| Anasayfam Yap Favorilere Ekle Haber Bandı EkleReklamİletişim |
![]() |
| BİLİM DÜNYA EĞİTİM EKONOMİ GÜNCEL KÜLTÜR-MEDYA SAĞLIK SİYASET SÖYLEŞİ SPOR VİDEO MAKALELER |
Ve dev uyanıyor Çocukluk ve gençlik yıllarımızda Türkiyemiz’in hep önde olmasının hayalini yaşardık. Bir tarafta şanlı tarihimiz, diğer tarafta o günkü hâlimizin acı gerçekleri vardı. Büyük Önder Atatürk’ün 10. Yıl Nutku’nun sonundaki ‘Ne mutlu Türküm diyene!’ hitabını çığlık çığlık içimize sindirmiştik ama Aziz Nesin’in ‘Eller aya, biz yaya’ yakınmasının tesirinden de kurtulamıyorduk. Benim de dahil olduğum bir kısmımız Türkiye’yi, Türk Milleti’ni büyük, güçlü, mutlu ve müreffeh görme hayaliyle yaşadı; diğer kısmımız ise ‘Bu memleket, bu millet adam olmaz’ tekerlemesiyle kompleksinden kurtulamadı. İşte bu tezatlarla dolu olarak nice bâdireler atlatıp bu günlere geldik... *** 2008 Türkiyesi, kim ne derse desin, artık bir ‘az gelişmiş ülke’ değil. Bir ‘süper güç’ de değiliz. Lâkin, dünya ülkeleri arasında ‘Merkez Ülke’ mevkiinde bulunan birkaç ülkeden biriyiz. Kendi bölgemizin 1 numarasıyız. Ayrıca, 1,5 milyarlık İslâm Dünyası’nın ve 250 milyonluk Türk Dünyası’nın da tabiî lideri konumundayız. Ekonomik ve sosyal göstergelerde hâlâ bazı sorunlar bulunsa da, küresel mukayeseler bakımından da artık alt sıralarda değiliz. 2007’de, 657 milyar dolarlık GSMH ile dünyanın 17. ekonomisi ve Avrupa’nın 6. büyük ekonomisi olduk. Avrupa’nın en hızlı büyüyen ülkesiyiz. OECD ülkeleri arasında en hızlı ihracat artışını biz kaydettik. 2008 yılı sonunda dış ticaret hacmimiz 360 milyar dolara ulaşacak. AB ülkelerine kıyasla en genç nüfusa biz sahibiz. Enerji projeleri bakımından da dünyanın en gözde ülkesiyiz. Ayrıca, dünyanın en güçlü 5 ordusundan birine sahibiz. Başta hâlâ rayına oturtamadığımız demokratik rejim olmak üzere elbette çok ciddî sorunlarımız da var. Birlik ve bütünlüğümüzü güçlendirmeli, terörle mücadeleyi daha tesirli hâle getirmeli, gelir dağılımında adaleti sağlamalı ve toplumun refah seviyesini arttırarak ekonomik, sosyal ve kültürel göstergeleri yükseltmeliyiz. En önemlisi de, daha fazla vakit kaybetmeden Yeni Anayasa’yı hazırlayıp yürürlüğe koyarak kurumları yerli yerine oturtmalıyız. Lâkin, 2008 yılının son aylarında geldiğimiz nokta, yerinecek değil övünecek bir noktadır. *** Türkiye, AK Parti’nin iktidarı zamanında, 2002 yılının sonundan itibaren dış politikada yepyeni bir döneme girmiş ve fevkalâde başarılı olmuştur. 2002 Hükûmeti, önünde kırk yıllık kangren olmuş meseleleri bulmuştur. Birkaç ay zarfında AB zirvesi, Kıbrıs sorunu ve nihayet Irak Savaşı ile karşılaşılmıştır. 1 Mart Tezkeresi’nde pahalıya mal olan tereddütler hariç tutulursa, Gül Hükûmeti dış politikada önemli başarılara imzasını atmıştır. 15 Mart 2003’te kurulan Erdoğan Hükûmeti, Gül’ün Dışişleri Bakanlığı’yla takviyeli olarak diplomaside yeni bir misyon başlatmıştır. Bu misyon, özellikle Şeflik Dönemi’nde ‘Mîsâk-ı Millî’ tekerlemesinin ardına saklanarak dış politikamızı pasivizme mahkûm eden klâsik CHP tutuculuğunun tam tersi olmuştur. Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı ve daha sonra Cumhurbaşkanı sıfatlarıyla Gül, nihayet Dışişleri Bakanı Ali Babacan, bu yeni ‘aktif dış politika misyonu’nun icracıları olmuştur. Bu arada, binicisine göre şahlanan isimsiz diplomatlarımızı ve ‘derin’ strateji teorileriyle yeni diplomasi vizyonunun mimarlığını yapan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nu da unutmamamız gerekir. Bu altı yıllık icraat döneminde bütün dünya ülkeleriyle görülmemiş bir süratle iyi ilişkiler kurulmuş; AB’ye giriş konusunda önemli adımlar atılarak müzakerelere başlanmış; Kıbrıs dâvamızda ciddî mesafeler kat edilmiş; İslâm ülkeleriyle ilişkilere ağırlık verilmiş ve Prof. İhsanoğlu İKÖ’nün başkanlığına getirilmiş; Türkiye, Afrika’ya açılmış; Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar’da barış için yapıcı katkılarda bulunulmuş ve Türkiye, dünyanın uluslararası ilişkiler gündeminde en önde gelen bir aktörü sıfatını kazanmıştır. 17 Ekim’de BM’de yapılan oylamada, Türkiye’nin 192 ülkeden 151’inin, yani yüzde 78,6’sının oyunu alarak ‘BM Güvenlik Konseyi’ üyeliğine seçilmesi, bu 6 yıllık olağanüstü gayretin neticesidir. *** Türkiye olarak, yarım asırlık bir aradan sonra kazandığımız bu ‘diplomasi zaferi’ için, Cumhurbaşkanı Gül’ü, Başbakan Erdoğan’ı, Dışişleri Bakanı Babacan’ı ve değerli diplomatlarımızı candan tebrik ediyorum. Artık dev uyanıyor... Yakın bir gelecekte Türkiye’nin yeniden bir ‘Cihan Devleti’ olmasının hayalini görüyorum. Hasan Celal Güzel - RadikalBu haber 6,717 kez okundu.
|
|
| İletişim | Reklam 2005 - 2010 Sitedeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |