Vatandaşlarla bazı istişarelerde bulunuyor, ama daha çok koruyucu sınıf kendileri için neyin daha iyi olduğuna karar veriyor. Meritokratik devlet yapısı rakip güç merkezlerini kendi bünyesine katıyor. Önceleri ekonomik büyüme bağımsız bir orta sınıf yaratacak gibi gözüküyordu, fakat şimdi açıkça görüldüğü gibi toplumun müreffeh kesimi de devlet merkezli yapının içerisine çekiliyor. Bir zamanlar demokrasi için kulis faaliyetlerinde bulunan öğrenciler vardı, fakat şimdi onlar da ekonomik özgürlük ve fırsatlardan memnun gözüküyor. Bürokrasi artık eskisi gibi değil. Üyeleri Çin’in zafiyetlerini çabucak kabulleniyor ve modernleşme adına birtakım reformları benimsiyor. Reformlar asla politik düzene karşı olamıyor. Toplumun büyük kısmının paternalizmin iyi olanı getirdiği telkiniyle eğitildiğine inanıyorsunuz. Çin bir patlama yaşıyor. Yüz milyonlarca insan yoksulluk sınırının üstüne çıkıyor. Şangay’da tüm Amerikalı mukabillerinden daha zengin olan alışveriş merkezleri bulunuyor. İş merkezleri hızla yükseliyor ve yollar Audi’lerle doluyor. Bu seçkinler sınıfının başardıklarıyla gurur duyuyor ve Çin’i modernleşmenin bir sonraki safhasına (yani üretim ekonomisinden hizmet ekonomisine) taşımasını bekliyorsunuz. Ama zihninizin bir köşesinde tereddüt yaşıyorsunuz: Belki de yukarıdan aşağıya planlanmış ve hafıza yeteneğine dayalı bir elit kesimin, üyeleri ne kadar parlak olursa olsun, esnek ve yenilikçi bir bilgi ekonomisi yaratması imkânsızdır. Bu, gecenin bir yarısı aklınızı kurcalamasından hiç de hoşlanmadığınız bir düşünce. (NYT, 4 Aralık 2007, The Dictatorship of Talent) Kaynak: ekopolitik.orgBu makale 2,404 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |