ANKARA/ Siyaset, Ekonomi, Toplum Araştırmaları (SETA) Vakfı tarafından açıklanan Lübnan Raporu, Türkiye’nin Ortadoğu politikasına ilişkin önerilerle gündeme geldi. Talha Köse’nin hazırladığı raporda, Lübnan’ın tarihi, sosyo-politik ve demografik yapısı ile özellikle son İsrail saldırısının ardından aktörler ve pozisyonlar ele alınıyor. Türkiye kamuoyunda da uzun süre tartışıldıktan sonra 5 Eylül 2006’da asker gönderilmesine karar verilen Lübnan’daki BM Barış Gücü misyonu ise çatışma çözümü perspektifine katkıda bulunacak bir yapı olarak değerlendiriliyor.
Hükümet, İşi Oldu-Bittiye Getirmemeli
Lübnan Raporu’na göre, Türkiye’de Ortadoğu konusunda çeşitli kesimlerin öne çıkardığı 4 ayrı politika tarzı bulunuyor: Daha çok Soğuk Savaş dönemine özgü olan “Amerikan merkezli” yaklaşım, pasif “izolasyonist” yaklaşım, hayalci “müdahaleci” yaklaşım ve katılımcı “pro-aktif” yaklaşım. Araştırmacı Talha Köse’nin mevcut şartlarda en gerçekçi yaklaşım olarak değerlendirdiği pro-aktif dış politika yaklaşımının gereği olarak Türkiye, bölgeye istikrar getirmek istiyorsa, hem büyük güçlerle çatışmaktan kaçınmalı, hem de bölgenin diğer aktörleriyle yapıcı ilişkiler geliştirmeli. Bölgede Türk askerinin bulunmasının Türkiye’nin uluslararası saygınlığına olumlu katkıları olacağını savunan Köse, hükümetin özellikle asker gönderme gibi hassas konularda karar verirken işi oldu-bittiye getirmemesi gerektiğini de söylüyor.
Barış Gücü Filistin’i de İçine Almalı
Ancak raporda göze çarpan ve tartışma doğurabilecek en önemli ayrıntı, Barış Gücü’nün kapsamının genişletilmesini konu alıyor. Köse’ye göre, 5 Eylül tezkeresi geçtikten sonra Türkiye’nin Barış Gücü’nün kapsamı ve işleyişi ile ilgili şartları müzakere etme imkânı arttı. Bu durumda Türkiye, bölgesel barış ve istikrar için Filistin’i ve özellikle Gazze bölgesini de kapsayan geniş bir paket önermeli ve gerekirse Türk askeri de bu misyonun içinde yer almalı.