Haber10.com - "Derinlemesine Haber"
Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim
 
Haber 10
BİLİM DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR VİDEO MAKALELER
3 Eylül 2010, Cuma Güneşliİstanbul
Güneşli 22° / 27°
 SON DAKİKA : Tümünü göster
Sosyalist yayınları sahibi Gürses, vefat etti
Sosyalist yayınları sahibi Gürses, vefat etti
18 Mart 2009 Çarşamba 12:51
Sosyalist yayınları sahibi Hasan Basri Gürses, İstanbul'da vefat etti.

Bir süredir kanser tedavisi gören Gürses'in, vasiyeti üzerine Cumartesi günü Eyüp Camiinde kılınacak cenaze namazı sonrası defnedileceği öğrenildi.

Millici-Doğucu Sosyalizmi savunan yazar ve yayıncı Gürses, "Şefik Hüsnü", "Dünyada ve Türkiyede Gençlik", "Sınıf yönetimi" gibi kitapların yanında sahibi olduğu Sosyalist yayınları ile Sol literatürün önemli eserlerini türkçe'ye kazandırmıştı.

anti emperyalist kimliği, yerel ve milli duyarlılığı ile bilinen Gürses'e Allah'tan rahmet, yakınları ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.

Hasan Basri Gürses ile 2005 yılında yapılmış olan bir söyleşi'yi ilginize sunuyoruz:



Sosyalist Yayınları sahibi Hasan Basri Gürses:

İnsanlığın önündeki ayrım:

TÜRK YOLU- YAHUDİ YOLU

Diasporik Yahudiliğin vatansızlığı

TÜRKSOLU: Yahudi Sorununu nasıl özetleyebiliriz?

HASAN BASRİ GÜRSES: Uluslararası siyaset, ticaret ve diğer uluslarası ilişkilerde hep Yahudi öznesi göze çarpar.

Yahudiliğin diasporik özelliği enternasyonalist ve küresel özelliğini de ortaya çıkarmıştır. Tüm kıtalara yayılmış bir diasporik Yahudi olgusu vardır. İnsanlığın tarihsel sürecinde 2000 yıldır bu çok önemli bir roldür.

Diasporik Yahudi’nin temel özelliği vatanı olmaması, yerleşik olmamasıdır. Yahudilik devletsizlik ve toplumsuzluktur.

Bu durum doğrudan doğruya diasporik Yahudi’nin zihniyetini belirlemektedir. Farklı kültürler içinde, kendisini yabancı hissederek yaşamaya çalışır. Hiçbir zaman ne yaşadığı toplum onu, ne de o yaşadığı toplumu benimser.

Bu tarihi olgunun temelinde şu neden yatar: Yahudilik genetik bir ırkçılık üzerinde yükselir. Bundan dolayı hiçbir zaman bir toplumla bütünleşmezler. Direnirler.

Bundan dolayı her tarihsel dönemde ve her ülkede bulundukları toplumlarda Yahudi karşıtlığı oluşmuştur. Bunun tek bir mantıklı açıklaması vardır. Ya tüm dünyanın halkları ırkçıdır ve hepsi karar vermişcesine Yahudi düşmanıdır. Ya da bu düşmanlığa aslında Yahudilerdeki genetik ırkçılık neden olur.

Bir de meselenin siyasi ve sosyal yönü vardır. Azınlık konumundaki Yahudiler genelde mutlaka merkezi iktidara yanaşırlar. Saraylara yanışıp, ekonomi konusunda danışman olurlar. İspanyol Kralı’nın da, Selçukluların da hazinesi Yahudilerin elindedir. Avrupa’da tüm prensler, kontlar, soylular süreç içerisinde bunlara borçlanır. Halk tabi bu gelişmeleri sezer ve tepki gösterir.

Yahudilerin temel ekonomik misyonu ise, uluslararası ticareti kontrol etmektir. Saraylara ipek, baharat gibi lüks tüketimin teşvik edilmesi ve bu kanalla para kazanmak gibi rolleri var. Kısacası Yahudiler egemen sınıflarla çok özgün bir ilişki içindedir, sorun da buradan kaynaklanır.

Tüm bu ekonomik ve siyasi nedenlerden dolayı Yahudi düşmanlığı her dönem yaşayacak bir zemin bulur. Örneğin Ortaçağ’da antisemitizmi Katolik Kilisesi yürütür. Bu karşıtlık dinsel gibi gözükse de aslında sosyal ve ekonomik temellidir.

Osmanlı’nın çözülmesinde Yahudiliğin rolü

Aslında Yahudilerin devletleri ve toplumları içten bölen gizli rolünü en belirgin Osmanlı’da görebiliriz. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri iyi incelenirse bu görülebilir.

Birincisi klasik Osmanlı toplumunun çözülmesinde başrol Yahudilerindir. 1492 İspanya’dan Yahudiler kovulunca onların bir kolu Amsterdam’a gider, dünya finans kapitalinin ilk borsasını kurarlar ve sömürgecilik mayalanır.

Diğer kolu ise Osmanlı’ya gelir. Saraya sızarlar. Kösem Sultanlar, saray entrikaları falan türemeye başlar. Kısa sürede Osmanlı’nın tımara dayalı toprak düzeni, ahiliğe dayalı esnaf düzeni ve devletin adaletle hükmetmek ideolojisine dayalı yönetim sistemi dağılır. Tam istihdam politikası biter.

Yahudiler Osmanlı’ya kamusal ekonominin çözülmesine yol açacak öneriler getiriyorlar. Bu en son aşamada toprak satışının serbestleştirilmesine yol açar.

Ahilik sistemi ve tımar düzeni bozuluyor. Bu çok önemli; mültezimlik sistemini getirerek, “devlet vergilerini ihale edin biz toplayalım” düşüncesini hakim kılıyorlar. Tüm mültezimler de Galata’daki Yahudi bankerlere bağlanıyor. Böylelikle devletin halk gözünde otoritesi sarsılır ve klasik Osmanlı düzeni çözülür. Derken darphanenin kontrolü Yahudilerin eline geçer. Paranın değeri düşürülür, bildiğimiz yeniçeri isyanları başlar.

Yahudilik 1800’lerle Theodor Herzl’in öncülüğünde siyonizm ile birlikte bir siyasal harekete dönüştü. Siyonizm ilk olarak Yahudi orta sınıfın ideolojisi olarak çıkar. Çünkü Yahudi oligarşisinin neden olduğu antisemitizmin esas baskısını Yahudi orta sınıfı çekiyor. Bizim de devletimiz, vatanımız, toplumumuz olsun düşüncesi ilk bu kesimlerde somutlaşıyor.

Bu sırada Yahudi oligarşisi aristokratlaşır. Avrupa aristokrasisi Yahudilere borçlandıkça ünvanlarını Yahudilere satar. Rothschild, Disrael gibilerin aristokrat ünvanı kazanmaları böyle başlar.

Modern çağa geldiğimizde bütün ulus devletlerin yine Yahudilere borçlu olduğu görülüyor. Hatta birbirine karşı savaşan iki devleti aynı Yahudilerin finanse ettiği ilginç durumlar çoktur.

TÜRKSOLU: Yahudilik ile kozmopolitizm ve küreselleşme doğrudan ilişkilidir denilebilir mi?

Küreselleşme Yahudiliğin en büyük zaferidir

HASAN BASRİ GÜRSES: Yahudilik ile kozmopolitiklik, melezlik doğrudan ilişkilidir. Diasporik Yahudilik, içinde bulunduğu topluma entegre olamadığı ikili bir görev üstlenir. Örneğin Alman isimli Yahudi hem modern Alman kültürüne yön verir hem de örtük olarak diasporik kültürünü yaşatır.

Modern dönemdeki kozmopolitizm ve küreselleşme olgusunun da baş unsuru yine Yahudilik oluyor. Zaten kapitalizmin, sermayenin doğasında da milletsizlik ve sürekli dolaşım vardır. Bunlar hep Yahudilikle örtüşüyor.

1990’lara geldiğimizde karşımıza çok önemli bir gelişme çıkıyor. Bu tarih adeta Dünya Yahudi Partisinin bir zaferi gibidir. Sovyetlerin çöküşü, tek kutuplu dünyanın ve Yeni Dünya Düzeni’nin kurulması kozmopolitizmin ve Yahudiliğin bir nevi zaferidir.

Yahudi düşünürler ve rabbiler önce hıristiyan Avrupa’yı hallettiler. Hıristiyanlık tartışmaya açıldı ve Yahudi karşıtlığının temel temsilcisi Katolikliğin Avrupa’daki bütünlüğü parçalandı.

Engizisyon hikayelerini bilirsiniz. Bir kısmı doğru olmakla beraber, önemli bir abartı da içermektedir. Tıpkı Yahudi soykırımı gibi hep gündemde tutulur. Aslında bu Yahudilerce finanse edilen Protestan ayaklanmasının ideolojik olarak doğrulanması içindir.

Şimdi bu dinsel opersayonun ikinci aşamasına geçilmiştir. “Kitapların kitabı bizimkidir. Diğerleri bizim kitabımızın taklidi ve bozulmuşudur. Dinler diyaloğu adı altında İbrahimli dinler Yahudilik egemenliği altında toplanmalıdır.”

Mesele şudur. 1990’larla birlikte Yahudiler artık “hem geleneğin hem de geleceğin sahibi olan ırk biziz” iddiasını açıkça ifade etmeye başlamıştır.

Aslında Yahudilerin kendi teolojisi bile bu iddiayı sarsmaktadır. Yahudilere yüzlerce peygamber gönderildiği söylenir. Oysa Sami kavimlerin diğer kolu olan Araplara yalnızca bir tane gönderilmiştir. Ama Yahudiler kendilerine gönderilen tüm peygamberleri ya öldürmüş ya da sözünden çıkmışlardır. O zaman şu sonuç çıkmaktadır. Adalet, kardeşlik ve eşitlik getirmekle görevli peygamberler asla Yahudileri adam edememiştir. Yahudi sorunu kendi kaynaklarında bile böyle karşımıza çıkmaktadır. Yahudi kavimlere yüzlerce peygamber geliyor ve Yahudi kavminde toplumsallığı yaratamıyor. İşin püf noktası; toplumsallık ile Yahudiler arasındaki bu çelişkidedir.

TÜRKSOLU: Bugün Yahudiliğin diğer dünya halkları özellikle mazlum milletler karşısındaki somut konumu nedir?

HASAN BASRİ GÜRSES: Yahudi teolojsinde kendileri seçilmiş ırktır. Nitekim diğer kavimler alt sınıf görüldüğü için Yahudilik evrensel bir din değildir ve misyonerlik yapmaz.

Yahudilik bugün diğer halklar üzerinde açık egemenliğini ilan etme noktasına gelmiştir. Örneğin tarih boyu kendini gizli tutmuş olan ve Yahudiliğin modern bir tarikatı olarak adlandırabileceğimiz masonluk ilk defa açıkça kendini ifade etmeye, kendisini legalize etmeye başladı.

Enternasyonal siyonizm ve milli siyonizm birleşti

Bugün enternasyonal siyonizm ile milli siyonizm kader birliği içindedir. Bu çok müthiş bir tehlike yaratmaktadır. Enternasyonal siyonizm, Soros, Albright, Brezezinski ve Kissinger gibi temsilcileriyle global siyasi ve ekonomik gücünü, milli siyonizmin yani İsrail’in açıkça hizmetine sunmuştur.

İsrail kurulmadan önce Hertz, Batı’ya “Biz Batı medeniyetinin en doğudaki savunma kalesi olacağız” demiştir. Gerçekten de İsrail kurulduğundan beri Ortadoğu Batı tarafından bir kan gölüne çevrilmiştir.

Bugün dünya siyaseti Büyük Ortadoğu Projesi üzerine dönüyor. Büyük Ortadoğu Projesi, bizim Türk-İslam coğrafyası diye bildiğimiz eski Osmanlı coğrafyası’nın yeniden sömürgeleştirilmesidir.

Bölgenin gerçek tarihsel halklarından söz hakkı alınmak isteniyor. Tarihte üç büyük kavim bu bölgeye ve dünyaya şekil vermiştir: Türk, Fars ve Arap. Bu üç kavim enternasyonel Yahudi’nin en büyük düşmanıdır.

Bu bölge yeniden yapılandıralacaktır. İsrail ise tek egemen özne olarak bu üç kavme karşı öne sürülüyor. Dünya Yahudi finans merkezleri ve Anglo-Sakson emperyalizmi aynı denklemde buluşuyor. Bu amaçla tüm dünyayı bir Roma arenasına dönüştürdüler. “Sizi caminizde bile öldürürüz” mesajını dünya medyasına geçtikleri filmlerle duyurdular.

1,5 milyar Müslüman’ın arasında 50 senedir Filistin halkını katlederek varolan İsrail’in modeli, şimdi tüm Müslüman coğrafyaya yayılmak isteniyor.

Bundan dolayı Yahudi sorunu günümüzde tarihteki her dönemden daha yakıcı bir şekilde ezilen halkların ve insanlığın gündemine oturmuştur.

Bu gelişmelerle birlikte tüm dünyada üçüncü dalga bir antisemitizim akımı yayılmaktadır. Tüm dünyada durup dururken insanların kafasına birden düşmez ki bu. Dünya Yahudi Partisinin eylemleri antisemitizime neden olmaktadır. Bu çok doğaldır.

TÜRKSOLU: Türkiye’nin bu saflaşmada yeri nedir?

İsrail’in esas hedefi Türkiye

HASAN BASRİ GÜRSES: Devlet özlemi 2000 yıldır Yahudiliğin içindedir. Bu dünyanın doğal siyasal yapısıyla hep çelişir.

Örneğin bundan 100 yıl öncesine gidelim. Yahudi’nin vatan yapmak istediği bölge Osmanlı‘nın yönetimindedir. Osmanlı parçalanmadan burada bir İsrail düşlemek mümkün mü? Zaten İsrail’i kurmanın Osmanlı’dan geçtiğini bizzat gören siyonizmin kurucusu Theodor Herzl, Osmanlı padişahının huzuruna gelerek tehditte bulunmuştur.

Osmanlı padişahı Filistin topraklarını parayla satmaya yanaşmayınca, bu sefer Anglo-Sakson emperyalizmi ve diğer emperyalistler Osmanlı’ya saldırarak parçalamışlardır. Daha bu saldırı tamamlanamadan 1916’da Balfour Deklarasyonu ile İngliz emperyalizminden İsrail’i kurma izni çıkmıştır.

Osmanlı’daki tüm milliyetçilikleri Yahudiler çıkarmıştır. En son Türk milletidir milliyetçilik davası güden ancak o da imparatorluk dağıldıktan sonradır.

Osmanlı parçalanmadan İsrail’in kurulması hayal bile edilemezdi. Bugün ise Türkiye parçalanmadan Büyük İsrail kurulamaz. Bu denklem bu kadar basittir. Tüm sorun buradan çıkmaktadır.

1990’lardar itibaren Türkiye’nin Türk Dünyası ile ilişkilerini engelleyen kim? Elçibey’i iktidardan düşüren kim? Bugün Türkiye’nin Türk Dünyası ile bağları tamamen kesildi ama İsrail’in Orta Asya’da her yerde kolu var. Orta Asya’daki havaalanlarını kim yapıyor, işletmesini kim sürdürüyor? Bugün Türklere Türk Dünyası yasak, İsrail ve ABD’ye serbettir.

Enternasyonal siyonizm ile milli siyonizmin kader birliği, dediğimiz gibi bir insanlık sorunu haline gelmiştir. Tüm dünyanın merkez bankaları, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası, IMF, BM organları Yahudi oligarklarının elindedir. Bu güç İsrail’in hizmetindedir. Türk milleti ve Türk Dünyası’na yansıması da kısaca budur.

Önemli bir örnek daha... Immanuel Wallerstein aslında Batı emperyalizmin en büyük ideoloğudur. Kendisi aslında Dünya Yahudi Partisinin büyük bir düşünürüdür. Tüm dünyada akademisyenler ona bağlıdır, adeta onun için veriler toplamaktadırlar. Dünya Sosyoloji Topluluğunun başkanıdır. Kendisini sınıflar ve ideolojiler üstü ilan etmektedir.

Wallerstein “Amerikan sistemi çökecek” dedi diye kendisi muhalif ilan edilmektedir. Aslında ABD’yi uyarmaktadır. Ve dünya çapında sosyoloji kuramları, dünya sistemi tezleri geliştiren bu insan, bunca süper işinin arasında, gün aşırı PKK’yla ilgili makale yazabilmektedir. Özgür Gündem bunları yayınlıyor. Bu Türkiye ve PKK’ya ne büyük ilgidir? Bunlar gözden kaçmamalıdır.

TÜRKSOLU: Peki dünya küresel kapitalist sistemi ve sizin tanımınızla Dünya Yahudi Partisi’nin dayattığı yeni sömürgecilik düzenini yıkacak dinamikler nelerdir? Türk milletinin burada rolü ne olabilir?

Sömürge halkları hortumları kesmeli

HASAN BASRI GÜRSES: Marks emperyalist dönemi ve siyasi sonuçlarını görmedi. Kendisinin emperyalizm üzerine tahlilleri yok. Lenin daha sonra kendini bu işe adadı.

Marks’a göre kapitalizmi en çok geliştiği yerde, Avrupa’da, işçi sınıfı yıkacak ve özlenen kardeşlik düzenini getirecekti. Ancak Avrupa Marksizmi 2. Enternasyonal ile zirvesine çıktı ve bu zirve tamamen kapitalizm ve emperyalizm yandaşlığıydı. Bunu Engels biraz gördü. Esas Lenin en çok Avrupa Marksizmine saldırdı.

Avrupa’da işçi sınıfı bir tane bile kapitalizm karşıtı devrim yapmamıştır. Örneğin 1955’te Fransa’ya karşı Cezayir Kurtuluş Savaşı başlar. Fransa 60’lara kadar 1,5 milyon insanı öldürür. Ama Fransız Komünist Partisi bu dönem bile “Cezayir Fransız’dır” demektedir bildirilerinde.

O zaman ne ortaya çıkmaktadır? 20. yy’ın da gösterdiği gibi kapitalizmi yıkmanın yolu sömürgelerdeki halkların, Batı’ya akan sömürü hortumlarını kesmeleridir.

Son Irak yağması emperyalizmin doğasını bir kez daha gösterdi. İngiliz emperyalizmi korsanlıkla başlamıştır. Daha sonra korsanlar Doğu Hint Kumpanyasını kurmuştur. Hindistan’da 100 binlerce kişinin kolu İngilizlerce kesilmiştir: dokumacılık yapmasınlar diye. Çin, afyon tüketsin diye Afyon Savaşlarında topa tutulmuştur. Şimdi de Irak’ta aynı hırsızlık ve cinayet açıkça işlenmektedir. Dolayısıyla emperyalizmin karşıtları bu katledilen halklardır. 1492’lerde Batı, Azteklere İnkalara ne yaptıysa, bugün de yaşanan budur.

“Şark Meselesi”nin özü

Batı emperyalizmi Amerika’da ve Afrika’da karşısında direnebilecek, büyük bir güç ile karşılaşmadı. Buralardan alınan güçle Asya’ya, Doğu’ya yöneldiler.

Şark Meselesi ancak böyle gündeme gelmiştir. 1. Dünya Savayı kimle yapılmıştır. Osmanlı’yla Batı arasındadır aslında bu savaş. Batı’nın karşısına ilk defa yenemediği bir rakip çıkmıştır. 1915’te Çanakkale’de ilk defa Anglo-Sakson emperyalizmi yenilgiyi tatmıştır. İngiliz generalleri ve askerleri, işte General Townshed topluca esir alınmıştır.

Gerçek Dünya Savaşı, Doğu ile Batı arasındadır. Osmanlı coğrafyası, Türk Dünyası ve İslam coğrafyasını sömürgeleştirme savaşıdır bu.

Bugün yaşananların özü de bu. Arada 100 yıl yaşanan varyasyonlar geçilmiş, yine aynı bölge, aynı çatışmaya dönülmüştür. Yeniden Doğu’nun sömürgeleştirilmesine başlanmıştır. Bu sefer İsrail en ön planda rol almaktadır. Bunu da diğer kavimler üzerinde dinsel bir egemenlik ve üstünlük hakkı düşüncesini taşıyan Yahudilik davasıyla birleştirmiş durumdadırlar.

Doğu halkları yeniden vahşi bir istilayla karşı karşıyadır. Bu, yüzyıllarca sürecek bir kaos ve toplumsallığı çürütme üzerine kurulacak bir istiladır. Asla bir düzen getirme davası değildir.

Kaldı ki Yahudiler tarihin hangi döneminde bir düzen getirmiş, bir devlet kurabilmiştir. Kurdukları yegane devlet olan İsrail’in 50 yıldır Filistinlilere karşı uyguladığı faşist katliamlar ve rezalet ortadadır. Hayır bu devlet kurmak demek değildir. Devlet kurmak toplumsallık gerektirir.

Türk kavminin tarihi misyonu

Bu ise Türk milletinin tarihi misyonudur. 20.yy’daki gibi, 21.yy’da da bu misyon ve Doğu’yu savunmak görevi omuzlarımızdadır. Zaten dünya tarihinde iki kavmin çok önemli rolü vardır. Biri Yahudiler diğeri Türkler. Bu kesin bir olgudur.

Yahudiler daha önce belirttiğimiz gibi diasporik konuma düşmüş, bu konumda zihniyet dünyaları biçimlenmiş, daha sonra belli arayışlarla dünya tarihsel sürecine etkilerini bırakmış bir kavimdir.

“Tüm dünya global oldu, milli devletlerin zamanları geçti” denirken, 2000 yıl sonra İsrail’in Ortadoğu’nun göbeğinde kurdurulup, halklara kan kusturulduğu görülüyor.

Türk kavminin tarihsel rolü ise Türk etnikliğini aşmış bir roldür. Bugün Batı-Doğu dediğimiz kamplaşma, Osmanlı döneminde Hıristiyan-İslam olarak daha da doğrusu Türk-Batı kamplaşması olarak algılanıyordu. Son 500 yıl Batı tarihinin tek ülküsü zaten budur. Türkleri Avrupa’dan atmak, Anadolu’dan atmak. Burada bir yanlışlık yok. Çünkü Batı Türk’e karşı kendini savunmak tavrıyla modernleşme arayışlarına girmiştir.

500 sene önceki dünyaya bakın. Kuzeyde ne var? Cengiz’den geride kalan Altınordu Türk- İslam İmparatorluğu. İran’da yine bir Türk hanedanı Safeviler ve onlardan sonra 1922’ye kadar yine Türk olan Kaçarlar. Peki Horasan’da ne var? Timur İmparatorluğu. Hindistan’da 1100’lerdeki Gaznelilerin kurulmasından 1857’deki İngilizlere karşı sipahi isyanına kadar Türk egemenliği var. Memlük’te Mısır’da Sultan Bayparslar Türkler var. Ve tabi merkezde Osmanlı. Batı sömürgeciliğinin hemen arifesinde yeryüzünde Türk’ten başka bir güç yoktu. Büyük anlaşmazlık çıktığı zaman bile Türkler arasında çıkıyordu. Örnek Yavuz ile Şah İsmail. Bu egemenliğe saldıran Batı ve esas olarak Anglo-Saksonlar olmuştur. Hem Osmanlı’yı, hem İran’da Kaçarları, hem de Hindistan’daki Türk egemenliğini İngiliz emperyalizmi yıktı.

İki kavim iki yol

Bu kadar geniş bir coğrafyada, farklı kültürler, farklı diller, dinler ve milletler üzerinde egemenlik kurmak, devlet kurmak ve tüm bu coğrafyanın kültürel zenginliğini koruyup, yaşatacak kamusallığı yaratmak ancak Türk kavmine hasdır. İşte medeniyet kurmak asıl budur.

Milletlerin ve dinlerin zenginliğini korumak ve kendinden birşeyler katarak daha üst bir seviyeye çıkarmaktır bu. Bunu ırkçılık anlamında söylemiyorum. Bu tarihi bir realitedir. Batı tarihçileri “Türkleri çıkarın, dünya tarihi kalmaz” demektedir.

Devlet kurmak, toplumsallaşma yaratmak, düzen yaratmak, kanun yaratmak büyük bir iştir. Yahudilerin son 50 yıldır bir tane devleti var, işte ne olduğunu hep birlikte görüyoruz. Yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Devlet kuruculuğu bu değildir.

Temel sorun bu iki kavmin medeniyet anlayışlarının çatışmasıdır. Bugün sözünü ettiğimiz coğrafya sömürgeleştirilmek istenen coğrafyadır. Böl, yönet, çatıştır stratejisi bu bölgede uygulanmaktadır. Türk milleti bölge haklarına tam tersine bir yolu, kendi gücüyle kendilerini yönetme yolunu göstermektedir.

Birinci yol gösterici, Mustafa Kemal’in önderliğindeki Türk Kurtuluş Savaşıdır. Dünyadaki ilk başarılı antiemperyalist Milli Kurtuluş Savaşıdır. Öncüdür. İkincisi Sultan Galiyev’in Sömürgeler Enternasyonali düşüncesidir. Bütün mazlum sömürge uluslarının kurtuluşudur. Bugün de çözüm bu örneklerde yatmaktadır.

Dünyada, ya Yahudi kavminin toplumsallığı dışlayan, bireyci, özel mülkiyetçi, sermayeci, talancı küresel sistemi hakim olacaktır; ya da Türk kavminin tarihsel özelliği olan özel mülkiyeti dışlayan, devlet kuruculuğu, toplumsallık, kamusallık ve eşitlik modeli egemen olacaktır. Tarihte hep öne çıkan bu iki kavmin belirleyiciliği yine ortadadır.

Biz Türkler böylelikle devletçi, kamusal ve eşitlikçi milli karakterimizle insanlığın evrensel kaderinde olumlu bir rol oynayabiliriz.

(Türk Solu,03.21.2005)

Haber 10Haber 10

Bu haber 1,655 kez okundu.

 

İstanbul Caz Festivali başladı
İSTANBUL - İstanbul Kültür Sanat Vakfınca (İKSV) düzenlenen 17. Uluslararası İstanbul Caz Festivali başladı.
Birarada yaşama modeli: İstanbul tecrübesi
İstanbul İlahiyat Fakültesi, 'Dinsel ve Kültürel Farklılıkların Birarada Yaşaması: İstanbul Tecrübesi' adlı uluslararası bir sempozyuma ev sahipliği yapıyor.
Türk-Fransız ilişkileri 'Dünbugünyarın'da
HABER MERKEZİ- Tanzimat’tan Cumhuriyete Türk elitinin etkilendiği ve bugün en kötü dönemini yaşayan Türk-Fransız ilişkileri, Bugün 23:10’da TRT TÜRK’de yayınlanacak ''DÜNBUGÜNYARIN'' programında mercek altına alınıyor.
AA Muhabirine Avrupa'dan ödül
MUĞLA - ABD'nin 52 ülkedeki faaliyetlerinden sorumlu müşterek askeri karargahı olan ABD Avrupa Kuvvetler Komutanlığı tarafından desteklenen ''Southeast European Times'' (Güneydoğu Avrupa Zamanları) web sitesi tarafından düzenlenen fotoğraf yarışmasında AA Muhabiri Kenan Gürbüz'ün ''Çomakdağlı Kadınlar'' fotoğrafı birinci oldu.
'Sultan Abdülaziz’den II. Abdulhamid'e'
Milli Saraylar Dairesi Başkanlığınca periyodik olarak yapılan 'Saray Konferansları'nın bu ayki konuğu Tarihçi Yazar Mustafa Armağan...
Yetenek Sizsiniz'de küfür rezaleti!
Show Tv’de yayınlanan programının jüri üyesi Ali Taran canlı yayında ağzından kaçırdığı küfürle herkesi şok etti.
YAZARLAR
araba.com
DÜŞÜNCE ANALİZ
RÖPORTAJ
Salman Kaya: Solcuya ‘Hayır’ yakışmaz
Salman Kaya, Türkiye’de sol hareketin efsanevi isimlerinden. 1968 kuşağının unutulmaz liderlerinden. Askerî darbelerin büyük acılarını çekmiş, sekiz kere tutuklanmış, beş yıl hapis yatmış, korkunç işk
kitapadresi.com
ÇOK OKUNANLAR
Bugün Bu Hafta Bu Ay
Haber 10 İletişim | Reklam    2005 - 2010
Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Anadolu AjansıAnadolu Ajansı