- |
|
Çok Okunanlar
|
|
||||||||||
![]() Dr. Aliye Çınar
'Güvercin gerdanlığı' ve aşk
Üzerindeki giysilerin düğmelerini çözmedikçe, ayrılık düğmelerini çözmeyeceksin... İbn Hazm İbn Hazm’ın seven ve sevilenlere dair enfes aşk anlatısı kitabı, insanın ruhunu bütün çıplaklığıyla ortaya koyarken, oryantalistlerin Doğu’da beşeri aşk yoktur düşüncesine iyi bir meydan okumadır. Çünkü kitapta beşeri ve ilahi aşk ayrımı yoktur. Ruhun gücüne demir atmak sevgiyle mümkündür. Bunun için de objenin şu ya da bu olması önemli değildir. Hatta beşeri aşkı yaşayan seven, sevgilisi giderken onu gönlünde parlarken bulur. Dolayısıyla vuslat sevginin gücüne ulaşmaktır. İbn Hazm’a göre, Leyla ile Mevla sevgisi birbirinden çok farklı değildir. Güvercin Gerdanlığı, güvercinlerin boynunda bulunan halka biçimindeki tüyler, klâsik İslâm edebiyatında, boyna geçen ve ölünceye kadar çıkmayan 'aşk zinciri' sembolü olarak birçok şair tarafından kullanılmıştır. Kelimeyi yakından yokladığımızda, boyna geçmesi bütünlüğü ve tamamlanmayı temsil ederken, zincir de bir yanda aşkta ben’in kendine köle oluşunu öte yandan da bu kölelik sayesinde ruhun azad oluşunu sembolize eder. Boyundaki halka biçimindeki tüylerin güvercini ayırt edici kılması gibi, aşk da insan ruhu için farklılaştırıcı bir özelliği haizdir. Endülüs Emevi hilafetinin çöküş döneminin en velût şairi olan İbn Hazm, aristokrat bir ailenin çocuğu olarak, geniş imkânlar içinde çocuk denebilecek yaşta şiirler söylemiştir. Özellikle gençlik aşkı Nu’m için gazeller söylemiş, onu hayatının baharında kaybetmesi üzerine de mersiyeler yazmıştır. Dolayısıyla Tavkü'l-Hamame (Güvercin Gerdanlığı), canlı, diri, özgün ve kişiseldir. İbn Hazm, Güvercin Gerdanlığı’nı dört ana bölüme ayırdıktan sonra, alt bölümlerle birlikte, aşkı otuz başlık altında inceler. İlkin, aşkın kaynakları ve belirtilerini işler. Burada her istenilen anda gönülde yanmayan aşk ateşinin, “yavaş yavaş gelişimini, uzun bir sıkı içtenlik sonucu doğuşunu ve sağlam temeller üzerine oluşumunu” ele alır. Daha sonra İbn Hazm, aşkın arazlarını, iyi ya da kötü yanlarını anlatmaktadır. Aşkın arazlarını ise o, şöyle tasvir eder: Yardımsever dost, birlik, sır saklama, sır söyleme, itaat, muhalefet; sonra herhangi bir şeyi sevip artık başka hiçbir şeyi sevmeyecek aşık, arzuların ılımlaştırılması, sadakat, ihanet, bitkinlik, hastalık ve son olarak ölüm. Üçüncü bölümde ise o, aşka içerden gelen belâ ve âfetleri analiz eder. Eleştirmeci, gözetleyici, gizli-kötü haberci, kaçınma, ayrılık ve unutma. Bu altı bölümde iki bölüm var ki, öncekiler arasında karşıtları mevcuttur. Bunlardan biri eleştirmeci, karşıtı yardımsever dost: öteki kaçınma, karşıtı birliktir. Diğer dördünün ise, aşkın cilveleri arasında karşıtı yoktur. Bunlar gözetleyici, ve gizli-kötü habercidir. Bunların ortadan kaldırılmalarından başka karşıtları yoktur. Herkes bilir ki, karşıt ortaya çıkınca, önceki ortadan kaybolur. Sonra, ayrılık; karşıtı sevgililerin komşu olmasıdır. Daha sonra da unutma; karşıtı, aşkın ta kendisidir. Çünkü unutma demek gerçekten aşkın yitmesi ve yok olması demektir. Son bölümde ise günahın çirkinliğine, iffete, cinsel eğilimlerde insanın kendini tutmasına işaret edilir. a) İbn Hazm’da Aşkın Doğuşu Aşk sayesinde insan, kendine çakılı kalmaktan kurtulur ve sevgili onun varlığını fark ettirerek hayatın olanca ağırlığını taşımaktan kurtulur; hayat onu devindirmeye başlar. Kişinin kendine çakılı kalmasından azad olmasının tek yolu insan olduğunu fark ettirici umut ve sevgi iksirinden pay almasıdır. Mevlâna’nın ifadesiyle, âdeta balığın boğazına oltanın takılıp onun kirli kanını yavaş yavaş çekmesi gibi, mâşuk da aşığın benliğinin şişkinliklerini, narsizmini, dünyanın olanca ağırlığını kaldırarak, kendine tutuklu kalmaktan kurtarır. Bu anlamda aşk, kendi hapishanesinde mahkum insanın zincirlerini çözer. Bunun içindir ki, İbn Hazm, bütün acılarıyla birlikte aşkın ümit kapısı olduğunu söyler: Bana verdiğin acıdan zevk alıyorum ey ümit kapım, Hayır, hayır senden asla yüz çeviremem. Aşkın başlaması, ruha açılan pencereyle mümkündür. Göz ruha açılan büyük bir pencere olduğu için aşkın ilk belirtisi sevgiliyi gözlemektir. Gönül tercümanıdır göz. Sevgili nere giderse âşık onunla beraberdir. Âdeta gözbebeğidir sevgili, onunla görecektir âşık. İbn Arabi’nin, Hak nazarında insanı yüzüğün kaşı olarak konumlaması gibi İbn Hazm da, mâşuku yüzüğün kaşı olarak görür: “Durmadan dönen gök kubbesi bir yüzük halkası olmuş! İçinde ne varsa kapsıyor. Sense o yüzüğün kaşı.” Bir kez ruhunun eşini gören ondan ayrı kalmak istemez. Çünkü onu göklere yükseltecek merdivendir, sevgili: Göğe ulaşmak mümkün müdür öyleyse? desen bana, evet, diye cevap verirdim. Çünkü göğe çıkmak için merdivenin nerede olduğunu biliyorum. Dünya sevgilinin yörüngesinde dönmektedir. Aşığın hayatı büsbütün değişmiştir. Feda edemeyeceği bir şey yoktur. Geceler yâri olmuştur adeta. Gözyaşı merhemi. Bütün bunlarla birlikte aşık hep şüphe içinde olduğu için sevgilisini üzebilir bile. Karşıt duygular içindedir. Bu belirtileri ardı ardına sıralamak mümkündür. Ancak her halükarda ruh, kendini bulma sürecinde onu zorlu bir yolculuk beklemektedir. Ruhun bir değişim geçirdiğini dışardan gözlemlenebileceğini söyleyen İbn Hazm, aşık kişi normalken, yüz çizgilerinin belirttiği aşırı donukluğun, benlikten geçerek kendi olma serencamının, doğmanın ızdırabının dışa vurumu olduğunu hatırlatır. Aşık şaşkındır, hayreti cismine böyle yansımaktadır. Çektiği acı da doğaldır. Çünkü “sevgili âşığın ne dengi, ne de benzeridir; dolayısıyla ona karşı misillemede bulunmaz ve eziyetine katlanır” Yine “aşkta aşağılanmak hiç de kusur değildir; en kibirli insan dahi aşka boyun eğer....Sevgili sevenin ne dengi ne benzeridir; öyleyse bu durumda sabretmek hiç de aşağılanmak değildir.” Benliğin törpülenmesindeki mekanizmayı çözmek kesinlikle zor değildir. İnsanın kendini oldukça üstün gören benliği, aşık olunca sevgili önünde eğilmektedir. Zira ona aşık olmasının sebebi de onu biricik olarak algılaması ve bu biricik aynada kendini görebilmesidir. Eğer sevgili olmazsa karanlıkta kalacak ve kendini görmeyecektir. Dolayısıyla o, varını yoğunu vermeye hazırdır. Başka türlü feragat edemeyen benlik, sevgili önünde âmadedir. İnsanın ‘sen’likten ya da ‘ben’likten geçmesi de sadece böyle mümkündür. Ölümü göze alabilmektir aşk. “Ölümden daha güçlü olan şey, bize ölümü göze aldıran şeydir.” b) Aşkın Yükselişi ve Tezahürü Aşk ateşi yürekte uyandıktan sonra farklı arazlarla büyümeye başlayan aşkın en tatlı görünüşü sevgiliye kavuşmadır. Şafaktan doğan bir mutluluktur. Zira sevgili bir dayanaktır. Onunla dünyayı sırtlanacak gücü kendinde hisseder âşık. Kavuşmanın tarifi imkansız hazzı, özellikle de sevgili uzun bir süre âşığın aşk ateşinin yanmasını, umut ateşinin alevlenmesini engellediği zaman daha çok geçerlidir. Âşık için hiç bir güzellik sevgiliye kavuşmaktan daha fevkalâde olamaz. Gönülleri şaşkına çeviren, zekâları durduran bir andır buluşma. “Tehlikeye rağmen, onu öyle bir öptüm ki, ne kadar yaşasam, o anı hiç unutamam ve ömrümün tümüne bedel sayarım” diyen İbn Hazm, ruhundaki bütünleşmeyi sevgiliyle sağladığı için, ‘o an’, eksik olan bir ömürden daha önemlidir. Hatta sevgilinin kendindeki eksiği tamamlayışını daha çarpıcı olarak şöyle tasvir eder: İstedim ki yüreğimi bir bıçakla yarıp açsınlar ve seni oraya yerleştirsinler, sonra da göğsümü kapatıp diksinler. Böylece sen kesinlikle orada olasın; diriliş gününe kadar, başka yerde değil, orada kalasın. c) Güvercin Gerdanlığı’ndan Günümüze Üç Mesaj Ülfet, bağlılık, sevgi ve aşkın ruhsal tezahürlerinin en ince ayrıntılarıyla işlendiği Güvercin Gerdanlığı’ndan günümüz için çıkarabileceğimiz üç mesaj vardır. İlki, özellikle oryantalistelerin Müslüman’ların beşeri aşkı atlayıp ilahi aşka yoğunlaştıkları tarzındaki ithamlarına oldukça iyi bir meydan okumadır, Güvercin Gerdanlığı. Çünkü eserde beşeri ve ilahi aşk ayrımının bile önemsiz olduğu vurgulanmaktadır. Ruhun asıl kökenine demir atması ve ruhun uyanması için aşk vazgeçilmez bir ocaktır. İkinci mesaj, bugün gurur ve hüzünle yâd edilen bir Endülüs’ten söz ediyorsak ve bu medeniyetin bir çocuğu olan İbn Hazm’ın Güvercin Gerdanlığı’ndan övgüyle bahsediyorsak, insanın bütün potansiyellerinin çiçek açmasına imkan verildiğine, dahası insan olması bakımından kadın ve erkeğin aynı donanımda yetiştirildiğine tanık olmaktayız. Zira İbn Hazm’ın aşk hikâyelerindeki kadın profilleri sadece fiziki bakımdan güzel olmayıp, aynı zamanda ruhsal bakımdan da eğitilmiş, terbiye edilmiş kadınlardır. Kurtuba’nın doğumu şüphesiz kadın ve erkeğin zirvede buluşmasıyla doğmuştur. Tek kanatla uçmak mümkün olmayacağına göre, günümüz Müslümanlarının da kadının konumunu gözden geçirmeleri gerekmektedir. Şüphesiz eğitim, nominal bir diplomanın ötesine geçtiği zaman anlamı gerçekleşmiş olacaktır. Üçüncü önemli mesaj, bir edebiyat metni olarak okuduğumuz Güvercin Gerdanlığı, psikolojiden ahlaka, hukuktan antropolojiye, kültürden dil bilimlerine varıncaya kadar geniş bir alanı kendinde barındırmaktadır. Şimdilerde interdisipliner çalışmanın önemini İbn Hazm çok önceden kavramıştır. Meseleye yukarıdan ve bütüncül olarak bakabilmek için fotoğrafın bütününü bilmek gerekmektedir. İşte tam da burada aşkın önemi ortaya çıkmaktadır. Ülfet ve aşk, bir boyut kazanma ve ruhun derinleşme hamlesidir. Hayattan kopuk kişi, bu zenginliklerden mahrum kalacaktır. Son olarak belirtmemiz gereken husus, biz yazıda aşk ifadesini kullansak da, İbn Hazm’da ülfet aşktan daha derin, kalıcı ve kuşatıcıdır… Not: Bu yazı, İbn Hazm Sempozyumunda (2007, Bursa) tarafımızdan sunulan, İbn Hazm’da Ülfet, başlıklı bir bildiriden alınmıştır. aliyecinar@gmail.com Bu makale toplam 2540 defa okunmuştur.
|
RÖPORTAJ
|
||||||||||
|
||||