| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR |
| 9 Şubat 2012, Perşembe | Ana SayfaGünün HaberleriArşivFoto GalerilerVideo GalerilerGazete Manşetlerihaber10.mobi | ||
|
|||
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Hükümetin kaynak yaratmak amacıyla yeni bir uygulama içine gireceğini ileri sürerek, ''Elde avuçta ne kadar enerji üretim tesisi varsa, hidrolik ve termik santrallar onların 3'de birin satılması için 9 paket halinde hazırlıkların yapıldığını ve önümüzdeki günlerde bu doğrultuda harekete geçileceğini görüyoruz'' dedi. Baykal, partisinin grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Genel verilere bakıldığında, 2010 yılının ekonomik sorunlar açısından daha olumlu ve yapıcı bir şekilde yönlendirilmesine ihtiyaç olduğunu savunan Baykal, Türkiye'nin çift rakamlı enflasyona doğru yöneldiğini, enflasyondaki hareketlenmenin faizlere yansıyacağını, bunun da ekonominin temel dengelerini ciddi şekilde etkileyeceğini ifade etti. Ekonomideki cari işlemler açığının da dikkatle izlenmesi gereken bir düzeyde yükseldiğini ileri süren Baykal, geçen yıl Ocak ayı ile bu yılın ocak ayı karşılaştırıldığında cari işlem açığının 6 kat arttığını, bunun altında dış ticaret açığındaki kaygı verici yükselişin bulunduğunu söyledi. Baykal, mevsimsel etkilerden arındırılarak bakıldığında, sanayideki yükselişin de reel bir yükseliş olarak değerlendirilemeyeceğini ifade ederek, bunun dengelerde bozulmanın göstergesi olduğunu, açıkların finansmanında ise kaynağı belirlenemeyen fon girişlerine ve rezerv çözülmelerine tanık olunduğunu vurguladı. Baykal, ''Bu manzaraya karşı Hükümetin yapıcı, kalıcı, yapısal nitelikte bir politika arayışı içinde olduğunu görmüyoruz. Tam tersine o büyük bir rahatlık içinde bu tabloyu sürdürüyor'' dedi. Hükümetin, gelecek dönemde Türk ekonomisinin temel ekonomik payandalarının, dayanaklarının satılması yoluyla kaynak tedariki yoluna gideceğini iddia eden Baykal, şöyle devam etti: ''Türkiye'de elektrik enerjisinin kurulu gücünün yaklaşık 3'de birinin elektrik üretim anonim şirketi aracılığıyla 45 adet termik ve hidrolik santralın satılması hazırlıklarına başlandığını görüyoruz. Türkiye'de tarihimiz boyunca gerçekleştirilmiş elektrik enerjisi üretim tesislerinin 3'de birine yakın bir kurulu gücün, sadece kaynak tedariki için, açık kapatma anlayışı içinde, ithalatı finanse etmek için, cari açığı finanse etmek için elden çıkarılma noktasına geldiğini görüyoruz. Bu iyi bir gidiş değildir. Türkiye'de özelleştirme politikası geçmişte de ne yazık ki kamunun finansman ihtiyacına çare oluşturmak arayışıyla gerçekleştirildiğine tanık olduk. Ekonominin daha rasyonel işlemesi, daha rekabet edebilmesi, zarar eden kuruluşların zarardan kurtarılabilmesi amacıyla bir ekonomik rasyonalizasyon, bir ekonomik verimlilik aracı olarak, yöntemi olarak uygulanmadığına tanık olmuştuk. Şimdi bunun çok önemli, çok kritik bir yeni aşamasına gelmiş bulunuyoruz. Bu defa elde avuçta ne kadar enerji üretim tesisi varsa, hidrolik ve termik santrallar onların 3'de birin satılması için 9 paket halinde hazırlıkların yapıldığını ve önümüzdeki günlerde bu doğrultuda harekete geçileceğini görüyoruz.'' ''BU TALANDIR'' ''Ekonomideki gidiş kaygı verici'' diye düşünürken, Hükümetin güvendiğinin Türkiye'nin enerji tesislerinin satılması ve paraya dönüştürülmesi olduğunu gördüklerini ifade eden Baykal, ''Bunlar satıldığı zaman ne olacak? Bunlar zarar eden tesisler değil. Elektrik üreten tesisler, Türkiye'nin can damarı bunlar. Sanayimizin, ekonomimizin şah damarı bunlar. Her birisi üretiyor ve ürettiğinden dolayı da Türkiye kar ediyor. Bunlar zarar eden kuruluşlar değil'' dedi. Hükümetin ''altın yumurtlayan tavukları'' satmaya çalıştığı değerlendirmesini yapan Baykal, ''Hem bunu yapacaksın hem de Cumhuriyet tarihi boyunca alın teriyle, emekle üretilmiş o tesisleri gerçekleştiren insanlara 'taş taş üstüne koymadılar' diye hakaret edeceksin, ondan sonra da onların eserleriyle açık kapatacaksın'' diye konuştu. Satışlar için ''talan'' nitelendirmesi yapan Baykal, tesislerin satışından 10-15 milyar dolar elde edilebileceğini, bunun da kalıcı bir çözüm değil, günü kurtarma girişimi olduğunu savundu. Hükümetin memurlara verdiği yıllık zammın ancak enflasyonun Ocak ve Şubat aylarındaki artışını karşılayacak nitelikte olduğunu kaydeden Baykal, ''Memur artık cebinden yemeğe başlamıştır'' dedi. Emeklilerin ve toplumun diğer kesimlerinin de aynı durumda olduğunu ifade eden Baykal, kazanılan hakların bile ödenmediğini ileri sürdü. Baykal, ''Öyle zannediyorum ki önümüzdeki seçimlerde bu iktidar bu emeklilerden hak ettiği silleyi yiyecektir'' diye konuştu. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Adana Büyükşehir Belediye Başkanı da, Zahid Akman da, sen de, ben de soruşturulalım, hep soruşturulalım'' dedi. Baykal, partisinin TBMM Grubunda, YÖK'ün, KKTC hariç yurt dışında liselerde okuyanların, Türkiye'de sınavsız üniversiteye girebileceğine yönelik 18 Şubatta bir karar aldığını söyledi. Türkiye'de okuyanlar üniversiteye giremezken, yurt dışındaki okullardan süzülüp gelenlerin, bütün üniversitelere istediği gibi girebileceğini belirten Baykal, bunların, ''alıştırma, zemin oluşturma girişimleri olduğunu'' savundu. Baykal, ''Sınav olacaksa herkes sınava girecek olmayacaksa hiç kimseye sınav olmayacak'' dedi. 'LİG BARIŞ İÇİNDE TAMAMLANIR' Son günlerde futbol maçlarında yaşanan olaylara da değinen Baykal, spor karşılaşmalarının zaman zaman çığırından çıktığına tanık olduklarını kaydetti. Baykal, konunun, sıradan bir yöresel çatışmanın ötesine geçme tehlikesine işaret ederek, futbol maçlarının, etnik husumet, etnik karalama, etnik düşmanlık aracı haline dönüştürmemenin herkesin temel görevi, sorumluluğu olduğunu vurguladı. Futbol Federasyonunun, hakemlerin, sporcuların, seyircilerin, tuzağa düşmemesi çağrısında bulunan Baykal, ligin barış içinde tamamlanması temennisinde bulundu. Baykal, ''Yanlış yapanlar hakkında gereken kararlar alınır. Ama bir tasfiye sonucu ortaya koyacak, üzüntü verici kırılganlıklara yol açacak gelişmeler umarım ortaya çıkmaz. Diyarbakırspor yöneticilerine de çok büyük görev düşüyor. Onların da bu konuda gereken anlayışı ve duyarlılığı sergilemelerini bekliyorum. Kendi aramızda futbol maçı yapamaz hale düşmemeliyiz. Bizi buraya düşürmek isteyenlerin oyununu hep beraber bozmalıyız'' diye konuştu. '576 DEĞİL, 664 DOSYA' Baykal, anayasa değişikliği tartışmalarında, ''550 milletvekiline karşın 608 dokunulmazlık dosyası var. Bu konuda milletvekilleri mahkemede hesabını vermemiş, şimdi bunlara 'sen hakim seç' diyeceğiz. Bu yanlıştır'' görüşünü dile getirdiklerini anımsattı. Baykal, bu açıklamalara cevap gelir mi diye beklediğini ve iktidarın ''608 değil, 576 dosya var'' dediğini belirtti. Bunun üzerine bir kez daha baktığını ve yanlış söylediğinin ortaya çıktığını dile getiren Baykal, 10 Mart itibariyle 550 milletvekiliyle ilgili 664 suç isnat edildiğini vurguladı. Baykal, bunun her an değişebileceğini de kaydetti. 'İKTİDARIN SİMGESİ' Baykal, ''Deniz Feneri konusunun, iktidarın simgesi haline geldiğini'' öne sürerek, ''Zaman zaman bu iktidar çekip gittikten sonra, acaba AKP dönemini neyle hatırlayacağız diye kendime soruyorum. Bir, AKP'yi Deniz Feneriyle diğeri de Habur kapısındaki hukuka tecavüz olayıyla, hukuki ve siyasi skandalla hatırlayacağız'' görüşünü savundu. Deniz Baykal, Almanya'da, ikinci dalga Deniz Feneri soruşturmasıyla ilgili olarak Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman, Reklam ve Pazarlama Müdürü İsmail Karahan, RTÜK üyesi Zahid Akman ve Deniz Feneri eski yöneticisi, eski Kanal 7 Muhasebe Müdürü Harun Kapıyoldaş aleyhine hazırlanan iddianamenin Ağustos 2009'da Frankfurt 29. Ceza Dairesinde dava açılması talebini içerdiğini belirtti. Baykal, Almanya'nın, Türkiye'den bu kişilere, mahkeme ilamının tebliğ edilmesini istediğini ancak tebligatın sadece 1 kişiye yapılabildiğini söyledi. ''Biz kendimiz gereken şekilde yargılamıyoruz, adamların yapacakları yargılama için tebligatı da yapmıyoruz'' diyen Baykal, ''Niçin acaba? Bunların imtiyazı nedir? Bunlar kimin himayesi altındadır? Her gün sağa sola caka satan hangi hükümetin, o hükümetin hangi mensubunun, başbakanın mı yardımcısının mı kimin himayesi altındadır, adalet bakanının himayesi altında mıdır? Türkiye'yi bir sanığa tebligat yapmaktan aciz bir ülke konumuna düşürmenin, sorumluluğunu bunlar nasıl taşıyorlar?'' sorularını yöneltti. Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Anlaşılıyor ki çok özel bağlar, yakınlıklar var. Hısım, akrabalık bile benim gözümde bunu izah etmeye yetmez. Başbakan'ın, bir hısım akrabasıyla ilgili suçlama yapıldı, 'gereği neyse yapın' dedi. Burada da desene kardeşim, niye diyemiyorsun burada? Ayırım yapmak çok mu zor çok mu iç içe geçmiş? Başbakan, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı soruşturulsun diyor. Adana Belediye Başkanı da soruşturulsun Zahid Akman da sen de ben de soruşturulalım, hep soruşturulalım. Niye sadece Adana Belediye Başkanı? Sen Akman'ı niye saklıyorsun, koruyorsun, gerekçeni çık söyle.'' CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, askerin siyasete müdahalesinin de Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) karşı tertiplerin de karşısında CHP'nin olduğunu belirterek, ''Silahlı Kuvvetlerden elinizi çekiniz'' dedi. Baykal, partisinin grup toplantısında, ''camiye, kışlaya, mahkemeye siyaset sokulmaması gerektiği'' görüşünü yineleyerek, bu konularda değerlendirmeler yaptı. Siyasetin camiye girmesi durumunda, caminin herkesi kavrayan bir anlayışın dünyası olmaktan çıkacağını, dinin siyasete kaynaştırılması durumunda din olmaktan çıkacağını ifade eden Baykal, ''parti'' kavramının doğası gereği ayrıştırma içerdiğine, dinin ise sorgulama içermediğine işaret etti. ''Bunun karıştırılmaması gerekiyor'' diyen Baykal, bunun karıştırılmasının bütün toplumlara tarih içinde çok büyük sıkıntılar getirdiğini vurguladı. Baykal, ''Biz dersi, devletimizin kuruluş dönemlerinde çok doğru bir şekilde aldık, siyaseti kendi alanında tutmayı önemli saydık. Laiklik, bu. Dine saygı, ama siyasetin, eğitimin, hukukun dini dayatmalarla yönlendirilmemesi...'' diye konuştu. Bu anlayışın son zamanlarda ihlal edildiğini iddia eden ve bunu siyasetçi olarak söylemediğini belirten Baykal, Anayasa Mahkemesinin bir partiye ''laikliğe karşı eylemlerin odak noktasındasın'' dediğini ifade etti. Baykal, ''Partiler, iktidarlar bu zafiyete sürüklenmeye başlarsa o ülke karmakarışık olur. İşte başımıza gelen bu'' dedi. Siyasete, partiye göre Silahlı Kuvvetler yapılmaya kalkışılması durumunda da çok büyük sıkıntıların çıkacağını dile getiren Baykal, ''Tarihimiz bunun pek çok örneğiyle doludur. Bu da uzak durulması gereken bir olaydır. Elinizi kışlanın içine sokarsanız, o paşa, bu paşa demeye kalkarsanız bunun arkasından çok kötü şeyler gelir'' diye konuştu. ''ASKERE SAYGIMIZ VAR AMA HERKES İŞİNİ YAPACAK'' Bu konuda son zamanlarda sıkıntılı günler yaşandığını ifade eden CHP Lideri Baykal, Türkiye'de siyaset-ordu ilişkisinin engebeli bir geçmişi olduğunu, 12 Mart ve 12 Eylül'de askeri darbelerin yaşadığını anlattı. Bu olayların Türkiye için çok ciddi ders çıkarılması gereken laboratuvar olduğunu ifade eden Baykal, CHP olarak 12 Mart'a da 12 Eylül'e de bütün askeri müdahalelere de lafta değil somut biçimde karşı tavır takındıklarını söyledi. Baykal, ''Bizim askere saygımız vardır, ama biz diyoruz ki herkes kendi işini yapacaktır. Asker askerliğini, siyasetçi siyasetini yapacaktır. Bu ilke etrafında daima tavır takındık'' diye konuştu. Baykal, şöyle devam etti: ''Fiili müdahalelerin içinden çıkıp gelmiş bir siyasi parti ve kadro olarak açıkça ifade ediyorum ki askerin siyasete müdahalesinin karşısında en büyük güvence CHP'dir. Yine bu askeri müdahalelerin içinden başı dik, alnı ak , onuruyla çıkmış bir siyasi kadro olarak açıkça ifade ediyorum ki TSK'ya karşı yapılacak bütün tertiplerin karşısında da yine CHP vardır. Kimse bu olayları kendi özel hesabı için kullanmaya kalkmasın. Kimse hesabını görmeye, intikamını almaya, kendi amaçlarına ulaşmaya yönelik bir arayış içinde bu yaşadığımız tarihi kullanmaya kalkmasın. '28 Şubat, 28 Şubat' diyorlar. 28 Şubat'tan sonra (iyi ki yapıldı, Türkiye'nin önü açıldı) deyip kendi siyasetlerinin önünün açıldığını gören insanlar, şimdi bu olayların en büyük ıstırabını çekmiş insanlara demokrasi dersi vermeye kalkıyorlar. Siz önce 28 Şubat süreci içinde hangi ilişkiler içine girdiğinizi, 28 Şubat'ın sizin siyasi istikbalinize hangi katkıları yaptığını bir açıkça gündeme getirin. Niçin herkese bir kulp takıyorsunuz da 8 yıl önce, 10 yıl önce yapıldığını söylediğiniz olayların hesabını soruyorsunuz da 28 Şubat olaylarının hesabını sorma gereğini niye duymuyorsunuz. Birilerinin 8-10 yıl önce aklından darbe yapmayı geçirmiş olabileceği iddiasıyla en büyük suçlamaları yapıyorsunuz da resmen darbeyi yapmış, suçsuz insanları asmış, binlerce insana ıstırap çektirmiş olanlardan niye hesap sormuyorsunuz. Tarihin tutanaklar ortada. Hiç kimse yaşadığımız olayları kendi siyasetinin dayanağı haline getiremez. Hepimiz demokrasi istiyoruz. Hepimiz Silahlı Kuvvetler saygın, bütünleşmiş, güçlü bir kurum olarak varlığını sürdürsün istiyoruz. Ama kenarından köşesinden müdahale oraya buraya çekmeye çalışan, masum insanlara haksız suçlamalar yapan, insanların intiharlarını kaçınılmaz kılan bir anlayışı da reddediyoruz. Silahlı Kuvvetlerden elinizi çekiniz. Uydurma gerekçelerle, yapay bahanelerle Türkiye'nin kurumlarını tehlikeli bir sürecin içine sokmayın.'' ''EMEVİ HUKUKU İŞLEMEYECEKTİR'' Adaletin siyasetin üstünde olacağını, siyasetçinin adalete karışmayacağını da vurgulayan Baykal, Türkiye'nin şartlarının bunu gerektiğini söyledi. Baykal, ''gizli tanıklığa'' ilişkin eleştirilerini de sürdürdü. Baykal, ''Türkiye Cumhuriyeti'nde, Cumhuriyetin hukuku işleyecektir. Türkiye Cumhuriyeti'nde Emevi hukuku, Muaviye hukuku işlemeyecektir'' dedi. Tutuklamaların infaza dönüştüğünü, ''hüküm içermeyen yargılı infazlar'' yaşandığını, ''iddianame ile infaz'' yapıldığını ileri süren Baykal, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın konuya ilişkin sözlerini anımsattı. ''Adaletsizlik ve haksızlık yapıldığının herkes tarafından görüldüğünü'' iddia eden Baykal, yargının, Hükümetin de Meclisin de dışında olacağını ifade etti. ''NEMRUT MUSTAFA PAŞA MAHKEMESİ...'' ''Adalete siyaset hükmettiği zaman yaşananlar ortada'' diyen Baykal, İstanbul işgali sırasında işgal kuvvetlerinin talimatı, Damat Ferit Paşa hükümetinin işbirliğiyle adalet faciaları yaşandığını söyledi. Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey, Diyarbakır Valisi Mehmet Reşit Bey ve Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey'in Ermeni olayları ile yargılanmalarına değinen Baykal, üçü hakkında idam kararı verildiğini anımsattı. Reşit Bey'in ''onur intiharı'' yaptığını, Boğazlıyan kaymakamının İstanbul'da halkın gözü önünde asıldığını, Nusret Bey'in de idam edildiğini dile getiren Baykal, şöyle devam etti: ''Damat Ferit'ten sonraki Tevfik Paşa hükümeti, Nusret Bey'in suçsuz yere idam edildiğini karara bağlamıştır. Bunun üzerine üçünü mahkum eden mahkeme başkanı yargılanmıştır. Bu mahkeme, Nemrut Mustafa Paşa mahkemesidir. Türkiye bu günlere Nemrut Mustafa paşa mahkemelerinden geçerek geldi. Türkiye'yi, Nemrut Mustafa Paşa Mahkemelerine kimsenin mahkum etmesi mümkün değildir.'' Bu haber 554 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2012 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |