|
Çok Okunanlar
Basından Seçki
|
|
|||||||||||
|
KURT MU KANGAL MI TARTIŞMASINA DEVAM
![]()
11 Temmuz 2006 10:14
Mümtaz'er Türköne daha önce iki kez değindiği "Türklerin Bozkurt diye bir sembolu olamaz" yönündeki görüşlerine gelen eleştirileri yanıtladı.
12.06.06 - Mümtaz’er
Türköne cevap mektubunda bakın neler diyor? Zaman Gazetesi'nde "Atabeyler ve Ergenekon" başlıklı bir yazı yazdım (6.6.2006). Aynı yazıyı şerh etmek üzere "Türk Kanı ve Kangal" başlıklı ikinci bir makale yayımladım. Yeniçağ Gazetesi'nin yansıttığı şekilde yoğun tepkiler aldım. Niyetim kimseye, hele -hâşâ- kendi milletime hakaret etmek değildi. Yapılan eleştirileri yerli veya yersiz bulmak; kale almak veya almamak da haddim değil. Kişisel bir savunmaya da ihtiyacım yok. Okumak, okuduğunu anlamak, farklı bir fikre anlama çabası ile yaklaşmak bir meziyet. Önemli olan tartışmalardan bu ülke için sadre şifa sonuçlar çıkması. Yeniçağ'ın kudretli ve bilgili, keskin kalemli köşe yazarlanna minnetimi ifade etmeliyim. Hiç olmazsa yazdıklarını kayda değer bulmuşlar. Her biri değerli ve saygıdeğer insanlar. Durmuş Hocaoğlu, totaliter düşüncelere hevesli gençlerin mutlaka elini öpmesi ve feyiz alması gereken mübarek bir adam. Özcan Yeniçeri, eski günlerin suyu hürmetine muhabbetimin azalmayacağı, ciddiye aldığım bir kalem erbabı. İsrafil Kumbasar'ı tanımıyorum; arada sırada sürçse de keskin ve cevval bir kalemi var. Orhan Kavuncu vasıtasıyla bana ders veren sevgili Ümit Özdağ'ı da, yanlış yere dükkan açmış olsa da, memleketimiz için seviyeli bir dikta heveslisi olarak hesaba katmak gerekir. Sonuçta, bu tartışmanın zemini Yeniçağ Gazetesi oldu. Bu yüzden önceliği Yeniçağ'a veriyorum. Türklerin gerçekten Bozkurt diye bir sembolü var mı? Uyanmak ve gerçek dünyaya adım atmak istiyorsanız, buyrun cevabını verin. Tarih bilinci olmayan, hiç olmazsa ana hatlarıyla kendi tarihini bilmeyen bir adamdan milliyetçi olur mu? TÜRK MİLLETİ İLE KURDU BİRLEŞTİREN EFSANELER SAFSATADIR "Türk milleti ile kurdu bütünleştiren efsanelerin tamamı safsatadır. Hiçbirinin bilimsel değeri yoktur" demistim ve "Tarih içinde Türk boylan koyunu, keçiyi, hatta kartalı (Selçuklulann çift başlı kartalı) sembol olarak benimsemiştir; ama kurda dair kanıtlanmış bir iz yoktur " diye eklemiştim. Efsane safsata olur mu? "Efsane adı üzerinde efsanedir; elbette bilimsel değeri olmaz" şeklindeki eleştirilerin hepsi haklı. Erlik Han'ın kaz kılığında dolaştığı 'Yaratılış" efsanesi, kalan son Oğuz'un kollannın bacaklarının kesilmesi, sonra bir dişi kurdun ondan hamile kalmasını anlatan "Türeyiş" efsanesi ve dar zamanlardan kurtuluşu anlatan ve Ergenekon adıyla bilinen "Çıkış" efsanesinin anlattıkları, bunların hepsi adı üzerinde efsanedir. Anlatılanların gerçekten olup olmadığı kimsenin aklına gelmez. Efsaneler metaforik anlatımlar olarak toplumun paylaştığı bir ortaklığı hatırlatırlar. Bir kurt ile kollan bacaklan kesilmiş bir erkeğin soyundan gelen insanlardan olmak; elbette bilimsel olarak irdelenecek bir şey değil. Roma'yı kuran Romus ve Romulus'un bir Kurt tarafından emzirilmesi gibi. ERGENEKON EFSANESİ SADECE ÇİN KAYNAKLARINDA VAR Söz konusu ettiğim şey daha basit ve yalın bir şey: Türklere ait böyle bir
efsanenin mevcudiyetini nereden öğrendik? Böyle bir efsane uzun bir geçmişten
sıyrılarak bizlere nasıl ulaştı? Gerçekten böyle bir efsane var mıydı? Yoksa
bir asır önce, 5000 yıllık Türk tarihi tezi ile birlikte bu efsaneyi birileri
bir yerlerden mi aşırdı veya icat etti? Kaynaklann tamamı bu efsanelerin Çin
almanaklarından alındığını tekrarlarlar. Ciddî kaynaklar, bu efsanelerin değişik
versiyonlarını nakleder. Ancak hiçbir kaynakta, bu efsanelerin Türklere ait
olduğuna dair sarih bir bilgi yer almaz. Biraz tarih metodu bilenlerin kavrayacağı
gibi, Çin kaynaklarında geçen bu efsanelerin hepsi kabilelere aittir. Kabilelerin
temel toplumsal birim olduğu bir dünyada, başka türlüsü de düşünülemez. TÜRKLER KURTTAN NEFRET EDER Kurt göçebenin tek serveti olan sürülerin, özellikle küçük baş hayvanlann en büyük düşmanıdır. Sürüye girdiği zaman sadece karnını doyurabileceği bir tek koyunla yetinmez. Önüne gelen koyunu boğazlar. Bu yüzden tarihimiz boyunca göçebe Türk toplumlarının -diğer bütün göçebe toplumlar gibi- en çok nefret ettiği yaratık kurt olmuştur. SÖZLÜ EFSANELER ARASINDA DA BOZKURT YOK Efsanelerin tarihin derinlerinden bugüne ulaşabileceği iki vasıta vardır. Birincisi yazılı kaynaktır; ikincisi sözlü kültürdür. Yazılı kaynak olarak bu efsanelere dair sadece Çinlilerin almanaklarından bahsettik. Yaşayan sözlü kültüre gelince: Anadolu'nun hiçbir yerinde farklı Oğuz boyları arasında kurda dair bir efsanenin en küçük bir izine rastlayamazsınız. Tersine her yerde kurt nefret edilen bir ortak paydayı temsil eder. Hatta anonim ata-sözlerimizde ve deyimlerimizde bile kurda dair olumlu bir ize rastlanmaz. Kurdun sembolize ettiği insanî nitelikler beş aşağı beş yukarı aynıdır: Vahşet, kıyıcılık, bencillik, yabanîlik vs. Şöyle söyleriz: " Kurt gibi açım", "Kurt gibi saldırdı", "Kurtlar sofrası", "Kurt dumanlı havayı sever", Kemal Tahir'in Kurt Kanunu romanında hatırlattığı gibi: "Kurtlukta düşeni yemek kanundur" Kurtları bütün doğallığı içinde tasvir eden ve köpeklerle olan ilişkisini anlatan Jack London'ın "Kurt Kanı" romanını, merak edenlere tavsiye edebilirim. DEVLETLETİN İSMİNDE HEP KOYUN VARDIR Türklerin tarih içinden bugüne naklettikleri, totem niteliği taşıyan hayvanlar vardır. Bunlar geçimlerini temin ettikleri için çok değerli olan koyun ve keçi gibi hayvanlardır. İslâmiyet öncesi Türk adetleri ile sonrası arasındaki bağ, Ahlat'taki mezarlarda görüldüğü üzere "koçbaşı" ile kurulmaktadır. Akkoyunlular, Karakoyunlular, Karakeçililer ve Sarıkeçililer gibi devlet ve aşiret isimleri, bu geleneğin somut karşılıklarıdır. Biz tarih boyunca kendimize "Türk" demedik; "Oğuz" dedik. Her toplum, ilk atasına nisbetle isim alır. Bizim atamızın adı Oğuz'dur. Bu satırların yazarının, ilk atasına nisbetle kendi oğluna koyduğu Oğuz isminin de doğrudan bir hayvan ismi olduğunu sadece belirterek geçelim. KURT SEMBOLUÜ 1910'DA İCAT EDİLDİ Kurt, milletimize, toplumumuza yabancı bir figürdür. Bırakın farklı etnik toplumları,
Kurt Türklerin de millî sembolü değildir. Kurt 1910'larda icat edilmiş ve akabinde
Türk Ocakları'nın, çok sonraları da Ülkü Ocakları'nın sembolü olmuştur. Kurt
millî bir sembol değildir; olsa olsa bir siyasî görüşün simgesidir. Kurt Yerine Kangal Kimsenin siyasî figürü ile, idolü ile, kutsalı ile kavgamız olamaz. Ben sadece kurdun temsil ettiği siyasî karşılığı teşhir etmeye çalışıyorum. Bu karşılığın tehlikelerine işaret ediyorum. Kurt ile kendisi arasında bir benzerlik kuranlar, kurdun lider özelliklerini sıralıyorlar. Doğrudur. Her kurt sürüsünde bir reis bulunur. Avı planlayan, sürüye liderlik eden odur. Organize bir şekilde ava saldınrlar ve kurtlar sürü halinde yaşarlar. Özgürlüğüne düşkün, başına buyruk hayvanlardır. Tek eşlilik esastır; baba anne ile birlikte çocukların yetiştirilmesinden sorumludur. Yani aile hayatları vardır. Hayvanlar âleminde çok az rastlanan ensest yasağı, yani birinci derece kan bağı olanlarla ilişki yasağı kurtlarda mevcuttur. Ancak Kurdun bir toplumun değil, bir liderin özelikleri olarak ön plana çıkartıldığını
ve benimsendiğini fark etmemiz gerekir. Türk milleti bozkurt değildir; sadece
siyasî liderler veya topluma öncülük edenler bozkurt olabilir. Sadece kurtancılar
kurt olabilir. Benim itirazım da bunadır. Asaletimiz kanla olmaz, yaşadıklarımız ve yaşattıklanmızla yeni tarihimizle
olur. Irkçılığa getirdiğim "Türk kanı taşıyan Kangal" ironisini pek
kimse anlamamış. Tekrarlıyorum Özcan yeniçeri. .. Türk kanı diye ayrı bir kan
cinsi yok. Bu topraklarda saf ırk ararsanız Kangal köpeğini bulabilirsiniz.
Kangal'ın saf ırk olmasının sebebi de, kendi cinsi dışındakilerle çiftleşme-mesidir.
Kangal bu topraklarda yaşanan tarihi, asil ve güçlü duruşuyla bizi özetlemektedir. KANGAL "İT" DİYE AŞAĞILANAMAZ Kurdun özelliklerinin tamamına sahip, ilave olağanüstü özellikleri olan Türk Çoban Köğeği olan Kangal, ayrıca Kurtla baş edebilen tek köpektir. Bana gelen itirazlarda beni en çok üzen, Kangal'ın bir "köpek" veya "it" diyerek aşağılanması oldu. Bilmeyenler için Kangal'ın özelliklerini tekrarlayalım: Kangal aile ferdiyle çiftleşmez. Kangal tevekkül sahibi bir yaratık olarak hiçbir yaratıktan korkmaz. Eşiyle müthiş bir dayanışma içindedir, yavrularına karşı müşfiktir. Cesareti yanında akıl dolu taktik ve strateji ustasıdır. Hızlı olan dişi kaçan kurda yetişip önünü keser, arkadan gelen erkek Kangal, güçlü göğüs darbesiyle kurdun belini kırar. Azla yetinir, kanaatkardır. Şımartılmayı, okşanmayı sevmez, saygı bekler, sahibine saygı duyar. Kangal oyun köpeği olmayı reddeder. Tam anlamıyla bir görev köpeğidir. Kendisine verilen her görevi canı pahasına yerine getirir.(Bu bilgiler derli toplu olarak Levent Mayatürk'e aittir.) Kangal'ı bir bahçenin kenarında, bir sürünün yanında tembel tembel yatarken görebilirsiniz. Hamile kadınlara ve çocuklara karşı çok müşfik davranır, ama birinin niyetinden şüphe ettiği zaman ok gibi yerinden fırlar ve bir canavara dönüşür. Kurt ile Kangal arasında yaptığım karşılaştırmanın, Kurt yerine Kangal'ı önermemin bir sebebi vardı. Bu ülkeyi içerde ve dışanda koruyanların, iç ve dış güvenliğini sağlayanların benzemesi gereken yaratık Kurt değil, Kangal olmalıdır. Türkiye'nin kurtluğa özenen, puslu hava arayan çetelere değil, milletine ve devletine bir Kangal gibi sadık, fedakar ve cefakar koruyuculara ihtiyacı var. Ulusalcılık, bu topraklara yabancı bir milliyetçilik türüdür. Milletine saygı gösteren bir milliyetçi faşist olamaz. Irkçılığın kapısını sonuna kadar aralayan, milletine saygısız; totaliter bir ideolojiyi, kendi dar ve sığ dünyasını millete zorla kabul ettirmek isteyenleri millet adına milliyetçilerin mahkum etmesi gerekir. Elinde silah olanların ülkeyi yönetme hakkından bahsedenler milliyetçi olamaz. Diktadan, hiyerarşik bir toplumdan yana olanlar milliyetçi olamaz. Hukuksuzluğu, düşmanlığı, kan ırkçılığı yaparak kan deryasını davet eden çetecilik de bu damarlardan besleniyor. Ulusalcılığı, dışandaki merkezlerin hesabını gören taşeronlar olarak teşhis ve teşhir etmemiz gerekir. Yoğun olarak bilgi ve fikir kirliliği yaşıyoruz. Birileri güç savaşı sürdürüyor,-taraftar bulmak için kutsallanmızı kullanıyor. Birileri dışardan elini uzatıp içeriyi kanştırrnak istiyor. Düşmanlığı, kini nefreti kışkırtıyor. Harareti yükselen, aklın ve mantığın buharlaşıp uçtuğu tartışmalann uzağında doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etmeye yarayacak sağlam kriterler var. Kavga arayanlar, düşmanlığı kışkırtanlar iyi niyetli değiller. 70 milyonun içine ne şekilde olursa olsun nifak sokanlar başkalanna hizmet ederler. Türkiye'nin ekonomik, sosyal, siyasî istikrarını bozmaya çalışanlar bu millete ihanet içindeler. Sözü, ortada olan, somut bir ölçü koyarak bitirelim. Geçtiğimiz Cumartesi günü İstanbul'da 4. Türkçe Olimpiyatları yapıldı. Bu olimpiyatlara, 84 ülkeden 355 öğrenci katıldı. Bu çabalar Türkçeyi bir dünya dili haline getirmek içindi. İşte milliyetçilik budur. Milliyetçilik böyle yapılır. Bu çabalar, Türkiye'nin emperyal vizyonudur. İşte size sağlam bir ölçü: Bu çabayı gösterenlere engel olanlar ve kem söz söyleyenler milliyetçi olamaz.
Mümtazer Türköne/ Kırmızı Çizgi
Bu haber toplam 6095 defa okunmuştur.
|
||||||||||||
|
||||