| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 17 Mayıs 2012, Perşembe | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
Ferhat Açıl - Özgün Duruş 16 Mart’tan bu yana gösterilerin devam ettiği Suriye’de, devlet başkanı Beşar Esad halkın özgürlük taleplerini kanla bastırmaya devam ediyor. İki ay sonra Şam Üniversitesinde 70 dakikalık konuşma yapan Esad, muhalifleri mikroba benzetti ve bunların temizleneceğini söyledi. Esad’ın zulmümden kaçan yaklaşık 11 bin kişi ise Türkiye’ye sığınmış durumda. Esad, yaptığı konuşmada bunlara da seslenerek geri dön çağrısı yaptı. Ancak halk korku ve panik içerisinde. Geri döndüklerinde hapsedileceklerini veya öldürüleceklerini söylüyorlar. Suriye’de yaşanan son gelişmeleri İHH Yönetim Kurulu üyesi Osman Atalay’la konuştuk. Suriye lideri Esad bir konuşma yaptı. Konuşmada gösterileri bir grup sabotajcının işi olduğunu söyledi. Ayrıca muhalifleri mikroplar olarak niteledi. Esad’ın bu sözleri ve genel anlamda konuşmasını nasıl değerlendirmek gerekir? Suriye Lideri Beşşar Esad, 15 Mart tarihinde bir konuşma yapmıştı. Suriye halkı ve dünyanın merakla beklediği konuşmada, barışçıl gösteri yapanları “mikroplar” olarak adlandırmıştı. Esad, 16 Nisan’daki ikinci konuşmasında ayaklananlara da “sabotajcılar” demişti. “Bunlar sabotajcı, bunlar dış dünyadan destek alıyorlar. İçlerine Filistinli gruplar var, selefiler var. Batının desteklediği ajanlar var” diyerek göstericileri suçlamıştı. Esad’ın, 20 Haziran’da Şam Üniversitesi’nde yaptığı konuşma da tamamen bir hayal kırıklığı yarattı. Diğer konuşmaları gibi çok da farklı bir şey söylemedi. Bu konuşmasında da “Bu işleri yapanlar genellikle dış kaynaklı insanlardan etkilenen entelektüel radikal aydınlar” dedi. “İçerde ve dışarıda radikal aydınlar, hainler var” dedi. “Halk beni seviyor, bu kadar problemin olduğunu gerçekten bilmiyordum. Yurt dışında insanların rahatlıkla konsolosluğa gidemediğini bilmiyordum” dedi. Esad, konuşmasında 63 bin tane aranan silahlı kişinin olduğunu ve bunların bulunmadığını söylüyor. Aslında konuşmasının içerisinde pek de önemli bir şey yok. Esad’ın konuşmasından birkaç saat sonra göstericiler, Esad’a verdikleri cevapta, “Suriye halkı için boş bir konuşma…” dediler. Aynı şekilde bu konuşma Türkiye, İslam Dünyası ve Batı için de merakla beklenen bir konuşmaydı. Dünyada ve Türkiye’de yazarlar, analizciler Esad’ın bu konuşmasını “hayal kırıklığı” olarak gördüler. BEKLENTİLERİN BOŞ OLDUĞU GÖRÜLDÜ Türkiye’nin de Esad’tan ciddi beklentileri vardı. Ankara’nın bu beklentilerinin içerisinde şok reformlar, hatta Esad’ın kardeşi Mahir’in görevden uzaklaştırılması, özellikle katliama uğrayanların soruşturulmasıyla ilgili kararlar alınması beklentisi vardı. Ancak Ankara bu beklentilerin boş olduğunu gördü. Ankara bu konuşmadan memnuniyetsizliğini Sayın Cumhurbaşkanı Gül’ün kibar ve nazik bir diplomatik şekille ifade etti: “Yetmez ama evet!” Suriye halkı da bu konuşmayı tamamen boş ve çok komik bir konuşma olarak değerlendirdi. Suriye’de halkın 11 yıldır reform beklentisi var. Ama 11 yılda hiçbir bir adım dahi atılmamış, bir mesafe kat edilmemiş. Esad, 11 yıldır hiçbir şey yapmamış, 15 Mart’tan bu güne kadar 4 ayı bitiriyoruz. Özellikle 4 ay içerisinde Suriye halkını gerçekten inandıracak, karşı tarafa güven verebilecek bir şeyler söylenmemiş… Yani eylemde ve pratikte hiçbir şey yok. 4 ay içerisinde 3 konuşma var. Bu konuşmaların ardından olaylar çıkıyor ve insanlar ölüyor, cenazeler kalkmaya başlıyor. 4 ay içersine baktığımızda 1500’e yakın ölü var, 10 binlerce gözaltı var, 3 bin kayıp var. Türkiye sınırımızın karşı yakası ve Türkiye’de 30 bine yakın mülteci var. Lübnan’da ve Ürdün’deki mültecilerin yaklaşık 6 bin olduğu söyleniyor. Yani, 4 ay içerisinde böyle bir manzara var. Yakılan kasabalar var, köyler, terk edilen evler var… tam bir kaos ve bir iç savaş hali var. Bugüne kadar yani 4 aydır muhalifler tarafından sadece barışçıl gösteriler yapılmış, kimse silaha başvurmamış, sadece Cisr el Şuur kasabasında, on gün önce yaklaşık 100’ün üstünde asker öldürüldü. Şam yönetimi bu askerlerin “sabotajcılar” tarafından öldürüldüğünü açıkladı. Ancak bu öldürülenler, sivil halka silah kullanmayı reddettikleri için ordudan ayrılan askerlerdi. Bunlar ordudan ayrıldıkları için öldürüldüler. REFORMLAR NEDEN ERTELENİYOR? Esad’ın konuşması genelde kimseyi tatmin etmedi. Esad’ın acil reform yapmasının önündeki engeller nelerdir? Esad reformları neden erteliyor? Bir kere Suriye halkı kesinlikle tatmin olmadı, dünya da tatmin olmadı. Avrupa ve Türkiye’de, Arap dünyasında bulunan Suriye halkı da tatmin olmadı. Beşar diyor ki, “ben yeni bir anayasa yapacağım.” Parlamento biliyorsunuz şu an kapalı, Ağustos ve Eylül’de parlamento açılacak yeni bir seçim yapılacak ve bu yeni seçimlerden sonra yeni bir “reform paketi”, yeni bir anayasa hazırlanacak, buradan yeni bir yol haritası çıkacak… Bu da beş, altı ayı bulur… Biliyorsunuz Esad, aslında 4 aydır olayları bir türlü kontrol edemiyor. Zaten ülkeyi kontrol etmiş olsaydı ülkede gerçekten sükûnet olmuş olsaydı, Suriye’ye karartma uygulamazdı. Suriye’de bir medya karartması var. İnsanlar Suriye de ne olup bittiğini bilmiyor. Suriye’de kontrol Beşar Esad’da değil, kontrol Beşar Esad ailesinde yani ordu ve istihbarat birimlerinde. Mahir Esad ve diğer istihbarat birimlerine Beşar Esad söz geçiremiyor. Suriye’de yaşanan kriz Beşar Esad’ı aşıyor, durum bunu gösteriyor. Beş-altı ay sonra da değişen bir şey olmayacak; tam tersine önümüzdeki 2-3 ay Suriye için çok daha riskli, çok daha tehlikeli bir sürece gireceğini gösteriyor. Çünkü gerek Türkiye topraklarında bulunan mülteciler, gerek sınırın öte tarafında bulunan insanlar asla ve asla ülkelerine dönmeyi düşünmüyorlar. Suriye, gerçekten de medya savaşını çok profesyonelce çok başarılı bir şekilde yürütüyor. Çünkü Suriye’deki olayları Şam haberleriyle, Şam medyası tarafından dünyaya duyuruluyor. Onun haricindeki olaylar ve haberler cep telefonlarıyla ve kısıtlı imkânlarla dünyaya ulaştırılıyor. Türkiye de bile insanların kafası karıştırılıyor. Birkaç yazar var “Şam da aslında bir şey yok, ortam sakin vs.” diyerek bilgi kirliliği oluşturuyorlar, buna da çok dikkat etmek lazım. Esad, konuşmasında Türkiye’ye sığınanları ülkeye geri çağırdı. Türkiye’ye sığınanlar da ülkeyi döndükleri zaman gözaltına alınacaklarını söylüyorlar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz. Mülteciler geri dönmek istemiyorlar ve bunu açıkça ifade ediyorlar. “Asla ve asla biz Beşar Esad a güvenip de; Suriye yönetimine, askerine, istihbaratına güvenip de oraya dönemeyiz” diyorlar. TÜRKİYE ESAD’DAN MEMNUN DEĞİL Türkiye’nin Suriye tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin Suriye tutumu başlangıçta reform noktasındaydı. Türkiye Beşar Esad’a bir şans verdi, bir tolerans gösterdi. Ancak Esad yaptığı konuşmalardan sonra, Türkiye’nin yaklaşımı Suriye halkı gibi çok da iyimser değil. Türkiye, Esad ve Suriye’nin içerisine düştüğü riskli durumu görünce çok dikkatli, çok hassas bir politika yürütüyor. Öyle tahmin ediyorum ki Türkiye de Esad’dan memnun değil. Esad’ın son açıklamalarından hiçbir siyasetçi, hiçbir insan hakları kurumu memnun değil. Türkiye’nin izlediği politika bölgenin konjonktürü ile de ilgili bir durum. Bölgenin yapısı biliyorsunuz, Suriye’nin dışında da içinde de çok farklı etkenler, risk unsurları var. Suriye’nin de mezhepler, siyasi görüşler ve dini yapıları Lübnan’a benziyor. Çok dinli, çok mezhepli bir yapısı var. Müslümanlar, Nusayriler, Hıristiyanlar, Müslümanlar var. Bu etnik yapı gerçekten iç savaş çıkabilir endişesini doğuruyor ve aylardır böyle bir endişe var. Ülkenin dışında ise İran’ın, Ürdün’ün, Irak’ın, S.Arabistan’ın beklentileri var, onların farklı yaklaşımları var. Amerika, İsrail ve Batı da, Beşar Esad’ın çok da gitmesini istemiyor. Beşar Esad’ın reform yapması isteniyor. Batı’nın “acaba Libya gibi olur mu, acaba Irak gibi olur mu?” diye bir endişesi var. O açıdan mesela Beşar Esad’ın yeğeni Rahmi Maruf’un geçtiğimiz ay “Suriye’nin istikrarı, İsrail in istikrarıdır” gibi çok ilginç bir açıklaması oldu. Yani “biz burada istikrar unsuruyuz, eğer biz gidersek burası çok farklı bir hale bürünür.” Diktatörlerin halka yaklaşımları birbirine benziyor. Kaddafi “böcekler” diyordu muhaliflere; Esad da “mikroplar,” diyor. İsrail, Amerika ve Batı’nın Esad’ın gitmemesinden yana olduğunu söylediniz. Bu güçlerin Suriye’nin Irak veya Libya gibi olmasından korktuğunu belirttiniz. Bunları göz önüne alarak BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye’ye bir yaptırım kararı almasını söz konusu olur mu? Medvedev’in de, “yaptırım kararına destek vermeyeceğiz” açıklaması vardı. BM güvenlik konseyi bir türlü toplanamadı. Amerika, Fransa, Almanya ve birçok ülke kınama ve yaptırım kararının çıkmasını istiyordu. Böyle bir beklentileri vardı ama Rusya başta olmak üzere Çin, Brezilya, Hindistan gibi ülkeler de BM’nin olası kararına karşı çekimser kalıyor, sıcak bakmıyorlar. Rusya bu konuda diretiyor. Libya’daki hava sahasının kullanılması sonucunda Libya’da oluşan olumsuz havayı bahane göstermekteler. Ama Libya’nın şartları, Libya’nın etnik yapısı ve içinde bulunduğu konum, kesinlikle Suriye’nin ne sosyolojik yapısıyla uyuşuyor, ne kültürel yapısıyla ne siyasi yapısıyla. Çok farklı bir pozisyon var burada. Suriye ile Libya’yı karıştırmamak lazım ama tabi “aman Suriye Libya gibi olmasın” diyerek de çocukların öldürülmesine, evlerin yakılmasına, insanların göçe zorlanmasına seyirci kalınmamalı; bu da gayri ahlakı bir tutum olur. KATLİAMLARI ENGELLEYECEK İKİ ÜLKE VAR Suriye de yaşananlar, Gazze de yaşananlardan, 1992-95 yıllarında Bosna’da yaşananlardan, 1994-98 arasında Çeçenistan da yaşananlardan, Irak ta yaşananlardan pek de farklı değil. Madem dış güçlerin bölgeye müdahalesi istenmiyor, o zaman bana göre İran ve Türkiye, Suriye’deki bu sorunu çözmek için ortak bir girişimde bulunmalıdır. Suriye’de akan kanın durmasını, katliamların ve bu kaosun büyümesini engelleyecek iki ülke var: İran ve Türkiye… İran ve Türkiye bir araya gelirse, gerçekten de Suriye üzerinde ciddi bir ortak mutabakata varırsa, Beşar Esad ve muhalifleri bir araya getirerek sorunun çözümünü sağlayabilir. Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin Ahmedinejad ile Erdoğa’nın, Esad’a baskı yapması durumunda olayların durabileceği yönünde bir çağrısı olmuştu. Ama İran’ın Suriye tutumu sürekli eleştiriliyor. İran’ın Suriye tutumunu nasıl değerlendirmek gerekiyor? Her ne kadar Suriye’de nüfusun yüzde 70’i ağırlıklı olarak Sünni olsa da, Lübnan ve Filistin meselesinden dolayı, İran’ın Suriye yönetimine maddi manevi desteklerde bulunması dolayısıyla Sünni dünyasının çözüm için İran’dan bir beklentisi var. Bu İran için de kolay bir şey değil. İran’ın yıllardır “Filistin davasına” odaklı bir siyaseti var. İsrail’e karşı mücadele veren bir Lübnan Hizbullah’ı var ve buna manevi ve politik desteği var. Şimdi burada İran iki arada bir derede kalıyor. İran için tarihi bir dönüm noktası… İran burada çok hassas, çok politik, çok dikkatli bir tavır ve strateji içerisinde bulunmak zorundadır. Suriyelilerin özellikle mültecilerin İran’a duygusal eleştiriler var. İnsanların canı yanıyor, evleri yanıyor, yakınları ölüyor, çocukları ölüyor, kardeşleri ölüyor… Ateşin içindeki Suriye halkı İran’dan daha olumlu bir duruş istiyor. SURİYE’NİN GELECEĞİNİ SURİYE HALKI TAYİN EDER Peki bundan sonra Suriye’yi nasıl bir gelecek bekliyor? Suriye’deki bir kargaşa, özellikle de iç savaş ortamı, çevresindeki tüm ülkeleri etkileyecektir. Siyaseten de Suudi Arabistan’ı etkileyecektir. Çünkü “Domino Etkisi” Suriye’den sonra Ürdün’ü ve Suudi Arabistan’ı daha ziyade sıkıştıracaktır. O açıdan Suudi Arabistan ve Suriye ilişkileri hiçbir zaman için iyi olmamıştır. Çok ilginç, Suudi Arabistan çok fazla bu işlere karışmıyor, hatta sessiz durmayı tercih ediyor. Suriye’nin ve Beşar Esad’ın geleceğini Suriye halkının tayin edeceğine inanıyorum. Tabi, şu an dışarıdan Esad’a çok telkinler var. “Esad’ın kardeşi Mahir görevden uzaklaştırılsın, orada bazı unsurlar görevden el çektirilsin” gibi uyarılar. Ancak Beşar’ın başında bulunduğu bir Suriye’de demokratikleşme ya da ılımlı bir geçiş süreci yaşansın fikri de ağırlık basıyor. Türkiye de, İran da, Batı da hatta Suudi Arabistan bu konuda hem fikir, çok ilginç ama hesaba katılmayan bir şey var. Suriye halkı artık Beşar Esad’la bu işin olacağına inanmıyor. İki ay öncesine kadar Beşşar Esad seçim kararı alsaydı, “Müslüman Kardeşler”e ve sürgündeki siyasi suçlulara af çıkarmış olsaydı, orada özgür bir seçimler için bir takvim bir ajanda belirlemiş olsaydı, mahkûmların serbest bırakılması gibi düzenlemeleri yapsaydı, Esad’ın şansı vardı. Yeni kurulacak Suriye’de hükümette olma, seçilme şansı vardı. Suriye halkı 2 ay öncesine kadar Esad’a “reform yap” çağırısında bulunurken, şimdi artık “Esad git” diyor. Suriye’de gelinen noktada bunu görüyoruz.
Rainwalker Exclusive Collection 1540 Güneş Gözlüğü 50 TL Yerine 29,90 TL
Bu haber 1,416 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |